Her şey bir mektupla başladı.
Ama o mektubu yazan kişi, herkesin gözünde çoktan ölmüştü.
...
Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı. Polis sirenleri, sessizliği parçalarken insanlar meraklı bakışlarla sarıya çekilmiş şeridin arkasında toplanmıştı.
Yanmış bir beden...
Yüzü tanınmayacak hâldeydi.
Polislerden biri yavaşça yere eğildi. Bedenin hemen yanında, alevlerin dokunmadığı küçük bir zarf duruyordu.
Üzerinde sadece iki kelime yazıyordu.
"Son Mektup."
Komiser zarfı açtı.
İçindeki tek cümleyi okuduğunda yüzündeki ifade değişti.
"Beni bulmaya çalışmayın."
Tam o sırada kalabalığın arasından bir genç öne atıldı.
Nefes nefeseydi.
Gözlerini cesetten ayırmadan fısıldadı:
"Hayır..."
"Bu... Lavin olamaz."
Kimse ona inanmadı.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Lavin ölmüştü.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.
O sırada, kilometrelerce uzakta, ormanın derinliklerindeki eski bir ağaç evde, genç bir kız elindeki kalemi masaya bıraktı.
Duvara asılı sekiz isme baktı.
Son ismin üzerinde biraz durdu.
Edwin.
Kalemin ucuyla ismin altını bir kez daha çizdi.
Sonra usulca gülümsedi.
"Henüz bitmedi."


