İçeriğe geç

Son

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Son

Bölüm 4

BÖLÜM 3

Birkaç saat kimseye denk gelmeden sessiz ve sakin bir şekilde yolda ilerledim. Ama gecenin karanlığı çökmeye başladığında benzinimin de azaldığını fark ettim. ‘Keşke evden benzin bidonlarını alsaydım,’ diye düşünerek arabamı sağa çektim ve ne yapacağımı düşünmeye başladım.

Arabamın dışında uyursam muhtemelen soğuk canıma okurdu. Ama arabam da burada böyle açıkta dururken içinde uyursam da başıma bir şey gelme olasılığı yüksekti. Yani dışarıda uyursam soğukla, arabada uyursam da tehlikeyle yüzleşecektim. Kısa bir süre düşündükten sonra dışarıda kalıp dondurucu soğukla boğuşmaktansa arabamda kesin olmayan bir tehlikeyle yüzleşmenin daha mantıklı olduğuna karar verdim. Yine de yolun ortasında direkt durmak yerine arabamı çalıların içine doğru sürdüm. Aldığımdan beri gözüm gibi baktığım, hiçbir yerini çizdirmediğim arabamı şimdi kendi isteğimle çalıların arasına sokuyordum… O güzelim kırmızı boyasını çiziyordum…

Çalıların arasına yeterince girdiğimi düşündüğümde arabayı istop ettim ve arka koltuğa geçtim. Her ne kadar uyumaya çalışsam da her an başıma bir şeyin gelebilecek olması ihtimali uykumu engelledi. Yer yer uyuduğum kısa aralıklarda ise yine bi ihtimal uykumu böldü. Gerek kuşların, gerek diğer hayvanların hatta yer yer rüzgarın sesi beni ürkütüyor, korkuyla sıçramama sebep oluyordu. Bu şekilde uzun aralarla kısa uykular çektikten sonra güneşin ışıkları göz kapaklarımın üstünde gezinmeye başladığı zaman doğrulup ön koltuğa geçtim. Hemen şimdi buradan ayrılmak istiyordum ama nereye gideceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu…

Elim arabayı çalıştırmak için kontağa giderken duraksadım. Bu noktaya kadar plansız gelmiştim. Şimdi bir plan yapmam gerekliydi. Ne yapacağıma karar vermeliydim. Öylesine giderek bir yere varamayacağımın farkındaydım. Belki şanslı olup birilerine denk gelebilirdim ama şanssız olup o palalı adama da denk gelebilirdim…

Elimi kontaktan çekip başımı ellerimin arasına aldım. Sonra da kafamı direksiyona koyup düşünmeye başladım. Ne yapabilirdim? Ne yapmalıydım? ‘Gelnn burada olsaydı…’ diye geçirdim içimden. Her türlü kıyamet senaryosuna hazırlıklıydı. Ama ironik bir şekilde güvenli eve, orman evine gelememişti. Yıllar önce bir yandan okurken bir yandan çalışarak biriktirdiği parayla buraya, Dallas’a kurduğu o güvenli evi… Herhangi bir kıyamet anında onun ve sevdiklerinin yuvası olacak o kıyamet evi…

Kafam bu düşüncelerle dolup taşarken Luna’nın havlamasıyla irkildim. Huysuz görünüyordu. Sonuçta dünden beri bir şey yememişti, huysuz olması çok normaldi. Kendimi bu düşüncelerden sıyırıp aşağı inip jipimin bagajını açtım. ‘Neyse ki Luna’yı beslemek için kase almayı ihmal etmemişim,’ diye düşünerek kasesine biraz mama koydum. Luna içeriden mamayı görünce dışarı çıkmaya çalışmaya başlamıştı. Bagajı kapatıp yeniden sürücü koltuğuna oturup mamasını arka koltuğa bıraktığımda iştahla yemeye başlamıştı. O yemeğini yerken ben de ne yapacağımı düşünmeye başladım. Az önceki düşünceler ne kadar hızlı bir şekilde dağıldılarsa o kadar hızlı bir şekilde toplandılar. Birkaç dakika o düşüncelerle, sevgilimi kaybetmenin verdiği acıyla, aileme ve arkadaşlarıma ne olduğunu bilmiyor olmanın verdiği korkuyla savaştıktan sonra en sonunda güvenli eve geri dönmeye karar verdim. O adam ve varsa arkadaşları orada olabilirdi ama böyle devam edersem nereye varacağımı hiç bilmiyordum. En azından onlar evde değilse muhtemelen benim orayı terk etmiş olduğumu düşüneceklerdi ve ben eve geçip yeniden evde kalabilecektim. Belki evi kendilerine mesken edinmiş olabilirlerdi tabii ama bu göze almayı tercih ettiğim bir riskti. Bilinmezliğin içinde kaybolmaktansa bildiğim bir riski almayı tercih ediyordum yani…

