Ankara'nın puslu sabahlarından biriydi. Asena, Emniyet’in önünde eldivenlerini takarken gözlerini gökyüzüne çevirdi. Bir gün daha, bir görev daha. Ama içinde bir huzursuzluk vardı; sanki kalbinin bir köşesi çoktan veda etmeye hazırdı.
Ömer, Atatürk Lisesi’nde ilk derse girerken hâlâ Asena’nın sabahki mesajını düşünüyordu:
"Bugün erken dönersem bir kahve içer miyiz? Belki de hayatımızın kahvesi olur."
Ömer gülümsedi. Onunla geçen her an zaten hayatının anlamıydı. Asena’nın asi gülüşü, geceleri sarılıp uyudukları o kırık dökük apartman dairesi, birlikte yaptıkları menemen bile mucizeydi.
Ama hiçbir mucize sonsuz değildi. Hele Ankara’da değil.