İçeriğe geç

SON ARZUM

Bölüm 1 · 7 dk okuma

SON ARZUM

Bölüm 1

1. BÖLÜM

İnsan hayatını ölümü beklemekle geçirir miydi? Ölümün yollarını gözler miydi? Tüm hayallerini, yaşama isteğini kaybedebilir miydi? Sanırım yapabilirdi.

"Kardeniz! Pikniğe gidiyoruz, hadi hazırlan!" Bu gelen kuzeni Efsun'du. Kardeniz, yattığı yataktan hiç kıpırdamayarak kuzenine ifadesizce bakmaya başladı.

"Ben gelmek istemiyorum. Size iyi eğlenceler," dedikten sonra arkasını döndü ve gözlerini sıkıca kapattı. Efsun, derin bir nefes alarak son bir kez Kardeniz'e baktı. Onun eski hâlini çok özlemişti. Kapının kapanmasının ardından odanın sessizliği Kardeniz'in ağlamasıyla bozuldu. Kardeniz, üzerindeki yorgana sıkıca sarılarak gözyaşlarını bastırmaya çalıştı. O da eski halini çok özlemişti, özellikle de eskileri...

3 YIL ÖNCE

Kardeniz, boş bir kağıda annesinin resmini çizmekle meşguldü.Resim yeteneği çok iyiydi. Fırçasıyla annesinin gözlerinin içini özenle boyuyordu. Telefonundan çalan müzikle beraber gözlerini huzurla kapattı ve anın tadını çıkararak gülümsedi. Resim yapmayı gerçekten çok seviyordu. Zilin çalmasıyla gözlerini açtı.Kimin geldiğini merak etmişti. Çünkü bu saatte evlerine gelen pek insan olmazdı.

"Kızım kargoya bakar mısın?" diye seslendi annesi. Kardeniz hemen fırçasını bırakarak odasından dışarı çıkarken annesine "Tamam anne" diye cevap verdi. Kapıyı gülümseyerek açtığında siyah kapüşonlu bir adam gördü. Adam Kardeniz'e elindeki kutuyu verdiğinde, annesi de çoktan gelmiş parayı adama vermişti. Kardeniz tam kapıyı kapatacaktı ki adam eliyle kapının kapanmasına engel oldu. "Parayı tam vermediniz" dedi kalın sesiyle. Kardeniz'in annesi yani Melek kaşlarını çattı. Parayı tam vermişti.

"Ama beyefendi, telefonda ücreti bu kadar yazıyordu," diyerek itiraz etti Melek. Kardeniz endişelenmeye başlamıştı, nedense içinde onu daraltan kötü bir his vardı.Birden duvardaki babasının resmiyle göz göze geldi. Yıllar önce kaybetmişlerdi onu.Gülümsüyordu babası. Güven veriyordu Kardeniz'e. "Hayır," dedi adam "Tam vermediniz."

Sesi sinirli çıkıyordu ve bu ikisini de ürkütüyordu. Melek, Kardeniz'i arkasına aldığında eli titriyordu. "Beyefendi, lütfen zorluk çıkarmayın. Yoksa polisi arayacağım." Adam gülerek bir adım öne çıktı. Melek, adamın zar zor yürümesinden ve ses tonundan onun sarhoş olduğunu anlamıştı. Kardeniz ise daha da korkmaya başlamıştı. Melek hızlıca kapıyı kapatmaya çalıştı ama bir işe yaramamıştı. Adam kapıyı tutarak içeriye daldı. Kardeniz çığlık atarak kulaklarını kapatmış, sakin olmaya çalışıyordu. Melek ise bir yandan onu koruyor bir yandan da ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Adam kapıyı kapatarak kapüşonunu açtı. Melek keskin bir şey arıyordu.Kardeniz için adamı öldürmeye razıydı. Adam, Melek'e izin vermeden onu ellerinden tutup bir köşeye savurdu. Kardeniz bu sahne karşısında gözyaşlarını tutamadı. Aklına sadece ağlamak geliyordu. Aptal adam, hâlâ "Parayı tam vermediniz," cümlesini tekrarlayıp duruyordu. Kardeniz de adamın artık sarhoş olduğunu anlamıştı.

Adam Kardeniz'in annesi Melek'i yere fırlattığı yetmemiş gibi, bir de üstüne çıkınca Kardeniz artık nefes bile alamaz hale gelmişti. Kulaklarını ellerinden yardım alarak öyle bir kapatmıştı ki, beyninin içinde susmak bilmeyen garip bir uğultu midesinin bulanmasına yol açıyordu. Zorla bakışlarını kaldırdı yerden. Babasının duvara asılı resmiyle göz göze geldiler. Hala gülümsüyordu.

