— Evlat…
Barış komutanın sesi uzaktan geliyormuş gibiydi.
— Bu senin suçun değil.
Başımı çevirmedim.
— Böyle düşünme.
Kadir de bir şeyler söylüyordu ama duymuyordum.
Ya da duymak istemiyordum.
Çünkü söyledikleri hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Serkan geri gelmeyecekti.
Bacağım geri gelmeyecekti.
Yüzümdeki yara izleri kaybolmayacaktı.
Odanın tavanına bakarken sessizce konuştum.
— Komutanım.
— Söyle evlat.
— Ben göreve nasıl devam edeceğim?
Sessizlik oldu.
İşte o sessizlik her şeyi anlatıyordu.
Kadir gözlerini kaçırdı.
Barış komutan cevap vermedi.
Kalbim sıkıştı.
— Komutanım…
Sesim titredi.
— Ben askerliğe devam edemeyecek miyim?
Barış komutan derin bir nefes aldı.
Sanki söyleyeceği şeyden kendisi de nefret ediyordu.
— Oğlum…
Yutkundu.
— Sen artık bir gazisin.
Yıllardır kurduğum hayaller gözümün önünden geçti. İlk üniformam. İlk eğitimim. İlk nöbetim. Hepsi. Bir daha yaşayamayacağım anılara dönüşüyordu. Demek buraya kadarmış.
Hayatım boyunca duymak istediğim bir söz olması gerekirdi bu.
Ama değildi.
Çünkü ben gazi olmak istememiştim.
Ben asker olmak istemiştim.
Sabah içtimasında sıraya girmeyi istemiştim.
Nöbet tutmayı istemiştim.
Komutanlardan azar yemeyi istemiştim.
Arkadaşlarımla aynı masada yemek yemeyi istemiştim.
Vatanıma hizmet etmeyi istemiştim.
Ama şimdi hepsi elimden alınmıştı.
— Ben daha doymamıştım komutanım.
Barış komutan başını kaldırdı.
— Neye evlat?
Gözlerim doldu.
— Bu mesleğe.
Odanın içinde kimse konuşmadı.
Daha yeni başlamıştım. Daha yapacak çok şeyim vardı. Daha anneme üniformamı gösterecektim. Daha…
Devamını getiremedim.
Boğazım düğümlendi.
Barış komutan yanıma geldi.
Omzuma elini koydu.
— Vatanına hizmet etmek sadece silahla olmaz evlat.
Başımı salladım.
Hayır.
Olurdu.
Benim hayalim buydu.
Ben üniformamla yaşlanmak istemiştim.
Şimdi ise üniformam benden önce emekli oluyordu.
Bir süre sustum.
Sonra istemsizce gülümsedim.
Acı bir gülümsemeydi.
— Ama ben gazi olmak için başlamamıştım bu yola. Ben son nefesime kadar asker olmak istemiştim.
Odanın içinde kimse konuşmadı.
— Vatan için vermem gerekse diğer bacağımı da verirdim komutanım. Yine veririm. Bundan pişman değilim.
Gözlerim doldu.
— Sadece…
Boğazım düğümlendi.
— Sadece üniformamı çıkarmaya hazır değildim.
Bazı insanlar savaşta ölüyordu.
Bazıları ise yaşamaya devam ederek kaybediyordu.
Barış komutanın gözlerinin dolduğunu gördüm.
Ve ilk kez ikimiz de aynı şeye üzüldük.
Kaybettiğim bacağa değil.
Yarım kalan göreve…


