Yağmur gece boyunca hiç dinmemişti.
Defne yilmaz masasının üzerindeki bilgisayar ekranına boş gözlerle bakıyordu. Duvardaki saat 04.30’u gösteriyordu.
Yayınevine teslim etmesi gereken yeni romanının son tarihine yalnızca birkaç gün kalmıştı. Ama Defne henüz tek bir cümle bile yazamamıştı.
Bir zamanlar adı bütün kitapçılarda görünürdü. Yazdığı cinayet romanları haftalarca çok satanlar listesinde kalırdı. İnsanlar onun yarattığı katilleri, kurbanları ve gizemleri konuşurdu.
Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Defne derin bir nefes aldı.
Parmaklarını klavyenin üzerine yerleştirdi ve yazmaya başladı.
“Adam terk edilmiş depoya girip etrafa baktı.”
Bir an durdu.
Sonra ikinci cümleyi yazdı.
“Adam arkasından hafif bir kıkırdama ve yavaş adım sesleri duydu. Tam arkasına döneceği sırada siyah eldiven giymiş iki elin boynuna doğru uzandığını gördü…”
Defne’nin parmakları klavyenin üzerinde dondu.
Başını kaldırıp saate baktı.
05.25.
Yorgunluktan gözleri yanıyordu.
Bilgisayarı kapattı.
Masanın üzerindeki mumu üfleyerek söndürdü ve yatağına uzandı.
Dışarıda yağmur hâlâ pencerelere vuruyordu.
Kısa süre sonra uykuya daldı.
Ancak sabah uyandığında onu bekleyen haber, yazdığı iki cümlenin hayatını sonsuza dek değiştireceğinden habersizdi…