Burası 1988 yılında bir çocuğun hız treninden düşmesi sonucu ölmesi ve aynı zamanda bir çok kişinin ölmesi nedeniyle lanetlendiği idda edilerek kapanmıştırBurası 1988 yılında bir çocuğun hız treninden düşmesi sonucu ölmesi ve aynı zamanda bir çok kişinin ölmesi nedeniyle lanetlendiği idda edilerek kapanmıştır.
Ve buraya ben ve 3 arkadaşımla beraber gitmeye karar verdik.
Ben Ece Toprak 19 yaşındayım ve korku teması içeren youtube hesabım var.
Bugün 21 Ağustos 2026 saat 02:43 ve İstanbul'da bulunan bu lanetli lunaparka doğru yola koyulduk.
Yanımda Hicran Kaya, Faruk Yıldırım ve Mert Demir var.
Hicran- Arkadaşlar acaba biz kafayı mı sıyırdık neden lanetlenmiş bir yere gidiyoruz hemde bu saatte.
Ben-Canım çünkü kanal için en uygun yer burası ve Bakacaz doğru mu değil mi.
Faruk-Hicran o kadarda korkmaya gerek yok biz nerelere nerelere gittik artık alışmış olman gerekiyor.
Mert-Faruk haklı Hicran Rahat ol.
Hicran-Yarappi ya sabır ya selâmet ben korktuğunu söylemedim. Burda bir çok kişi ölmüş hemde kimin yaptığı bulunamadı.
Ben-Birileri öldürmüş ola bilir yani orda bir çok kişi öldü ve kimin öldürdüğü bulunamadı diye hemen lanetlendi damgası vurmuşlar.
Mert-Eminim hiçbir şey olmadan girip çıkacaz.
Faruk-Tamam susun az kaldı gelmemize.
Ben-Ay ne güzel sohpet ediyoruz işte.
Hicran-Sen sohpet etmeye devam etmek yerine kayıta mı başlasan.
Ben-Ayy doğru onu unuttum.
Faruk-Bir şey dicem eğer orda şebeke çekerse yayın mı açsak. Hem herkes canlı canlı izlemiş olur.
Mert-Mantıklı aslında . Hem bende küçükken böyle bir canlı yayın izlemek isterdim.
Ben -Tamam eğer şebeke çekerse açarız. Neyse kayıta başladım.
Merhaba arkadaşlar bugün sizinle beraber lanetli bir Lunapark'a gidecez bakalım dedikleri gibi lanetli mi.
Hicran-Ve ayrıca eğer orda şebeke çekiyorsa yayın bile açıcaz yani burayı yayına gelenler hem yayında hemde youtube kanalında izleye bilir.
Faruk-Arkadaşlar bide düşünsenize başımıza tam bir şey geleceği an yayın kesiliyor vala ben şok olurum.
Hicran-Üff be orda şebekenin olup olmadığını bile bilmiyoruz ve hemen canlı yayın hakkında konuşuyoruz.
Faruk-Tamam küçük ergen sustuk.
Hicran-Sen kime küçük ergen diyorsun haa.
Mert-Faruk bence sus yoksa bu kız senin azına sıçar.
Faruk -Hiç öylesine söyledim hicran sen neden hemen üstüne alındın ki.
Faruk -valla haklısın mert şu gözlere bak bi cinayet işler bu kız beni hemen parçalar.
Ben-Faruk önüne baksana sen hadi. Ne kadar kaldı be 1 saattir yoldayız varmadık mı ne kadar kaldı.
Faruk-Tamam ya bakıyorum bir 20dk kaldı hemen varırız.
Hicran-Ayy oturmaktan yoruldum bee.
Mert-Bende.
20dk sonra
Faruk-Hadi vardık inin bakalım.
Ben -Mert bagajdan çantaları ve fenerleri çıkarır mısın.
Mert-Tamam çıkarırım
Hicran-Tam tahmin ettiğim gibi şebeke yok.
Faruk -Neyse yapacak bir şey yok.
Ben-Kayıtı açtım arkadaşlar sonunda lunaparka vardık tam 1:30 saattir yoldayız sonunda vardık .
