İçeriğe geç

Son krallık

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Son krallık

Bölüm 1

Bölüm 1

Nastya’nın anlatımıyla)

Başım dönüyordu, telsizdeki sesin tek söylediği şey “Dikkatli ol, her zaman tetikte ol yoksa…” buradan sonra ses kesildi. Ürkütücüydü. Başımı kaldırdığımda çok farklı bir yerde olduğumdan emindim. Apaçık bambaşka bir evrendi. Bazı sesler geliyordu. Sesi kısılmış biri çığlıklar atıyordu. Ayağa kalktım. Krallıktan en fazla ne kadar uzaklaşmış olabilirdim ki? Ama içimdeki ses beni korkutuyordu. Yürümeye başladım. Birkaç metre ileride bir orman vardı ve ortalıkta insanlar yoktu. Birilerine sesimi duyuramazdım.

Yeryüzünde bir sürü anlaşmazlık çıkmıştı. Ülkeler, birbirlerine savaş açmıştı ve bu savaşlar sonucu tüm ülkeler yönetim şekillerini krallığa çevirmişlerdi. Krallıklar savaşmıştı yıllar boyunca. Ama şimdi koca evrende belki de sadece iki krallık kalmıştı. İlki Arsilya Krallığı diğeri ise Kanteya Krallığı.

Ben Arsilya Krallığı’nda doğdum. Ama şu an nerede olduğumla alakalı ufacık bir fikrim yok. Görevim Kanteya Krallığı’na gizlice sızmaktı. Ancak burasının Kanteya Krallığı olduğunu hiç sanmıyorum. Ormanın ortasında bir başımaydım. Çalılardan bir ses gelmeye başladı. Kılıcımı çektim. Korkudan elim titriyordu ve ben hemen korkan biri değilimdir.

“Bundan korkamazsın Nastya hadi ama ne kadar korkak bir kedi çıktın. Tahta geçtiğinde de bu kadar korkarsan yandık kızım.” Arkamdan gelen sesin kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. O iğrenç, sinir bozucu ama bir o kadar da tonlamasını güzel yapan, benim aksine tane tane konuşan o kişi Kanteya Krallığı’nın varisiydi. Amcasından sonra hem tahtın hem krallığın hem de tüm mirasın sahibi olacaktı. Tıpkı benim gibi. “ Hey! Sana diyorum. Alo?” Arkamı döndüm. Evet, tahmin ettiğim kişiydi. Aryaz Kanteya. Kendisini herkesten üstün gören ve zeka seviyesi en fazla bir eşek kadar olan, şımarık, Kanteya Krallığı’nın varisi olan erkek.

“ Tamam, beni yakaladın. Tam da krallığına girerken. Hadi, askerlerini çağır ve ben daha onlar gelmeden ortalıktan kaybolayım ve sonra bir daha deneyim. Her zamanki gibi.”

“Ve sen denedikten sonra seni tekrar yakalarım, her zamanki gibi.” Yine o aptal sırıtışını takınmıştı. Buna sinir olduğumu biliyordu. Aslına bakarsanız o benle alakalı her şeyi biliyordu ve bende onla alakalı her şeyi biliyordum…

(GEÇMİŞE DÖNÜŞ- & yazarın anlatımıyla)

Nastya ve Aryaz bebekliklerinden beri arkadaştı. Çünkü tüm krallıklar birbirleriyle savaşırken, Arsilya ve Kanteya Krallığı dostluklarını sürdürmeye devam etmişlerdi. İki krallıkta çok mutluydu. Bir gün Nastya ve Aryaz’ın ebeveynleri diğer krallıklarla da barış sağlamak için bir gemiye bindiler ve bir daha da geri dönemediler.

Krallıklarda yas ilan edildi. Bu olay yaşanırken Nastya ve Aryaz sadece 7 yaşında oldukları için tahta geçemezlerdi. Bu yüzden onların yerine her ikisinin de amcaları tahtın başına geçti. Ancak amcalar savaş yanlısı insanlardı ve birbirlerinden nefret ederlerdi.

Bu yüzden yeni yasalar çıktı ve bu yasalarda dostlukla alakalı hiçbir şey yoktu. Hepsi savaşla ilgiliydi. Aynı zamanda bu yeni iki hükümdarın tek isteği “son krallık” olmaktı. Tüm krallıkların tarihten silinmesiydi. Bu yüzden Nastya ve Aryaz’ın arkadaşlığı son buldu. Amcaları onları küçük yaşta hırsla doldurdu ve her gün kılıç eğitimi verdiler.

