Gece yarısının sisi terk edilmiş sanayi mahallesinin sokak lambalarını boğarken, Alya motosikletini paslı bir hangarın gölgesine çekti. Sırtındaki yay çantasını düzeltti, cebinden çıkardığı yeni bir çilekli lolipopun ambalajını dişleriyle yırttı. Marina operasyonunun yorgunluğu henüz kaslarından silinmemişti ama damağına yayılan şeker tadı dikkatini anında keskinleştirdi.
Tam o anda sokağın iki ucundan yaklaşan siyah minibüslerin farları kör edici bir parlaklıkla yandı. Lastiklerin ıslak asfaltta çıkardığı tiz çığlık, dar sokağı bir tuzağa dönüştürdü. Minibüslerden inen sekiz adam, ellerindeki demir çubuklar, susturuculu tabancalar ve palalarla Alya’nın etrafını sardı. En öndeki adamın yakasındaki gümüş sancak rozeti, bu pusunun sahibini açıkça ele veriyordu: Vecdi Sancak, taht kavgasını masadan sokaklara taşımıştı.
"Silahını bırak küçük hanım," dedi en öndeki iri yarı adam, namluyu Alya’ya doğrultarak. "Vecdi Bey babanın yanına gitmeden önce seninle son bir kez görüşmek istiyor."
Alya ağzındaki lolipopu parmaklarıyla tutup hafifçe çevirdi, dudaklarında alaycı bir kıvrım belirdi. "Vecdi’ye söyle, randevularımı menajerim ayarlıyor. Sizinki iptal edildi."
Namlunun ucundan çıkan ilk susturuculu kurşun havayı delip geçtiği anda Alya yerinde yoktu. Bedenini imkânsız bir esneklikle geriye doğru yaylandırıp kurşunun boşluğa saplanmasını sağladı; aynı salisede sağdan savrulan sert bir demir sopanın altından kayarak adamın arkasına geçti. İri yarı koruma şaşkınlıkla dönüp Alya’ya doğru sert bir yumruk savurdu.
Alya başını sadece birkaç santim yana eğerek yumruktan kaçındı. Adamın savrulan kolunun yarattığı boşluğu anında değerlendirip dirseğini adamın çenesine kilitledi; kendi ekseninde dönerek adamı diğer iki saldırganın üzerine bir kalkan gibi fırlattı.
İki kişi birden üzerine koşarken Alya sırtındaki katlanabilir kompozit yayı tek bir mekanik hareketle açtı. Sadaktan çektiği iki ucu kauçuk kaplı sersemletici oku yayına yerleştirip kirişi bıraktı; oklar aynı anda iki adamın diz kapaklarına saplanarak onları asfalta çiviledi.
Geriye kalan üç adam aynı anda hücum etti. Birinin savurduğu döner tekme Alya’nın üzerinden havayı yararken, Alya tek bir geri taklayla aradaki mesafeyi açtı. Havadayken boşta kalan sol eliyle cebindeki minik sis bombasını zemine çarptı.
Sokağı kaplayan yoğun gri dumanın içinde sadece kemik kırılma sesleri ve acı dolu haykırışlar yankılandı. Alya, dumanın içinden tek bir darbe bile almadan, kıyafetindeki tozu silkeleyerek çıktı. Yerde kıvranan adamların üzerinden atlayıp en öndeki liderin başına dikildi. Ağzındaki lolipopu çıkarıp adamın kanayan alnının hemen yanına bıraktı.
"Vecdi’ye selamımı ilet," dedi Alya, sesi gecenin ayazı kadar soğuktu. "Bir dahaki sefere daha çok adam göndersin. Bunlar antrenmanıma bile yetmedi."