İçeriğe geç

Son Şans 🍀

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Son Şans 🍀

Bölüm 3

Acilde Kaos:

Trink trink! Bildirim sesi.

’Tüm bölümden asistan ve doktorlar, derhal acil serviste olun. Zincirleme kaza bildirisi alındı. 8 dakikaya burada olacaklar.’

O sırada Çilek ile fazla büyük hastanemizin fazla büyük çatısında kahve içmekteydik. Burada 3 aydık çalışıyorum ama hala alışmakta zorlanıyorum. Hastanenin her yerini yeni ezberleyebildim, düşünün. Mesajı alır almaz kahveleri çöpe bile atmadan harekete geçtik.

”Çilek sen in, ben önlüğümü asistan odasından alıp geleceğim!” Çilek sadece başını sallayarak asansöre koşturdu. Bense yangın merdivenlerinden 4 kat inip odamıza vardım. Hızla önlüğümü üzerime geçirip steteskopumu boynuma asıp aşağı inmeyi becerdim. Bu hastanede genç bir asistan olsam da ismimi çoğu çalışan bilir, burada çalışmaya başladığım ilk gün kalp masajı yaptığım bir adam öldü. Adamın testlerde çıkmayan kullandığı bir ilaç varmış, bu yüzden acilde olay olmuştu. Benim suçum olmasa da buradaki ciddiyeti anlamam için yeterli olmuştu bu olay.

Acile varır varmaz tüm doktorların toplandığını gördüm. Çilek bana el işareti yaptı. 25 doktor falandık, kaza gerçekten büyük olmalıydı. Genel cerrahinin uzman doktoru Demir Hoca herkesi susturmuş, sakinleştirmişti. Beni görünce seslendi.

”Hadi Kumru, çabuk buraya gel!” 3 ayda benden pek hoşlanmadığı kanısına vardım. Haberiniz olsun…

Çilek’in yanına geçtim.

”Şimdi tüm asistan ve doktor olanlar, tüm duyularınızı açın ve beni dinleyin. Bu Alara’dan bir kaza değil. Baya büyük bir zincirleme olmuş. Ana İzmir yolunda. Sadece bize değil, başka hastanelere de gönderilen hastalar varmış. Ama en yakında biz olduğumuz için tüm travmalar buraya getiriliyor. Özellikle yeni asistanlara söylüyorum,” derken gözleri bana, Çiçek’e ve birkaç arkadaşımıza kaydı. “bu sizi etkileyecek. Daha önce görmediğiniz vakalarla karşılaşabilirsiniz. Sadece basitleri almaya çalışın. Yaklaşık 14 araçlık bir kaza, bir de demir çubuk taşıyan bir tır devrilmiş.” dediğinde tüm doktorlardan uğultu çıkmaya başladı.

”14 mü dedi o!?”

”Kaç kişi eder? Elli mi…”

”Tır da mı var!”

Çilek’le göz göze geldik ve aynı anda yutkunduk. Bu zor olacaktı. Saat akşam dokuz civarıydı. Ve bugün cumaydı, acillerin en sıkıntılı günü… Zaten dolu bir gündü, şimdi de 14 araç + 1 tır kadar hasta mı görecektim? Bu insan olarak sahip olduğum haklara aykırıydı. Tabi bir genel cerrah (asistan olsanız da) olduğunuzda tüm haklarınızdan vazgeçmiş sayılırsınız.

“Uğultuyu kesin ve odaklanın. Hastalar gelmeye başladığında sonu gelmeyecek gibi. Hepinizin hemen bir hasta üstlenmesini istiyorum. Boşta doktor görmeyeceğim. 2 dakika kaldı.Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı!” Dedik tüm hastane kadrosu. Acilin yeteceğinden şüpheliydim. Her ne kadar Izmir’in en yeni ve iyi hastanelerinden olsak da acil sınırlıydı. Kendimi mental olarak hazırlamaya çalışırken Çilek’in sesini duydum.

”Kumru, korkuyorum. Ben senin kadar cesur değilim. Hemen travmalara koşamam, yapamam.” Çok güzel. Şimdi de canım arkadaşımı sakinleştirmem gerekiyordu. Ben çok sakinmişim gibi.

“Bak, 6 yıl tıpı bu gün için okudun tamam mı? Yanık vakası dışında bir şey almaya çalış, senin tecrüben gereği. Gerisini yeteneğin halledecek.”

Etkili konuşmam biter bitmez Çilek kafa sallarken ambulans sirenleri duyuldu. Stresten beyaz önlüğümü sıkıyordum. Bir kaç saniye sonra ambulans sağlık görevlilerinin bağırışlarını duydum ve bir anda acil kapısı açılır açılmaz içeri 5 ambulanslık hasta girdi. İlk öndeki uzman doktorlar ve Demir Hoca hastaları aldı, Demir Hoca bize bir bakış atıp gözlerini sıktı, gösterin kendinizi der gibi. Sonra da hastasına bakmaya başladı. Acil kapısı açıldığında bu sefer 6 sedye daldı içeri. İçlerinden üçü yanıktı. Demek ki yangın da çıkmıştı, tabi öyle büyük bir kazada kaçınılmazdı. Çilek’e bakmaya fırsat bile bulamadan kendimi bir sedyenin başında buldum. Yanıkları daha kıdemlilere bırakıp bir bacak vakası almıştım. Hemşirelere bir sürü tıbbi terimi hızla sıralarken ve bir dikiş seti isterken resmen başım döndü. Ben bunları yaparken yan gözle acil kapısının 3. kez açıldığını gördüm. Hemen yan tarafta da Çilek’in bir hasta ile ilgilendiğini görüp rahatladım. Sonra hastama odaklanıp bacağını temizledim. Dikişten önce entübe edip güzelce hallettim. Sonra bir kadın vakaya daha baktım. Bu seferki ağır olmayan bir yanıktı. Bunu da hallettikten sonra eldivenlerimi yenileyip alnımdaki teri sildim. Her yerim terdi gerçi.

İşte o an zaten kaos merkezi olan acilin kapısı bilmem kaçıncı kez açıldı.

Ve içeri çenemi yere değdirecek türden bir sedye girdi.

Elimdeki maske düştü.

Ağzım da onunla beraber düştü galiba.

Saplık çalışanları derhal bakılması için bağırıyordu ama o an mucizevi bir şekilde benim dışında onları duyan, umursayan, anlayan ya da fark eden kimse yoktu. Herkes işi ile meşguldü. Ve o an acile göz gezdirdiğimde benden yeni asistanlar dışında kimseyi göremedim. Gözüm Demir Hoca’yı aradı ama anlaşılan bir “acil” ameliyata girmişti.

Kendimi toparlayıp beynimin acil durumlarda düşünen kısmını harekete geçirdim ve sedyeyle doğru ilerledim. O an yapabileceğime inandım. Eğer beceremezsem tüm sorumluluk benim olurdu. Burada en iyi asistanlardan biri olarak işimden bile olabilirdim. Ama o an hiçbiri aklıma geldi mi dersiniz? Hayır, sadece o adamı kurtarma içgüdüm doktor olduğunu kanıtlarcasına çalıştı.

Her neyse kimseye çarpmadan sesleye vardım ama bir kez daha şoka girdim. Adamın yüzünde hafif bir yanık vardı ama onun dışında dalağına doğru girmiş uzun demir çubuk, sırtının altında çıkan ucuyla heybetlice dururken o yanık önemsizdi. Yuvarlağından çıkan gözlerim algılayamadığı için kulaklarımı açtım.

“Ne olmuş bu adama!”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

5. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.