İçeriğe geç

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 17 · 5 dk okuma

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 17

Dünya’da

🌬

İKİ GÜN SONRA

JUDAS

İki boyunca Rena benden sürekli kaçmıştı. Kaçmasaydı ben kaçardım. Onun Hovan'la ilişki yaşamasını sorun değildi. Ona kendimi kaptırmasını sürece görev için yararlıda olurdu ama ben o balo günü onu kızım olarak görmeye başladığımı belli etmiştim.

Hayatında ilk defa 'baba sevgisi' denilen kelimeyle karşılaşmıştı ve bu sevgi başkasından değil öz babasından gelmişti. Bugün Katherine ile konuşacağım diğer bir konuda buydu. Sadece günün sona saklıyordum. Katherine geldiğinde yıldız anahtarımla ikimizi kapıya getirdim.

Kapılar diğer evrenlere açılıyordu. Yeşil kapıdan girerek Dünya'ya ulaştık. İlk hedefimiz Airdran'ın isteği üzerine Gwen Fallon olmuştu.

Gwen'in babası Lilith'in soyundan geliyordu. Uzakta olsa yirmi yaşlarına geldiklerinde tüm veliahtlar geçirici hükümdarlarla yönetilen krallıklara gönderilecekti.

Kapılarını çaldık. Dünyadaki yerleşim yerleri bizim evreninkine göre daha farklıydı. Kapıyı orta yaşlı çakma sarışın bolca kırışıklıkla dolu bir yüze sahip siyah gözlü bir kadın açtı.

Katherine "içeri girebilir miyiz." diye sorduğunda kadın geri çekilerek içeri girmemiz için elini açtı.

Gwen'in annesi bize çay koydu. İçmemeyi tercih ettik.

"Kızınız Atlantis'in en iyi okulu olan ULS'e gidecek. Ait olduğu yerde olacak aynı zamanda orada hükümdar olabilir."

"Anlamıyorsunuz olmaz." diye karşı çıktı kadın. Bu işi Katherine'ye bırakmıştım. Etrafa göz atmaktan başka bir şey yapmıyordum. Bir süre sonra ilgim tamamen konuşmadan koptu.

"Eğer normal bir hayat yaşarsa elinde sonunda Lilith ona bulaşacak ve sonu olmayacak. Siz burayı imzalayın dört yıl sonra tekrar gelip ayrıntılıca konuluruz."

Katherine onun zihnine girip kontrolünü kaybettirmişti. Kadın usulca başını sallayarak imzayı attı. Katherine başka bir kağıt çıkarıp orayı da imzalattı. İlk kağıt dört yıl sonra kesin bir şekilde USL'e gelmesi hakkındaydı. Diğerinde Ateş Krallığının veliahtlığından kesin bir şekilde vazgeçtiğimdeydi.

Bizim sayemizde bu ikisini kesin olarak yapmak zorunda kalmıştı. Tam evden çıkarken Gwen olduğunu tahmin ettiğim kız kapıyı açarak içeri girdi. Ona göz kırpıp dışarı çıktık. Sırada diğer kız vardı.

🌬

Bana karşı mesafeliydi. Ama onu anlıyordum. Verdiğim kararların sonuçlarına katlanmalıydım. Başka bir paralel evrene geçiş yaptık. İki kızda fa klı paralel evrenlerde yaşıyorlardı.

Buradaki kızın adı Dalya'ydı. Babası Lilith'in soyundan geliyordu. Bir ikizi vardı ama kadının ikizleri farklı babalara sahipti. Diğeri Lilith'in genlerini taşımıyordu.

Lilith onu öldürdüğümüz zaman Dalya'yı tekrar yaratacaktı. Ve düşüncelerine halin olacaktı. Fakat öldüğü için veliahtlığı yok olacaktı. Geldiğimiz yer daha çok geçim sıkıntısı çekenlerin yaşadığı eski bir kasabaydı. Çok zenginlerde vardı. Fakat orta gelir kelimesi kullanılamıyordu bu yerde.

Dalya'nın annesi kaçmıştı. Çocukları onu öldü olarak biliyorlarsada o iğrenç adamla bir başlarına bırakarak kaçmıştı. O adamda sorumluluk denilen şey olmadığından kolay yemdi.

Hep gezindiği eski bir ev vardı. O eve girdiğinde Katherine ve ben hızlıca onun ardından eve girdik. Şaşkınlığa uğrayarak sendelerdi. Saçları omzunu biraz geçiyordu. Beyaz bir tene sahipti. Gözleri sanırım siyahtı ve çillere sahipti.

Katmerline onu büyüyle yatağa bağladığında bizi fark ederek şaşırdı. Ellerini ve bacaklarını kurtaramayacak çalışarak Katherine'e direndi. Katherine gülümsedi. Bu 'işin çoktan bitti' gülümsemesiydi.

DALYA

Günlerim bekleyerek sessizce ve sakince geçiyordu. O adamı ve Dilber'i görmek istemediğimden evden kilometrelerce ötede bulduğum. Kimseye ait olmayan eski evde kalıyordum. Genelde yemek yemeyi reddediyordum.

Arkadaşlarım burayı bilselerdi çok uğramıyorlardı. Onlardan bunu rica etmiştim. İki hafta boyunca ortalıkta olmazsam endişelenip öldüm mi diye uğruyorlardı sadece.