Annesinin çığlığıyla kulaklarını daha da sıkı kapattı. Aniden zihnine düşen bir anı, onu sanki binlerce basamaktan aşağı düşmüş gibi hissettirdi. "Her zaman cesaretli ol kızım. Bu dünya korkaklar için bir kabus olur," derdi babası. Başını şefkatle okşardı, gözlerinin içine merhametle bakardı. Yutkunamadı Kardeniz. Nefes alamadı, yaşayamadı, kabullenemedi. Aniden cesaretin kendisini ele geçirdiğini hissedince hızlı ayağa kalktı. Eline gelen rastgele bir vazo ile beraber adama ve annesine doğru ilerlerken bundan sonrasının hiç de iyi olmayacağına adı gibi emindi. Babam için diye düşündü. Sonra bir atak, vazonun kırılma sesi, annesinin çığlıkları... Adam aldığı darbe yüzünden sersemlese de Kardeniz'in umduğu sonuç gerçekleşmedi. Adam bayılmamıştı ama yere düşmüş ve kaşları çatık bir şekilde kendisine gelmeye çalışıyordu. Annesi çaresiz çığlıklarından birini daha atıp ayağa kalkarken nihayet komşular kapıya toplanmıştı. Eve girmek için çaba sarf ediyorlardı. Kardeniz ve annesi tam kapıdan geçip gitmek amacıyla yürüyorlardı ki adam yerinden doğrularak nefeslerini kesti. Melek, daha ne olduğunu anlamadan adam tarafından bileğinden tutunmuş bir vaziyette mutfağa doğru sürüklenmeye başladı. Kardeniz, adamın kolundan yakaladı. Zaten sarhoş olan adam sendeleyerek, "Geberteceğim sizi," diye bağırdı. Kardeniz'i itti adam. Annesini tekrar mutfağa sürükleme eylemini devam ettirdi. Dolaba çarpmıştı Kardeniz. Sırtı çok acıyordu. Son bir cesaretle kapıyı açtı. Komşular evinin içine girdiğinde Kardeniz, kararan gözleriyle birlikte annesinin yanına koştu. Derin nefesler alıyordu. Ama karşılaştığı manzara onu öyle derinden sarsmıştı ki, ne kadar betimleme yaparsa yapsın, hiçbiri gördüğü bu manzarayı tanımlayamazdı.

Kardeniz'in adımları olduğu yere çakıldı. Komşuların çığlıkları kulağını kanattı.

30 dakika önce...

Kızım makarna ister misin?

Evet!

Tamam, koyuyorum şimdi suyu kaynasın güzelce. Kaynasın... Kaynasın...

30 dakika sonra...

"İstemem! İstemem!" Kardeniz'in kendisinden bağımsız ilerleyen adımları, annesinin adam tarafından kaynar suya sokulmuş kafasının yanına gelince yavaşladı. "İstemem!"

Annesi hareketsizleşirken Kardeniz kendisine geldi. Daha önce hiç hissetmediği bir öfke ile adamı; tırnaklarından yardım alarak hırpaladı, vurdu, çığlık attı. Komşular, çağırdıkları polisler... Hepsi etraflarına dolaştı. İki polis adamı aldı, kollarından tutarak çekiştirdi. Kardeniz, annesinin vücuduna sarıldığında tüm gücüyle çığlık atıyordu. Boğazı yırtılırcasına attığı çığlıklar dinmek bilmiyordu. Annesinin yanmış yüzü ile göz göze gelince gözlerinin yuvarlarından falan fırlayacağını düşündü.

"Anne... Anne! Anne! Gitme, yalvarırım, anne bana ba- Anne!"

Sessizlik.

Asla unutmayacaktı Kardeniz bu yüzü. Mümkün değildi, unutamazdı. Makarnayı annesi o yesin diye suyu ısıtmıştı. O yesin diye ocağa su koymuştu, şimdi ise bir sarhoş adam uğruna o kaynar suyun içinde kendi kafasını bulmuştu. Attığı çığlık gözünü kör etmişti Kardeniz'in. Ölmek istemişti Kardeniz. Kabus mu, diye saçlarını yoldu. Sayamadığı kadar çok vurdu kendisine. "Anne!" çığlıkları ruhunu öldürdü. Kardeniz artık teyzesinde yaşıyordu. Tek yaptığı şey ise saatlerce yatağında yatmaktı. Özel ihtiyaçlar dışında ayağa kalkmıyordu bile. İlaçlarla ayakta duruyordu. Ruhu alınmıştı ellerinden. Çocukluğu, yaşam sevinci. Nefes almak için nefes alan bir bedendi artık.

