İçeriğe geç

son güneş

Bölüm 5 · 7 dk okuma

son güneş

Bölüm 5

Soğuk Bir Başlangıç

Telefonuma bir bildirim düşmüştü ve o kişiden gelmişti… Yener'den. Donup kaldım, inanamadım. İdil’e gösterdim ve birbirimize bakıp kalakaldık. Birden bire İdil gülmeye başladı ve ben anlamaz şekilde baktım.

“Ohaaa oğlum adama bak!” dedi yüksek bir tonda.

Hemen ağzını kapattım.

“Bağırmasana, duymasın kimse,” diyerek uyardım.

“Neden? Bilsinler, ne olacak?”

“Hayır,” dedim. “İdil, bilmeyecekler. Ben o adama haddini bildireceğim. O kim oluyor da benim telefonumu bulup mesaj atıyor? Sosyal medyadan bile değil, telefonuma… Sence bu ne kadar doğal bir şey? Hiçbir samimiyetimiz bile yok.”

“İlay,” dedi. “Ya ne olacak kızım? Abartma, deli misin sen? Hadi bak mesaja, ne yazmış? Çok merak ettim.”

Mesaja tıkladım.

“Nasıl anladın hemen Yener olduğunu?” diye sordu.

Ben de biyografisini ve profil fotoğrafını gösterdim. O da, “Hmm…” dedi. Mesajı okuduğumuzda, ‘Ben Yener, geçen kafe çıkışında karşılaşmıştık. Nasılsın, nasıl oldun?’ diye sormuştu. Ve içim bir şey olmuştu. Bir an heyecanlanmıştım ama hemen kendimi toparladım ve konumuza geri döndüm. Hemen mesaj yazmaya başladım:

“İyiyim, sağ ol. Ama numaramı nasıl buldun ve bu cesaret nereden geliyor?”

Gönderdim. İdil hemen Yener’i savundu:

“Neden böyle konuştun ya? Ne vardı güzel konuşsan?”

“Hayır, İdil,” dedim. Neden böyle bu kadar yükseldiğimi ben de anlamıyordum. Sakin olmalıydım. Böylesi çok abartıydı.

Hemen gördü mesajımı ve yazmaya başlamıştı. İdil, “Ayyy ne yazacak acaba?” falan diyordu, sanki flörtleşiyoruz. Ve yazdı:

“Rahatsız ettiysem kusura bakma. Numaranı nasıl bulduğuma gelirsek… Meslek sırrı :)”

Görüldü attım ve çıktım mesajdan. Telefonu kapatıp kenara koydum. İdil, “Niye bir şey yazmadın?” dedi.

“Gerek görmedim,” deyip geçiştirdim. Ve aslında ne yazacağımı bile bilmiyordum sadece. Sonra İdil’e döndüm:

“Bak İdil, bundan kimseye bahsetmek yok, tamam mı?”

“Tamam ama neden?”

“Öyle işte, İdil. Anlatma kimseye.”

“Off tamam, tamam,” dedi. İdil’in telefonu çaldı. Annesi arıyordu, eve çağırıyordu.

“Tamam anne, geliyorum yaaa, off,” dedi ve kalktı.

“Neyse İlay, ben gidiyorum,” dedi ve ben de kalktım.

“Bak İdil, konuştuklarımızı unutma, tamam mı?” dedim.

Kafasını salladı. Onu yolculadım ve yorgun olduğum için yatağıma girip uyumaya çalıştım. Böyle durumlarda uyuyarak kaçmaya çalışıyorum. Yarın vermem gereken bir sınavım vardı ve onu düşüne düşüne uyudum.

Sabah erkenden kalktım ve hazırlandım. Kot ve beyaz tişört giydim, saçlarımı açık bıraktım ve ceketimi alıp çıktım evden. Bugün araba annemdeydi, otobüsle gidecektim. Bindim ve çok uzak olmayan okulumun durağında indim. Okula doğru yürümeye başladım ve okula girip sınavıma girdim. İyi gibi geçmişti.

Telefonumu elime aldım okuldan çıkarken ve tekrar gördüğüm mesajla dondum. Okulun kapısının girişinde Yener yazmıştı. Bu sefer tek cümle:

“Okulun kapısındayım.”