Yine de bu riske körüklemesine atlamayacaktım. Hava kararmadan önce eve yaklaşıp ormanın içinde bir yerde durmaya karar verdim. Hava karardığında eve yayan bir halde yaklaşıp evde kimse yoksa eve girecektim. Sabah olduğunda da arabamı eve getirecektim. Yaptığım bu harika planı düşünerek ve kendimle bu plandan ötürü gurur duyarak arabamı çalıştırdım ve çalıların arasından çıktım. Arabadaki benzinin eve kadar yeteceğini umarak evin yoluna döndüm ve ilerlemeye başladım…

Planladığım gibi eve yaklaşıp ormanın içine girdim. Görünürde hareket eden hiçbir şeyin olmadığı bir yerde arabamı durdurdum ve arka koltuktan bir kitap alıp okumaya başladım. Luna ne kadar sıkılsa da bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibi uslu bir şekilde duruyordu. Hava kararana kadar arabada çıt çıkarmadan bekledik. Hava karardıkça kitabı okumaya yetecek kadar ışık kalmadığı için kitabı yana bırakıp havanın daha da kararmasını bekledim. Havanın yeterince karardığına karar verdiğim zaman Luna’yla birlikte arabadan çıktım ve mümkün olduğunca sessiz ve yavaş adımlar atarak eve doğru yürümeye başladım. Gecenin karanlığını aydan gelen ışık delip geçmeye çalışsa da ağaçların yaprakları onu engelliyor, benimle evin arasını zifiri bir karanlığa boğuyordu. Bu karanlık öylesine derindi ki ciğerlerimdeki hava bile ağırlaşmıştı.

Usul adımlarla eve yaklaştıkça evin ışıklarının yanmadığını gördüm. Demek ki o palalı adam evin içinde değildi. Evde olsa en azından ışıkları yakardı. Ama yakmadığına göre ev boş olmalıydı. Güvenlik sisteminin şifresini bilmediğinden sistemi de devreye sokamazdı.

Eve yaklaştıkça evin boş olduğuna emin olmaya başladım. Korkak adımlarla ilerleyerek eve yaklaştım. En son çalıların arasına gelince sessizce bir süre bekledim. Benimle birlikte Luna’da sessizce evi izleyerek bekledi. Birkaç dakika çıt çıkarmadan bekledikten sonra evin boş olduğuna emin olarak derin bir nefes verdim ve çalıların arasından çıkıp büyük bir cesaretle ve kendimden emin bir şekilde evin ön kapısına doğru yürüdüm. Kapı bıraktığım zamanki gibi kilitli değildi. Kırılmıştı. Belli ki o palalı adam ben gittikten sonra eve gelip içeriye girmişti. O içeri girdiğinde burada olmadığıma şükrederek içeri girdim. Giderken şalteri indirdiğim için şu anda evin içinde elektrik yoktu. Şimdilik şalteri açıp dikkat çekmeyi de istemiyordum zaten…

İçeri girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey her yerin dağıldığıydı. Giriş holü olması gereken bu küçük yerdeki ayakkabılığın tüm çekmeceleri açılmış, asklık devrilmişti. Az ileride duran, uzun bir süre bana yatak olan koltuğun minderleri etrafa saçılmış, ekran yerinden söküşmüş, mutfaktaki tüm çekmeceler ve dolaplar açılmıştı. Koridora açılan kapı evdeki tüm diğer kapılar gibi açıktı. Sadece çatı katına çıkan merdivenin olduğu kapak açılmamış, bunun dışındaki her şey açılmıştı. Hafif eğilerek korkak adımlarla koridora doğru ilerledim. Şu anda şalteri açıp dikkat çekmek istemediğim için güvenlik sistemini devreye sokamazdım. Güvenlik sistemini devreye sokamayacağım için dış kapı da açık kalacaktı. Bu yüzden salonda da uyuyamayacağım için bu geceyi çatı katında geçirmeye karar verdim.

Ürkek adımlarla kapağın altına gidip ipi çektim. İpi çekmemle birlikte merdiven kayarak yere düştü. Ayaklarında sünger olduğu için yere düşüşü sessiz bir şekilde gerçekleşmişti. Ben de bu sessizliği bozmayarak çatı katına çıktım. İçerisi tamamıyla karanlık ve soğuktu. Köşede yanan birkaç yeşil ışık ve bir panel vardı. Bunların tavandaki güneş panelleriyle ilgili olduğunu düşünerek tavan arasını incelemeye devam ettim. Ancak bunlar ve tavana çıkan birkaç kolon haricinde başka bir şey yoktu.

Bu şekilde burada uyumak dışarıda uyumakla bir olacağı için aşağı inip yatak odasına gittim. Orada da salondaki gibi her yer dağılmış haldeydi. Dolaplar, çekmeceler açılmış, kıyafetler etrafa saçılmıştı. Yastıklar, yorganlar ve battaniyeler yerdeydi…

Yerden önce iki yastık alıp yukarı çıkardım ardından bir yorgan ve son olarak bir battaniyeyi yukarı çıkardım. Yataklık malzemelerimi yukarı çıkardıktan sonra etrafı koklayıp gerilen Luna’yı da yukarı çıkardım. Sonra tavan kapağını ipi aşağı sarkmayacak şekilde kapatıp üstüme yorganla battaniyeyi aldım ve uyumaya çalıştım.

Bölüm sonu

1 yorum