Ama LUNA park ciltten çok büyükmüş ya. Şuna bakar mısınız.
Hicran-Buranın etrafında yok denilecek kadar az ev varmış.
Faruk -Evet bende fark ettim.
Mert -Herkes kendi çantasını alsın.
Ben-Tamam hadi girelim.
Hicran-Kapı neden açık.
Mert-Evet normalde böyle yerlerin kapısı kapalı olur.
Ben-Biz içeri girelim size hikayeyi anlatayım.
Hicran-Bana bak bizden bir şey saklamıyorsun değil mi.
Ben-Ya yok hadi girin.
Hepimiz lunaparka girmiştik fakat içeride çok tuhaf bir koku vardı. Sanki bir ceset vardı.
Biz etrafta gezinmeye başladık ve buranın hikayesini anlatmaya başladım.
Ben-Evet arkadaşlar 1988 yılında bir erkek çocuğu şu anki tahmin olarak 9,10 diye biliniyor o çocuğun burdan düşmesin sonucu ölmüştür şu an tabi yaş sınırı geldi . Çocuk ordan düşmeden önce 5yaşından küçük kişiler binemiyormuş.
Çocuk hız töreninden düştükten sonra bu lunapark'ta bazı kişiler ölü bulundu fakat kimin öldürdüğü bulunamadı ve ölen kişilerin çoğu sabah ölmüştür yani bir insan öldürse illahki görülürdü diyordu halk ve haklılar görülürdü. Ayrıca ölün kişilerin üstünde öldüren kişiye dair hiç bir iz yok ve biliyorsunuz o zamanlar teknoloji şimdiki kadar gelişmemişti o yüzden öldüren kişi bulunamıyordu. Bu yüzden halk buranın lanetlendiğini söyleyip artık buraya gelmeyi bırakmışlardı ve burası 1989 yılında yani 1 yıl içerisinde batıp kapandı. Bu Luna Park'ın etrafında olan evlerin bir çoğu terk edilmiş çünkü söylediklerine göre bu Luna Park'ta geceleri ağlama, acı içinde çığlıklar, birisini çağırma ve cinsiyeti belirsiz 1.00 boylarında bir çocuğun bölgelerinin dolaştığı söyleniyormuş hatta bazı kişiler geceleri Luna Park'a baktıkları zaman Luna Park'ta onlara doğru bakan ve onların gelmesini işaret eden o çocuğun gölgesini görüyorlarmış. Bu yüzden Luna parkın etrafındaki evlerin hepsi terk edilmiş ve yolda da gördüğünüz gibi Luna Park'ın etrafındaki evlerde ışık yok ve kırık döküklerdi. Ayrıca buraya önceden serseri sigara içen alkor içen uyuşturucu kullanan kişiler sabahları kalırmış fakat onlardan da 4 , 5 kişi ölünce onlarda buraya gelmeyi bırakmış. Ayrıca arkadaşlar burada önceden bir güvenlik varmış fakat güvenlikte bu olaylara şahit olunca burayı terk etmiş ve hiç kimse buranın güvenliği olmayı istememiş. Bu yüzden buraya girip çıkmak çok kolay.
Faruk-Olum sen citti olamazsın o yüzden mi buranın kapısı açıktı.
Ben-Hayır bu yüzden değil dediklerine göre buraya kim geliyorsa o gelmeden önce kapı açılırmış ki o gelen kişiler içeri daha kolay gire bilsin.
Biz kapıdan uzaklaşmıştık etrafa bakındık ve o çocuğun öldüğü yere o hız trenine gelmiştik.
Hicran-Kıyamam ya çocuğa yazık.
Ben-Çocuk tam buraya düşerek ölmüş adlî tıp sonuçlarına göre çocuğun boynu kırılarak kemiği derisini ve boğazını delmiş kaburgaları kırılarak ciğerlerine batmış sol kolunda 5 kırık her iki ayağısında 6 kırık varmış ve bacağısındaki kırıklar bacak tendomlarısını koparıp hasar vermiş.