Kafamı kaldırdım ve gördüm. Biraz ilerde, siyah takım elbisesiyle siyah bir lüks aracın kapısına yaslanmış duruyordu. Sinirle yürümeye başladım ve o da dikleşti olduğu yerde. Karşısına geçtim ve sinirle konuşmaya başladım:

“Ne işiniz var burada? Ne bu böyle? Bakın sinirleniyorum artık!” dedim ve sinirle hızlı hızlı nefes alıp veriyordum.

Konuşmaya başladı, sakin bir şekilde:

“Bakın İlay Hanım, gerçekten kötü bir niyetim yok. Sadece o gün size çarptığım için üzgünüm ve merak ettim sizi, hepsi bu. Özür dilemek istiyorum. İzninizle bir şeyler içmeye gidelim, müsaitseniz.”

Konuşmaya başladım:

“Hayır! Gördüğünüz gibi iyiyim. Özür falan da istemiyorum. O gün dilediniz zaten. İyi günler.”

Yürümeye başladım. Arkamdan geldiğini hissettim ve hızlı hızlı yürümeye başladım. Bir anda kolumdan tutarak beni çevirdi. Ben de aynı hızla kolumu geri çektim ve bağırdım:

“Sen kendini ne sanıyorsun?!”

O da konuştu. Benim bağırmama rağmen yine sakindi:

“Bari sizi eve bırakayım diyecektim. Sakin olun lütfen.”

“Hayır! Ben kendim giderim!” dedim ve tekrar arkamı döndüm. Taksi durdurmak için yolun kenarına geçtim. Çok sinirliydim. Ama gereğinden fazlaydı. Neden bilmiyordum.

Ne otobüs geçiyordu, ne de taksi. Şans işte. Bir tane taksi geçiyor, el yapıyorum, durmuyor. Arkasından bir tane daha geliyor, el yapıyorum, o da durmuyor. Hava bozmaya başladı derken önümde siyah bir Range Rover durdu ve camı açılmaya başladı. İçinde Yener vardı. Küçük bir gülümsemeyle:

“Taksi yok galiba. Hava da bozmaya başladı. İsterseniz gideceğiniz yere bırakabilirim,” dedi.

Bir havaya, bir yola baktım.

“Off… Peki madem. Yapacak bir şey yok,” diyerek bindim.

Üşüdüğümü fark ettim. Kolumu ovuştururken Yener:

“Nereye gidiyorsunuz?” dedi.

Döndüm ona doğru:

“Eve gideceğim,” dedim.

O da bana döndü. Birkaç saniyeliğine kolumu ovuşturduğumu fark etti ve klimayı açtı. Düğmeyi çevirirken bana bakıp gülümsedi. Ben de çok küçük bir tebessüm ettim ona karşı.

“Neden bu kadar ısrarcısın?” diye sordum merakla.

O da cevap verdi:

“Bilmem… Herkese böyle olmam. Ama sen herkes değilmişsin gibi hissediyorum, İlay.”

Ona bakıyordum ama biraz utanç, biraz şaşkınlıkla önüme döndüm. Ve tekrar konuştu:

“İstersen önce sıcak bir şeyler içmeye gidelim,” diye sordu.

“Fark etmez,” diyerek cevap verdim.

“Tamam o zaman, güzel bir kafe biliyorum ben. Oraya gidelim.”

“Tamam,” dedim ben de.

Yol boyunca daha hiç konuşmadık. Ve bir süre sonra gideceğimiz yere geldik. Arabayı park etti ve indik. Çarpıştığımız kafeye gelmiştik. Kafenin önünde durduğumuzda:

“Burayı biliyor musun?” diye sordu.

Ona dönüp:

“Evet, ablamla çok geliriz,” dedim ve içeri geçtik. Cam kenarı bir yere oturduk. Garson geldi sipariş almaya, menüleri uzattı.

“Ne alırdınız?” diye sordu.

Ben salep istedim, Yener ise sade Türk kahvesi. Siparişleri alan garson gitti ve aramızdaki sessizliği bozan ben oldum.

“Ee siz ne iş yapıyorsunuz?” dedim. Bir anda, ne alaka, ben de bilmiyordum.

Yener camdan dışarıya bakarken bana döndü sorduğum soruyla:

“Ben, babamdan kalan holding var, onu yönetiyorum,” dedi.

“Babanıza ne oldu?” diye sordum.

“Boşver ya… Ee sen neler yapıyorsun?” dedi, geçiştirdi. Gizemli takılıyor.

“Ben hukuk birinci sınıf öğrencisiyim işte. Annem eski avukat, babam savcı. Ablam var bir de, o kadar. Senin kardeşin ya da abin, ablan var mı?” dedim.

