İçeriğe geç

Son sayfa

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Son sayfa

Bölüm 3

Polis

Defne en sonunda pes etti ve yorganı üzerinden atarak ayağa kalktı. Komodinin üzerindeki saate baktı.

07.14.

Sessizce terliklerini giydi, dağılmış saçlarını açtı ve mutfağa doğru yürüdü. Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra buzdolabından kaşar peynirini çıkardı ve kendine bir tost hazırlamaya başladı.

Kahvenin hazırlanmasını beklerken mutfağın sessizliğini dinledi. Dışarıdan gelen hafif araba sesleri dışında ev oldukça sakindi.

Kahvesi hazır olduğunda kupasını aldı, tostunu bir tabağa koydu ve salona geçti. Yiyeceklerini sehpanın üzerine bıraktıktan sonra televizyonu açtı ve bir komedi filmi seçti.

Filmdeki karakterlerin yaptığı saçma şakalar ve abartılı hareketler, Defne’nin istemsizce gülümsemesine neden oldu. Uzun zamandır ilk kez zihnini meşgul eden düşüncelerden biraz olsun uzaklaşabildiğini hissediyordu.

Birkaç dakika sonra kahvesini bitirdi. Tabağında kalan son tost parçasını da yiyip mutfağa götürdü. Bardağını ve tabağını lavaboya bıraktıktan sonra yatak odasına geçti.

Masa başındaki sandalyeye oturdu ve bilgisayarını açtı.

Ekran aydınlandığında birkaç saniye boyunca boş boş baktı. Ardından e-posta uygulamasını açtı ve yayınevine göndermek üzere bir mesaj yazmaya başladı.

Yeni kitabını şimdilik yayımlamaktan vazgeçtiğini, dosyayı tekrar gözden geçirmek istediğini ve bu süreçte kendisine biraz zaman tanımalarını rica etti.

E-postayı birkaç kez okuyup gerekli düzeltmeleri yaptıktan sonra derin bir nefes aldı ve gönder tuşuna bastı.

İşini bitirdikten sonra bilgisayarında yeni, boş bir belge açtı.

Parmaklarını klavyenin üzerinde gezdirdi.

Bir süre ne yazacağını düşünerek ekrana baktı.

Yeni kitabı, büyük şehirden uzaklaşıp küçük bir sahil kasabasına taşınan genç bir kadın hakkındaydı.

Ana karakterin adı Lina olacaktı.

Yirmi altı yaşında, bir dergide editör olarak çalışan Lina, yoğun iş temposu ve yaşadığı tükenmişlik nedeniyle hayatına kısa bir ara vermeye karar veriyordu. Anneannesinden kalan eski evi düzenlemek için çocukluğunu geçirdiği kasabaya geri dönüyordu.

Defne ilk cümleleri yazmaya başladı.

Lina’nın kasabaya ilk gelişini, otobüsten inerken hissettiği tuz kokusunu, limandan gelen martı seslerini ve sabahın erken saatlerinde açılan küçük fırından yükselen taze ekmek kokusunu ayrıntılarıyla anlattı.

Kasabanın en sevilen mekânlarından biri olan, rengârenk çiçeklerle süslenmiş küçük bir kitapçı-kafe vardı.

Lina zamanının çoğunu burada geçirecekti.

Kafenin sahibi, ellili yaşlarında, sürekli örgü ören ve herkesin derdini dinleyen neşeli bir kadın olan Meral Hanım’dı.

Kitapçıda yarı zamanlı çalışan Ege ise sessiz, sakin ve eski plaklara meraklı biriydi. İlk bakışta mesafeli görünse de zamanla Lina’nın en yakın arkadaşlarından biri hâline gelecekti.

Defne yazmayı bırakarak geriye yaslandı.

Saat öğleni geçmişti.

Bir iki saat boyunca hiç durmadan yazmıştı.

Ekrandaki satırlara baktığında uzun zamandır ilk kez yazdıklarından memnun olduğunu hissetti.

Bilgisayarını kaydedip kapattı.

Biraz dışarı çıkmak iyi gelebilirdi.

Dolabını açıp rahat kıyafetler seçti. Geniş bir kot pantolon, sade beyaz bir tişört ve ince bir hırka giydi. Saçlarını özenle tarayıp topladı. Aynanın karşısında hafif bir makyaj yaptı.

Telefonunu, cüzdanını ve anahtarlarını çantasına koyduktan sonra evden çıktı.

Apartmanın merdivenlerini inerken alt kattaki komşusu Ayşe Teyze’yle karşılaştı.

“Günaydın kızım,” dedi kadın gülümseyerek.

“Günaydın,” diye karşılık verdi Defne.

Apartmandan çıktığında güneş iyice yükselmişti.

Sokak her zamanki hâlindeydi.

Karşıdaki marketin sahibi dükkânın önünü süpürüyor, birkaç çocuk okul dönüşü ellerindeki atıştırmalıkları yiyerek yürüyordu.

Defne kulaklıklarını taktı ve yürümeye başladı.

Önce mahallesindeki küçük kitapçıya uğradı.

Yeni çıkan romanlara göz gezdirdi.

Ardından köşedeki kafeden kendine buzlu kahve aldı.

Bir süre pencere kenarında oturup insanları izledi.

Normal bir gündü.

Sıradan.

Sakin.

Tam da ihtiyacı olan şey buydu.

Kafeden çıktıktan sonra telefonuna bir bildirim düştü.

Dila’dan mesaj gelmişti.

“Bu akşam müsait misin?”

Defne kısa bir tereddüdün ardından cevap yazdı.

“Olabilirim. Haber veririm.”

Telefonunu çantasına geri koydu.

Tam yolun karşısına geçmek üzereyken bir kadın telaşla yanına yaklaştı.

“Affedersiniz,” dedi. “Şu adresi tarif edebilir misiniz?”

Defne tarif etmeye çalışırken kadının bakışları bir anda Defne’nin arkasına kaydı.

Yüzündeki ifade değişti.

“Sanırım sizi bekliyorlar,” dedi tedirgin bir sesle.

Defne kaşlarını çatarak arkasını döndü.

Birkaç metre ötede iki polis memuru duruyordu.

Onlardan biri elindeki dosyaya baktıktan sonra Defne’ye yöneldi.

“Defne Aras?”

Defne şaşkınlıkla başını salladı.

“Evet?”

Polis memuru sakin bir ses tonuyla konuştu.

“Bizimle karakola gelmeniz gerekiyor.”

Defne’nin midesine bir ağırlık çöktü.

“Neden?”

Polis memuru kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

“Mehmet Kaya soruşturması kapsamında ifadenize başvurulacak.”

Defne’nin yüzündeki renk çekildi.

“Bir yanlışlık olmalı,” dedi hemen. “Ben o adamı tanımıyorum.”

“Bu konuyu karakolda konuşacağız.”

Çevredeki birkaç kişi merakla onlara bakmaya başlamıştı.

Defne çantasının askısını biraz daha sıkı tuttu.

Kalbi hızlanmıştı.

Bu sabah her şey ne kadar normal başlamıştı.

Kahve.

Tost.

Yazdığı yeni hikâye.

Sıradan bir yürüyüş.

Şimdiyse hiç tanımadığı bir cinayet soruşturmasının içinde bulmuştu kendini.

Ve en korkutucu olan şey…

İçindeki o tuhaf his, bunun sadece bir yanlış anlaşılmadan ibaret olmadığını söylüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.