3 YIL SONRA

KARDENİZ YÜCEL

Yine o lanet evde resimlerimden birini yapıyorum. Fakat aniden resmin içinden yüzümün her zerresine kan fışkırıyor. Boğazımı yırtarcasına bir çığlık atıyorum. Göz kapaklarımı araladığımda nefes nefese kalmıştım. Ciğerlerime hediye olarak içime büyük ve derin bir nefes çekmiştim, elim ise kalbimin üzerine gitmişti. Odanın sessizliğinin içinde kulaklarımı parçalayan nefes alıp verişlerimi daha fazla duymak istemediğim için adrenalimi düzene sokmaya çalıştım. Sol bacağım öyle uyuşmuştu ki yüzümü buruşturmadan edemedim.

Telefonumdan gelen bir bildirim dikkatimi çekince elimle uzanıp telefonu aldım. Başardığımda gelen bildirim, oldukça şaşkın bir şekilde kaşlarımı çatmama neden oldu.

"Son arzun nedir?"

Birkaç dakika düşündükten sonra cevap yazdım.

"Sen kimsin?"

Cevap hiç gecikmeden geldi.

"Hiç kimseyim, hiç kimse olmak her zaman daha kolay olur."

Nedense yüzümde bir tebessüm peyda olmuştu. Düşünce tarzını sevmiştim. Bir dakika... Gülümsemiş miydim ben? 3 yıl sonra ilk defa hem de...

"Neden son arzumu sordun?"

Parmaklarım benden bağımsız gezinmişti tuşlarda. Cevap yine hiç gecikmeden gelince yazan kişinin terminatör olduğunu falan düşündüm.

"Genelde insanların arzuları gibi birçok şeyi merak ederim. Psikoloji bölümünde okuduğum için yeni yeni insanlar; kişilikleri, davranışları ve benzeri şeyleri öğrenmek hoşuma gider."

O sırada aklım ilk sorduğu soruya, yani son arzumun ne olduğuna takılmıştı. "Şimdilik bilmiyorum." diye geçiştirerek cevap verdim.

"Bu arada ben Bulut. Bulut Akın."

İsmini yazmıştı. Bulut Akın... Tuhaf ama aynı zamanda güzel bir isimdi. Tam, memnun oldum Bulut, gibi bir şey yazacaktım ki kapının aniden açılmasıyla olduğum yerde kaldım. Gelen Efsun, kuzenimdi. Gözlerini kocaman açıp bir sevinç çığlığı attığında kaşlarımı çatmaktan başka bir şey yapamadım. "Oha!" Gördüğü şeye inanamıyormuş gibi tekrar tekrar gözlerini ovuştururken "Oha!" diye sayıklamayı da ihmal etmiyordu. "Ne oluyor be?" dedim şaşkınca.

"Seni ilk defa telefona bakarken gördüm ve üstelik gülümsüyordun! Söyle bana ne oldu? Kıyamet falan gelmiş olmalı!" Mutlulukla yanıma gelmesiyle zıplayarak tam karşıma oturması bir olmuştu. Dişlerini göstererek gülümsüyordu, bu yüzündeki ifadenin aynısının benim yüzüme de bulaşmaya başladığından emindim. "Komik bir video gördüm de ona gülüyordum," dedim çekinerek. "Ciddi misin? Sen hiç video izlemezsin ki," Ben hiç biriyle de mesajlaşmam, Efsun. Sanırım ona gerçeği söylemenin bir zararı olmayacaktı.

"Tamam, biri aniden mesaj attı... Sonra... Sonra ne olduğunu ben de anlamadım, konuşmaya başladık," Efsun, kıkırdayarak bacak bacak üstüne attı. Halinden bayağı memnun görünüyordu. Oldukça da meraklı.

"Ne yazdı peki?"

"Göstereyim," dedim mırıldanarak. Telefona tekrar baktığımda mesajları görememek ne olduğunu sorgulamama neden oldu. Mesajlar neredeydi? Burada olması gerekiyordu. Efsun'un müthiş bir kahkaha atmasıyla korkarak sıçradım.

"Sakın bana heyecandan mesajları sildim deme!" dedi gülerken. Ben mesajları ararken o yatağa yatmış, gülmekten nefes alamıyordu.

"Yanlışlıkla sildim herhalde, gülmesene," Harbiden mesajları mı silmiştim? Daha çok gülmeye başlayınca kendime engel olamadım. İkimiz de gülmeye devam ederken Efsun hâlâ kahkahalarının arasından "Mesajları silmişsin!" diyordu. 3 yıl boyunca ilk defa Bulut Akın sayesinde bu kadar çok gülüyordum. Ya da artık tebessüm etmeyi özlemiştim ve kendime bir neden arıyordum. Bu konu baya ilgimi çekmeye başlamıştı.

Bölüm sonu

2 yorum