Mert -Ayy oğlum sus tamam yeter anlatma daha fazla. Gözümde canlandı şimdi.
Ben -Tamam zaten çocuk hakkında konuşacak başka bir şey yok yani bunlar olmuş.
Biz arkamızı döndüğümüz gibi yukarıdan aşşağıya doğru bir şey sertçe yere yapıştı.
Biz arkamızı dönüp baktığımıda benim anlattığım ölen çocuktu. Fakat o başını çevirip.
Ölen çocuk-Yardım edin annemi çağırın Ya-Yardım edin.
Dedi . Biz hepimiz çığlık atarak ordan uzaklaştık.
Arkamızdan bu kez çığlık sesleri geliyordu.
"Gelin buraya bana yardım edeceksiniz gelin"
Biz hepimiz o kadar korkmuştuk ki yolu unutmuştuk.
Hicran-Nerde bu Siktiğimin kapısı çıkmak istiyorum burdan.
Ben elimde kamerayla koşuyordum kamera hala açıktı ve kayıt altındaydı.
Aniden önümüze bir şey çıktı.
Bu o çocuktu her yeri kan içerisindeydi ve aniden etrafımızda çember oluştu ve çemberi oluşturan bunca yıl burda ölen kişilerdi.
Ölen cocuk-Nereye gittiğimizi sanıyorsunuz siz.
Mert-Lütfen bırak bizi gidelim. Nolur.
Ölen çocuk-Neden geldiniz buraya.
Ben -Biz-biz sadece burdaki dedikoduların doğru olup olmadığını öğrenmek istedik biz youtuber'uz video çekiyoruz bir çok kişi buraya gelmemizi istedi bizde geldik lütfen bizi bırakın.
Aniden hepsi bir anda. "Neden bizi rahatsız ettiniz sizi öldürecek " dediler hepimiz çığlık attık hicran yere çöküp kulaklarısını ve gözlerini sımsıkı kapattı.
Ölen çocuk-Burdan çıkmak istiyorsanız soruyu doğru bileceksiniz.
Ben-N-Ne sorusu.
Ö. Ç-Çok basit bir soru. Eğer doğru bilirseniz gide bilirsiniz eğer bilemezseniz ölürsünüz.
Mert-Tamam tamam sor.
Ö. Ç-O gece... 1988'in o karanlık gecesinde, ben hız treninin en tepesinde, emniyet demiri açılmış halde, raylara tutunmuş can çekişirken... Hemen aşağıda, platformun kenarında biri duruyordu. Elinde o zamanın kocaman, ağır kameralarından biri vardı. Beni gördü. Çığlıklarımı duydu. Butona koşup treni durdurmak, bir saniyesini bile almazdı. Ama o ne yaptı biliyor musunuz?"
Çocuk, kanlı elini sana doğru uzatır, parmağı doğrudan kameranı işaret eder:
Ö.Ç-Butona basmadı. Koşmadı. Sadece kamerasını kaldırdı ve vizörden bana baktı. Kayıt tuşuna bastı. Düşüşümü, kemiklerimin kırılışını, son nefesimi verişimi... Hepsini 'özel haber' olsun diye saniye saniye kaydetti. Şimdi söyleyin bana... O gece benim ölümümü izleyip, acımı filme alan ve bu parkın lanetlenmesine 'içerik' sağlayan o kameramanın o an taktığı şapkanın rengi neydi?
Ben ellimde titreyen kamerayla öylece kalmışım. Çocuk gözlerini doğrudan kamerasının merceğine dikmiş, cevabı bekliyordu. Etrafımızı saran o gölgeler, ölülerin fısıltıları sanki bir anlığına durmuştu. Ortamda sadece Mert’in hızlı hızlı alıp verdiği nefes sesi vardı.
Mert- Ece... N-ne diyor bu? Biz nereden bilelim 1988’deki adama ait şapkanın rengini?!
Hicran- Bizi öldürecekler... Cevabı bilemeyiz ki, yalan söylüyor, bizi buradan çıkarmayacaklar!
Ben- Durun bir dakika...