Nastya ve Aryaz’a anlatılan hikaye her zaman şuydu: Annen ve baban onlar yüzünden öldü. İntikamını al.

İkisi de anne ve babalarının ölümüyle alakalı bir şey sorduklarında her zaman konuyu değiştirirlerdi. Bu yüzden hem Nastya hem Aryaz birbirlerinin ülkelerine casus olarak girip bir ipucu ararlardı. Ama bu hiçbir zaman hiçbir işe yaramazdı.

(GÜNÜMÜZE DÖNÜŞ & Nastya’nın anlatımıyla)

Askerler gelmişti. Yine bir ipucu bulamamıştım. Tam kelepçeler takılacakken Aryaz durmalarını emretti ve sonra bana döndü. “Onu krallığına bizzat ben götüreceğim.” Şaşırdım ve hemen karşı çıktım. “ Asla olmaz! Seni krallığıma almayı bırak, adımını bile attırmam.” Sırıtmaya başladı. “Madem öyle istiyorsun peki. Ancak adamlarım seni sınıra kadar takip edecek.”

Sinirle yürümeye başladım. Pelerinim rüzgar yüzünden uçuşuyordu. Sınıra yakın bir yerde olduğumun farkına vardım. Ancak ormanın olduğu bu bölgeye daha önce hiç gitmemiştim.

Nihayet güzel krallığıma varmıştım. Hızla saraya doğru ilerledim. İçeri girdim ve mutfak kapısının önünde durdum. “Karya, rica etsem odama çay getirir misin?” diye seslendim mutfağa doğru. Cevap gelmedi. Gelmesini de beklemiyordum zaten. Karya benim hizmetçim değildi ancak hizmetçiler arasından en çok ona ısınmıştım.

Kısa boylu, zayıf bir kızdı. Benden 2 yaş küçüktü yani 15 yaşındaydı. Hafif dalgalı ama asla kabarmayan kestane rengi saçları beline kadar uzanıyordu. Yeşil gözleri avını bekleyen bir leoparın gözlerini hatırlatıyordu bana.

Karya’yı hizmetçiden öte bir arkadaş olarak görürdüm. Şakalarına bayılırdım. Ancak utangaç kızdı Karya. Başkalarının yanında benimle rahat konuşmazdı. Bu yüzden başkalarının yanında ona “emir veriyormuş” gibi davranmam lazımdı. Çünkü amcamın kurallarından birisi de hizmetçilerle arkadaşlık etmemektir. Neyse ki amcama hiç yakalanmadım.

Çalışma masamda oturup kitabımı okurken kapı çaldı. Kapıyı açtım. Gelen Karya’dan başkası değildi. Hizmetçi odasını aradım ve Karya’ya bir iş verdiğimi uzun süre odamdan çıkmayacağını söyledim olabildiğince ciddi bir tavırla.

Telefonu kapar kapamaz kahkahalara boğulduk. Bu yalanı habire yutuyorlardı. İlk başta biraz sohbet ettik. Karya’ya bugün tekrar Kanteya’ya gittiğimi ve yeni bir yer keşfettiğimi söyledim. Heyecanlandı ve bende anlatmaya başladım.

Ben anlattıktan sonra o da anlatmaya başladı. Ama benim aklımdaki düşünceler çok farklıydı. Garip bir şekilde Karya ile fiziksel olarak çok benziyorduk ve annem, babam öldükten sonra Karya okyanusta sahilin kıyısına vurmuş hasır bir sepetin içinde bulunmuştu ayrıca işin garip kısmı bir not vardı. Ancak tüm yazılar akmıştı. Sadece anne, babamın imzası ve “Karya” yazıyordu. Bu herkeste annemin ve babamın yaşıyor olabilme ihtimalini ve Karya’nın benim kardeşim olma ihtimali düşüncesini tetiklemişti. Ancak amcam bu konu hakkında konuşulmasını yasaklasa da krallıktaki en büyük gizem hala kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Aslında Karya da bu teorilerin farkında ve bu yüzden ona bulduğum her ipucuyu anlatıyorum.

“Hadi bakalım, ders vakti.” Karya heyecanla masanın başına oturdu. Karya’nın içindeki öğrenme isteği beni cezbediyordu. 2,5 saatlik bir dersin sonunda saat geç olmuştu. Artık Karya’nın gitmesi gerekti. “İyi geceler, Nastya.” “İyi geceler, Karya. Tatlı rüyalar.”

Bölüm sonu

19 yorum