Kral Joser, Anzak Başkent’in yüksek surlarında durarak, kaybettikleri topraklara hüzünle baktı. Eskiden güçlü olan Anzak İmparatorluğu, zaman içinde düşmanları tarafından parçalanmış ve küçülmüştü. Şimdi, elinde kalan son kale ile halkının son umudu Joser’di.
Sarayda toplanan danışmanları, mevcut durum hakkında rapor veriyordu. Joser, düşüncelerine dalmışken, yanına en yakın danışmanı Alara geldi.
“Majesteleri,” dedi Alara, “Son kalemizi korumak için ne yapmalıyız? Halk umutsuz, ordumuz yorgun ve bitkin.”
Joser derin bir nefes aldı. “Öncelikle, birlik ve beraberliği yeniden sağlamalıyız. Ordumuz zayıf olsa da, kalplerimiz güçlü. Şimdi, eski dostlarımızdan yardım isteme vakti geldi. Solentia, Ironclad ve Verdantia krallıklarıyla bir araya gelerek ittifak kurmalıyız.”
Alara endişeyle başını salladı. “Bu krallıklar bize nasıl güvenecek? Eski günler geride kaldı. Onlarla nasıl bir anlaşma yapabiliriz?”
Joser, kararlılıkla gözlerini kıstı. “Hikayemizi yeniden yazacağız. Tüm krallıklara, Anzak’ın küllerinden yeniden doğacağını göstereceğiz. Barış ve adalet için savaşacağız ve bu savaşta haklı olduğumuzu onlara kanıtlayacağız.”
Gecenin karanlığı çöktüğünde, Anzak Başkent’inin surları ışıldayan meşalelerle aydınlanmıştı. Kral Joser, ordu komutanları ve danışmanlarıyla birlikte, Solentia, Ironclad ve Verdantia’ya mesajlar gönderdi. Bu mesajlarda, Joser onları birleşik bir cephe oluşturarak düşmanlarına karşı koymaya davet etti.
Günler sonra, Solentia Kraliçesi Elara, Ironclad İmparatoru Ragnor ve Verdantia Kralı Eryndor’dan yanıtlar geldi. Her biri, kendi şartları altında ittifaka katılmayı kabul etmişti. Solentia, büyücü ve okçularını göndereceğini; Ironclad, ağır piyadeleri ve süvarileriyle destek vereceğini; Verdantia ise gerilla savaşçılarını ve doğanın gücünü paylaşacağını belirtti.
Bir zamanlar güçlü olan Anzak İmparatorluğu, yeniden yükselmek için ilk adımlarını atıyordu. Joser, bu zorlu mücadelenin başlangıcında, kalbindeki umudu ve kararlılığı hissediyordu. Ancak, önlerindeki savaşın ne kadar zor olacağını henüz bilmiyordu.