Tam o sırada elimdeki kameranın ekranı karardı. Cihaz kendi kendine cızırdamaya, karıncalanmaya başladı. Ekran bir anlığına kırmızı bir ışıkla parladı ve ardından vizörde 1988 yılına ait, karlı, siyah-beyaz ve titrek bir video oynamaya başladı.
Kameranın küçük ekranında, tam da çocuğun anlattığı sahne vardı. Hız treninin tepesinde, raylara tutunmuş 9 yaşındaki bir çocuk... Ve kameranın kadrajı aşağıya doğru kaydığında, merdivenlerin hemen yanında elinde devasa bir kamerayla duran o adam belirdi. Adamın başındaki şapka, eski videonun o renkli merceğinden pırıl pırıl parlıyordu.
Gözlerime inanamayarak ekrana baktım. Yutkundum. Boğazım kurumuştu.
Ben- Kırmızı... dedim fısıltıyla.
Ölen Çocuk- Ne dedin? Sesini duyamıyorum!
Ben- KIRMIZI! O gece seni kurtarmak yerine çeken vicdansızın başındaki şapka Kırmızıydı!
Çocuk bir an durdu. Yüzündeki o kanlı, korkunç ifade aniden dondu. Etrafımızdaki çemberi oluşturan gölgeler geriye doğru birer adım attı.
Ölen Çocuk- Doğru... dedi buz gibi bir sesle. Kırmızı bir kasket takıyordu.
Faruk- Bildik! Doğru bildik! Lütfen... Söz verdin, bırakın gidelim artık!
Çocuk yavaşça başını yana eğdi. Yüzünde tüyler ürpertici, çarpık bir tebessüm belirdi.
Ölen Çocuk- Gitmenize izin vereceğim... Ama o görüntüyü silmeyeceksiniz. O kırmızı şapkalı adam o gece o kasedi sakladı, gerçeği kimse görmedi. Şimdi o kaset sizin kameranızda. Dünyaya o gece beni kimsenin kurtarmadığını göstereceksiniz. Eğer o videoyu kanalınızda yayınlamazsanız... Bu sefer canlı yayını sizin kanınızla açarım.
Aniden etraftaki çember bir anda buhar gibi yok oldu. Parkın giriş kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.
Faruk- KOŞUN!
Arkamıza bile bakmadan çıkışa doğru koşmaya başladık. Ama benim elimde hâlâ o kamera vardı ve ekranında 1988 yılına ait o kaset kaydolmaya devam ediyordu.
Arabaya bindik ve Faruk hızla arabayı sürdü.
Hicran-N-Ne yaşadık ya biz az önce.
Mert-O video nasıl senin kameranda belirdi.
Ben-Bilmiyorum bende bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa bunu paylaşmazsak başımıza geleceklerin hiç iyi olmicağı.
Faruk-Fakat bu videoyu böyle paylaşamayız telif hakları nedeniyle çok düzenleme gerekiyor.
Hicran-Ya siz ne hakkında konuşuyorsunuz bu olayları yaşayalı daha 5 dakka bile olmadı 5 dakka siz şimdiden video hakkında mı konuşuyorsunuz.
Ben-Hicran haklı şimdilik susar mısınız olayları sindirmemiz lazım. Eve gidene kadar konuşmasak iyi olur.
Elimdeki kameraya baktım hala kayıt altındaydı kaydı durdurdum ve kamerayı arkaya doğru koydum. Başımı cama yaslayıp yaşadıklarımı tekrardan düşündüm. Bu olaydan sonra bir daha böyle kolay kolay video çekeceğimiz sanmıyordum. Gittiğimiz hiçbir yerde böyle bir şey yaşamamıştık. Sanırım bu videoyu paylaştıktan sonra kısa bir ara verecem.
3 gün sonra.
Videoyu yayınladıktan sonra bir çok izlenim beğeni ve yorum aldı. Takipçi sayım bir günde tavan yaptı resmen ama bunlar umrumda değildi çünkü bu üç gün boyunca çocuk rüyalarıma girip paylaşmamı söylüyordu. Artık rahatladım...
Son...
