' Keşke biraz
isteseydin.'
☆
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟
"Senin burada ne işin var?"
Elimde ilk defa yanımda getirdiğim çiçeklerle ayakta dururken Taehyung, mezarın yanında yere uzanmıştı. Hemen onun mezarının yanı başındaki başka bir mezarın etrafına bırakılmış yüzlerce çiçeğin arasında uzanıyordu.
Sanırım bu dünyanın en saçma sorusu olabilirdi.
Neden bunu sorduğumu bilmiyorum. Sonuçta kendi mezarı değil miydi? Bana dünyanın en saçma şeyini söylüyormuşum gibi baktı. Haklıydı da.
Derin bir nefes verip yere çömeldim. "Boş versene." Elimdeki çiçekleri yavaşça toprağın üzerine bıraktım. Artık ağlamıyordum. Ama bu üzgün olduğum gerçeğini değiştirmezdi. Ben hâlâ üzgündüm.
"Bu soruyu benim sana sormam gerekir." Diye konuştu hırıltılı sesiyle. Sonra mezarına bıraktığım çiçeklere ifadesizce baktı.
Elim henüz çiçeklerin üzerindeyken kaşlarım çatıldı. Doğruca bana bakıyordu bu sefer.
"Haklısın." Dedim iç çekerek. "Bu soru bana sorulmalı. "
"Ama sen de bilmiyorsun." Diye konuştu hâlâ çiçeklerin içinde uzanırken. Bu sefer bana değil. Bulutlu gökyüzüne bakıyordu.
"Neyi?" Diye sordum. Bazen cevabını bildiğim soruları yine de sormak isterdim.
"Burada ne yaptığını. " Diye cevap verdi.
"Ben de bilmiyorum." Diye tekrar ettim onu.
"Bilmiyorsun."
Kaşlarını hafifçe çatmış gözlerini gri gökyüzÿnde gezdiriyordu. Sesindeki hüzün beni paramparça ediyordu. Neden hâlâ buradaydı? Neden gidip rahat bir uyku uyumuyordu?
"Artık gitmelisin, neden gitmiyorsun?"
Hiçbir şey söylemedi. Sanki beni duymadı. Bana bakmadı bile.
"Bana gelirsen gideceğim."
Gözleri bir an olsun gökyüzünden ayrılmadı. Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Sorumu duymazdan gelip bakışlarını gözlerimin üzerinde gezdirdi.
"Hiçbir şey."
Gözleri bu sefer bana baktı. Başkaları için bırakılmış çiçeklerin arasında uzanıyordu. Aynı onlara benziyordu.
Güzel ve kırılgan.
Ona baktığım her saniye yüreğim biraz daha incindi. Gözlerini kırpmadan mezarın yanına çökmüş bana bakıyordu.
Keşke ben burada olmasaydım. O, burada olmasaydı. Keşke ikimiz iki yabancı gibi kalabilseydik. Keşke o, şimdi burada bu solgun çiçeklerin arasında uzanmasaydı. Keşke ben şimdi onu görmek zorunda kalmasaydım. Keşke onu hiç tanımasaydım.
"Üzgünüm. " Diye konuştum kısık çıkan sesimle.
"Senin için üzgünüm."
Yüzündeki ifade hiç değişmedi. Yüzüme bakmaya devam etti. Bir defa olsun bakışlarını kaçırmadı. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Bir süre sonra bu bakışlar altında ezilmeye başladım. Daha fazla duramadım. Üzerime bulaşmış toprağı sertçe temizleyerek ayağa kalktım. Gözleri beni takip ederek yukarı kalktı. Niye bana bu şekilde bakıyordu? Kalbimin gittikçe daha seri atmaya başladığını hissettim. Kaşlarım çatıldı. O hala olabilecek en sakin şekilde beni izliyordu. İçime dolan tüm kötü hislerin dürtüsüyle
"Senden nefret ediyorum!" Dedim.
Ondan nefret ediyordum çünkü hayatıma girdiğinden beri her şeyi altüst etmişti. Beni mahvetmişti. Eskisi gibi olamıyorum, artık kendimi tanıyamıyordum.
Yüzünde mimik oynamadı. Daha da kötü hissettim. Beni kötü hissettirmek için mi yapıyordu bunu?
Ona sırtımı dönüp oradan hızlıca uzaklaştım. Kızgındım. Ama ona değil.
Yine kendime.
Islak yanaklarımı sildim.
Sonra kulaklarıma dolan tek bir cümle, yalnızca basit iki sözcük beni yerime mıhladı.
"Sana acıyorum."
Sesi en az onun kadar kırıktı, en az benim yüreğim kadar kırıktı.
Gözümden bir yaş daha kurtuldu. Ben böyle olsun istememiştim.
O, belki de haklıydı. Ben acınacak biriydim. Aptalın tekiydim. Birileri için değerli biri olmayı haketmiyordum. Benim gibi birisi kimsenin hiçbir şeyi olamazdı. Ben hep yalnız olurdum. Hep yalnız olmalıydım.
Onu duymamış gibi yaptım. Arkamı dönmedim. Bir kez bile ona bakmadan koşarak uzaklaştım. Ağaçların arasında tüm hızımla, tüm gücümle koşarken bir aralık arkama baktığımda Taehyung'un hâlâ çiçeklerin arasında uzandığını gördüm.
Gökyüzüne bakarken.
Ve ben koşarken.
Sanki bir şeyi düşürdüm.
Çok değerli bir şey düşürdüm.
Ve onu kaybettim.