“Yok, tek çocuğum,” dedi.

“Annen nerede, ne iş yapıyor?” diye sordum.

“Annemi on altı yaşında kaybettim. Trafik kazasında,” dedi.

“Başınız sağ olsun,” dedim.

“Sağ ol,” dedi ve siparişler geldi. O sırada salebimden bir yudum aldım ve gözlerimi kapattım birkaç saniyeliğine. Geri açtığımda Yener beni izliyordu. Göz göze geldiğimizde güldük ikimiz de. Onunla güldüğümü fark edince gülüşüm yavaş yavaş soldu. Onunki de beni görünce soldu ve kendi yerinde dikleşti. Ben de boğazımı temizledim. Tam bir yudum daha alıyordum ki telefonum çaldı. Annem arıyordu. Açtım.

“Kızım neredesin? Kaç saat oldu!” diyerek çıkıştı.

“Ya şey anne, bir arkadaşımlaydım. Geliyorum birazdan, merak etme,” dedim.

“Kızım insan haber verir,” dedi.

“Tamam anne, geliyorum birazdan. Hadi, bay bay,” dedim ve kapattım telefonu. Yener’e baktım:

“Benim kalkmam gerek,” dedim. “Anneme haber vermemiştim, merak etmiş beni.”

O da, “Tamam, hesabı isteyelim, kalkalım,” dedi.

Çantamdan cüzdanı çıkarıyordum ki Yener:

“Saçmalama İlay, istersen seni ben getirdim, ben ısmarlayacağım,” dedi.

“Hayır ya, ne münasebet? Ben hallederim,” dedim ve elimi tuttu kartı okutacakken.

“İlay, ben hallederim,” dedi.

Küçük bir tebessümle elimi çektim.

“Tamam o zaman. Bir dahakine ben ödeyeceğim,” dedim ve kalktım. O da kalktı. Ceketlerimizi giyip çıktık. Hava bayağı bozmuştu ve soğuk olmuştu. Yağmur çiseliyordu. Yener arkadan geliyordu ve omuzlarıma ceketini bıraktı.

“Üşüme,” diye fısıldadı kulağıma.

Sonra önüme geçti, ceketi düzeltiyordu. Alttan alttan ben de ona bakıyordum. Ve bir an o da gözlerimin içine baktı. Donup kaldık. Tam İdillik sahneler yaşıyorduk bugün. Yağmur yağmaya başlamıştı ve biz öylece birbirimize bakıyorduk ki… Ben yavaş yavaş Yener’in bana yaklaşmasını idrak edene kadar… Zaten öpecek gibi bakıyordu. Ben geri çekildim ve yürümeye başladım:

“Hadi, gitmemiz lazım,” dedim.

Arabaya doğru yürüdüm. O da arkamdan geliyordu ve arabaya bindik. Arabayı çalıştırıp sürmeye başlayınca önüme bakarak:

“Teşekkür ederim,” dedim.

O da, “Demek bir daha buluşacağız,” dedi.

Ben de anlamamış gibi ona dönüp baktım:

“Neden?” dedim.

“O öyle dedin ya,” dedi.

Düşündüm. Evet, ‘Bir dahaki benden olsun,’ demiştim.

“Evet, ödeşmek için,” diyerek cevap verdim.

“Benim için sorun değil,” dedi.

Evin yolunu tarif ettim. Sokağın başında inecektim, gören olur diye. Yağmur yağıyordu. Arabayı sağa çekip dediğim yerde durdurdu. Ben tam inecekken:

“İlay, ben gerçekten özür dilerim. Seni rahatsız ettiysem…” dedi.

Ve ben arabadan indim ama kapıyı kapatmadım. Bir şey demedim. Onun ceketini çıkarıyordum ki:

“Gerek yok, sende kalsın. Evin önünde bıraktırmadın, bari o kalsın sende,” dedi.

Teşekkür ettim. Kapıyı kapattım. Eve yürümeye başladım ama o hâlâ oradaydı. Eve girişimi bekliyordu. Eve girerken son bir kez ona baktım ve girdim. Herkes odasındaydı. Sadece ben geldim diye bağırdım. Üstümdeki ceketi soracakları için hemen odama çıktım. Üstümü değiştirip banyo yaptım ve pijamalarımı giyip yatağıma girdim. Bugün… Gerçek değil gibiydi. Yatakta olanları düşünüyordum. Ve bu gece uyuyamayacak gibiyim…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.