Bugün Ayaz'la hep oturduğum sahile giderek eski anılarımın canlanmasını dilemiştim. Bir gün onu tekrar göreceğime emindim. Bu yaz geleceğine söz vermişti. Kuzeninide getirecekti.

Eve tekrar döndüğümde derin bir nefes alarak yatağıma yerleşip aylardır bitiremediğim kitabı elime aldım.

Birkaç ayda okuduktan sonra bir anda ellerim yatağın kenarına doğru yapıştı. Ellerim bağlanmıştı. Karşımda iki kişi vardı. Birisi siyah saçlı iri yarı bir adamdı diğeri siyah uzun saçlara sahip bir kadındı. Elerini tekrar kullandığında ellerim daha sıkı bağlandı.

Kurtulmak için dirensemde hiçbir işe yaramıyordu. İşte o zaman panik bedenimi kapladı.

"Bırakın gideyim."

"Yazdan sonra öksürecekseniz öldürün ama onu görmeden ölemem."

"Tüh, ne acıklı."

"Lütfen."

"Lütfen. En azından bir şansım olamaz mı? Lütfen yalvarırım. Onu tekrar görmeden ölmek istemiyorum." Parmaklarım direndiğim her saniye daha fazla acıyordu. En sonunda direnmeyi bırakarak gözlerimi kapattım.

Son duyduğum kelimeler kadının "İşte böyle." diyişi oldu. Saniyeler sonra bedenimin her zerresinde zarif edilemeyecek bir acı hissettim. Sanki bedenim parçalanıyordu.

İnleyerek çığlık attım. Çığlığım duvarları sarsarken kendime hakim olamamaya başladım. Bedenim istemsizce titriyordu. Daha güçlü bir çığlık attım. Yanıyordum. Vücudumun her zerresi yanıyordu. Göz yaşlarım yüzümü ıslatırız dakikalarca bedenimin her zerresine iğnelerin batmasını, bedenimin yanmasına tanık oldum.

Dayanamayacak gibi olduğumda anladım. Konuşacak halim kalmamıştı. İçimden söylemek istediğim son kelimeleri dile getirdim.

Seni seviyorum Ayaz.

JUDAS

Kızla işimiz bittiğinde kasabadan ayrıldık. Diğeri cehennemdeydi. Cehennemden bir tanıdığımız buralarda olunca onun yanına ışınlanıp Hela'ya içermesi için hazırladığımız panzehiri verdik. İşlerimiz bitmişti.

O yanındaydı, hiç bilmediğimiz bir evrendeydik ve mutlu hissediyordum. Sokaklarda elele tutularak yürüyorduk. "Burada müze varmış." Yüzünü telefondan kaldırarak bana baktı. "O ne?" diye sordum. Öyle istekli bakıyordu ki merak etmiştim ne olduğunu.

"Dünya tarihine ait kazılarda bulunan yapıtların, sanata, savaşlara, eski yıkılmış ülkelere ve bilime ilişkin nesnelerin, sanat ve bilim yapıtlarının,

bilimsel vb. nesnelerin bir arada ya da ayrı ayrı sergilendiği, saklandığı, korunduğu yapı. Normal Dünyalılar buralara gitmeyi seviyormuş. Yada resim sergileri var, ne dersin?"

"Biz Dünya'dan değiliz." diye hatırlatmamı yaptım. İşin Aslı onunla her yere giderdim. İstemesi yeterdi.

"Normal çiftler de seviyor. Bir arkadaşım sevgilisini sırf bu yüzden bu evrene getirdi." dedi.

Gülümseyerek başımı yola doğru eğdim. "Pekala."

Müze denilen yere vardığımızda heyecanla koşturarak bize bilet aldı. Çok yakınımızda olan orta yaşlarında olduğunu tahin ettiğim bir kadına tarihle ilgiliyse rehberlik edip edemeyeceğini sordu. Kadın yardımcı olabileceği kadarını anlattı. Yavaşça saatlerce hemde. Bunla ilgilendiğini bildiğimden bende ilgilendim. Saatlerce sıkılmayarak kadını dinledik. En sonunda müzenin sonuna geldiğimizde teşekkür ederek oradan ayrıldık.

Birkaç saat hiç konuşmadan sokaklarda yürüdük. Hava karardığında bir sahil bularak sahile gittik kumların üstüne oturarak sohbet ettik.

"Bence burası çok mükemmel. En azından bir gün normal olduk. Bir gün bile sayılmaz gerçi birini öldürüp birinin hayatını etkiledik. Gerçi bunları ben yaptım. Abim gibi iğrenç küstah bir insanım o tahtı bende hak etmiyorum."

Başımı olumsuzda salladım. Ellerini tutarak "Ne olursa olsun. Tüm evren ölsede biz o tahta çıkacağız. İkimiz birlikte o krallığı ve elementi yöneteceğiz. Rena gibi bir sürü çocuğumuz olacak." dediğim şeyle Rena'tı kabul ettiğimi fark etti. Gözleri parlamaya başladı.

En sonunda dayanamayarak yaklaşıp duraklarıma yapıştı. Öpülünce karşılık verdiğimde dizlerinin üstüne oturarak öpüşünü hızlandırdı. Ne olursa olsun biz yıkılmayacaktık. Rena'yla geçireceğimiz asırlar vardı. Verdiği tüm kararlarda arkasında olacaktık. Biz birbirimize aitti. Hızla onu ittirerek kumların üstüne düşmesini izledim. O beni gülümseyecek izlerken dayanamayarak üstüne çıktım.

🌬

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.