Zaman her şeyi unutturur derler ; oysa bazı anılar zamanın kendisini unutturur. Neden ? zaman her şeyin ilacı değil miydi ? Zaman geçtikçe yaraların izi silinmez miydi ? Nedir bu zaman ? Tıpkı yalancı sevgili gibi, sahiden o kadar da iyileştirici miydi zaman ? Yoksa çekilen acıların yalancı tesellisi miydi zaman ?
---------------------------------------------------------------
Genç adam son bir hızla motoruyla adeta rüzgarın kudretli gücüyle yarışıyor gibiydi. Rüzgar yüzünü bıçak gibi kesse bile bu ona zevk veriyordu.
Hız..
Hız onun tutkusu , nefesi gibiydi. Onsuz nefes alamaz, sanki onsuz yaşamsal fonksiyonlarına devam edemez gibiydi. Adeta bir uyuşturucu gibi..
Motorunun gidonu avuçlarının içinde bir uzuv gibi hissettiriyordu. Her sürüşünde bedeni motoruyla daha da bütünleşiyor, motor ve kendisinin arasındaki sınır gittikçe siliniyordu. Güneş, ufuk çizgisinde sabırla batarken, saçtığı portakal renginde ışık hüzmeleri, genç adamın yüzünü boyuyordu adeta. Genç adamın ela gözlerinin içinde sanki bir oyun barındırıyor gibiydi. Kimi zaman hafifçe yeşile çalan , kimi zaman koyu kahverengiye dönüşen kimi zamanda kehribarı andıran o bakışlar, gün batımının kızıllığıyla daha da belirginleşiyordu. Gözlerinin oyununa, bakışına anlam veren ölçülü çizgilerle şekillenmiş hafif kavisli kaşlarıda destekler nitelikteydi.
Çok yakışıklıydı, suratındaki her bir detay birbirleriyle çok uyumluydu. Suratındaki her bir çizgi özenle çizilmiş gibiydi. Sağ yanak kemiğinin hemen altında olan ve sol gözünün çevresinde insanı kendine çeken benleri vardı. Fakat hayata sırt çevirmiş dudakları nadiren kıvrılır, sıkı sıkıya kapalıydı ; sanki içindeki tutsak kelimelerinin özgürlüğüne meydan okumuş gibiydi. Rüzgarda savrulan gece karanlığından kopmuş gibi simsiyah saçları gözlerinin önüne düşer, bakışına ekstra bir karizma katardı.
Genç adam kendisi gibi suskun ama süratli yolculuğuna devam ederken durgun yolculuğunu ani bir kararla gaza sertçe dokunarak ateşlendirdi. Hız ibresini umursamadan düz yolda öne eğildi motoruna dahada yapıştı. Polis, emniyet şeridine yer edinmiş araçları kontrol ediyordu. Genç adam durmak istemedi, duramazdı da. Ne kaskı, ne ekipmanları nede ehliyeti vardı. Durursa motoru kaybedecekti, motoru kaybederse hayatını kaybetmiş olacaktı. Motor bir teneke parçası değil, onun herşeyiydi hayatıydı. Her gaz açılışı onun için nefes alma ritüeliydi. Motorunun üzerindeyken zamanı unutur sadece hızın ve rüzgarın hakim olduğu dünyaya hapsolurdu.
Genç adam motorun hızla birlikte beraberinde getirdiği homurtusuyla bir hışımla geçti. İlk başta polisin kendisini farketmediğini sandı fakat arkasından gelen havayı yırtan bir düdük sesi ve beraberinde getirdiği motor sesine karışan siren sesi bu düşüncesini çürüttü. Genç adam aynasına bakış attı, ardından umursamazca ileriye bakmaya devam etti. Bu neydi ki ? bu genç adam için sadece bir hız yarışından ibaretti. Polisin dur ibareleri şehri inletti. Duracağını sanıyorlardı. O asla durmazdı, durmayacaktı. Genç adam motoruyla bütünleştiğini hissetti ve motorunun gidonunu sertçe kırdı. Yol darlaşıyor, hava ağırlaşıyordu. Ama genç adam ne hız kesiyor ne de dönüp bakıyordu. Lastikleri asfaltta çığlık çığlığına tutunurken , egzozundan çıkan her bir patırtı asfaltı dövüyordu. Önündeki arabaları kusursuz bir ritim gibi geçiyordu. Siren sesinin yerini çılgına dönmüş sürücülerin korna çığlıkları yer almıştı. Genç adam bu kaosa gülümsedi. Hoşuna gitmişti. Sanki kontrol elindeydi. Yol gittikçe daha kararıyor , genç adamın yarattığı kaostan uzaklaşıyordu. Poliste vazgeçmiş gibiydi kalabalığın arasında sıkışıp kalmış silüeti kaybolup gitmişti.
Bir günü daha böyle kurtarmıştı . Her zaman böyle şanslı olmayabilirdi o yüzden bir an önce elini çabuk tutup ehliyeti alması gerekiyordu. Benzinlikte yeni işe başlamıştı oradan kazandığı parayı ehliyete verebilirdi. Yoksa hiç düşünmek istemediği ihtimaller gerçekleşebilirdi.
Genç adam hızını azaltıp ölüm sessizliğine bürünmüş karanlık asfalt yoldan sapıtarak topraklı bir yola girdi. İlerledikçe genç adam karanlığın ardında saklanan ayın inci gibi beyaz ışık hüzmelerinin aydınlattığı küçük yeşil kulübesini gördü. Motorunu yavaşlatıp durdurdu ardından çöpten bulduğu yırtık ve pis kokan kot siyah pantolonun cebinden bir hışımla anahtarını çıkardı. Kulübesinin kapısını açıp motorla beraber kulübeye girdikten sonra motoru park etti. Kapıyı açarak koyu kahveye dönmüş gözleriyle etrafı taradı ardından kapıyı kapatarak dış dünyadan bağlantısını kesmek istermişcesine kapıyı birkaç kez kilitledi. Derin bir nefes verip soğuk betona serdiği küflenmeye yüz tutmuş eski sünger yatağa attı kendini. Minik bir kulübede motoruyla kendisi varlığını sürdürüyordu. Ne bir tuvaleti nede bir mutfağı nede yatak odası vardı. Sanki içine hapsolmuş bir hapishaneydi ama genç adam bunu umursamıyordu. Kulübe sadece betondan ibaretti. Çatlaklardan yükselen nem kokusu, küf ve pas kokusuyla karışarak içe işliyordu nefes almak zor, ortam ağır ve havasızdı. Çatlak camlardan içeri sızan soluk ışık, içerdeki toz ve örümcek ağlarını zarifçe aydınlatıyordu. Herkesin çöplük olarak bile kullanmaya bile değer vermeyeceği bir yeri genç adam ev bellemişti. Çünkü genç adamı bu harabe yeri ev gibi hissettiren şey motoruydu. Motorunun olduğu her yer onun eviydi. Sırıtarak yanındaki makinaya bakıyordu genç adam. Tek gülümseyebildiği şey motoruydu. Motorunun metal soğukluğunu elinde hissettiğinde, sanki içindeki karmaşa bir anlığına dizginleniyor, düşünceler hızla yolun tozuna karışıyordu. Yanmış lastik kokusu adeta kalbini gıdıklıyordu. Yeşil ve kahverengi renklerinin her tonunu barındıran göz bebekleri büyüyordu. Hissettiği şey sevgi , aşk saplantı yada herhangi birşeydi ama hissettiğinden daha net olan şey ona karşı duyduğu koşulsuz minnet ve hayranlıktı. Bu makina onun hayatının ışığıydı..