İçeriğe geç

Somone's Somone

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Somone's Somone

Bölüm 5

4



' Alabilmen için

yüreğimi

dışarı bıraktım.'

☆

𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟

"Beni duyuyor musun?"

Sessizlik.

"Eğer duyuyorsan lütfen terk et beni."

Yine sessizlik.

"Duydun mu beni?"

Hiç ses yok.

"Peşimi bırakmalısın."

Burnumu çekerek toprağa baktım. Gülümsedim. Kolumu kaldırıp beyaz paltomun yenleriyle kızarmış ıslak yanaklarımı sildim.

"Artık aklımdan çıkmalısın. Senin için yeterince üzüldüm."

Hâlâ ses yok

Ne kadar yorgunum görebiliyor musun yabancı? Yorgunum çünkü beni yoruyorsun. Seni düşünmek, senin için yaş dökmek ve senin için parçalanan kalbim beni yoruyor.

Koridorda bir yaka kartı buldum. Haftalardır yasını tuttuğum bu adamın gülümseyen yüzünün resminin olduğu bir yaka kartıydı bu. Onundu. Düşmüş olsa gerekti. Aslında gülümsemiyordu. Ama gözlerinde öyle canlı bir bakış vardı ki sanki bana gülümsüyordu.

Kim Taehyung.

Görevi:

Çalıştığı firma:

Ve bir dolu saçmalık.

Bunlar umurumda değildi. Umurumda olan yalnızca bu kartın bir köşesindeki resimde, gülümsemediği halde bana gülümsüyormuş gibi görünen bu adamdı.

Kimdi bu adam?

Ölü bir adam.

Düşüncelerimi rahat bırakmayan bir adam.

Ya da beni hüzünlendiren bir adam.

Bu adam hiç kimse değildi. Sadece sıradan bir adamdı. Ve sanırım hiç kimsesi olmayan bir adamdı. Mezarının başında isminin yazılı olduğu bir tahta parçası bile yoktu. Burada mermerden yüzlerce mezarın arasında nemli bir toprak yığının altında yatıyordu.

Sahiden orada mıydı?

Tam burada, elimin altındaki toprağın altında? Bana bu kadar yakın mıydı? Kendimi biraz zorlasam ve bu toprağı avuçlayarak bir kenara atsam ona ulaşabilecek kadar yakın mıydım?

Öyleyse neden bu kadar uzak hissediyordum?

Uzaktı. Bana fazlasıyla uzaktı.

Buraya benden başka kimsenin uğradığı da yoktu. Sahiden hiç kimsesi yok muydu bu adamın?

O da birileri için birisi olmalıydı.

Bir ben vardım.

Ben de onun hiç kimsesi değildim.

Ben yabancıydım.

O yabancıydı.

Bazen bazı insanlarla yollarınız ayrılmak zorunda kalırdı. Çünkü artık aynı yerde olmanızı sağlayacak bir ortak sebebiniz kalmamıştır. Aslında hiçbir zaman çok yakın ya da çok uzak olunmadı. Ama yine de böylesi insanların gidişi sanki sonsuza dek kaybolmuş gibi hüzünlenmeme sebep oluyor. Oysa ki karşı taraf buna kısa süreli bir raslantı olarak bakabiliyor. Sadece belirli bir zamanda aynı yerde olmamız gerekiyordu. Oldu ve bitti. Arkadaşlığımız, muhabbetimiz o zamanda kaldı. Lakin ben hiçbir zaman bu şekilde bakamıyorum. bazen bir şey olur birileri kontrolün dışında hayatına girer, onlara orada yer verirsin ve sonra raslantı sona erer, insanlar gider yerleri ise boş kalır. İnsanlar artık onlarla ortak bir şeyin kalmadığında çabucak bu tanışıklığı unutup hayatlarına devam edebilirler. Bense hep hatırlıyorum.

Tıpkı yalnızca yanı başımda öldüğü için hayatıma giren ve orayı altüst eden bu yabancı gibi. Hiç böyle hissettmemiştim. Onu tanımıyorum. İnsanlar yabancılar için de üzülebilirdi. Hatta insanlar gözlerinin önünde ölen yabancılar için saatlerce ağlayabilirdi. Çünkü insan kalbi fazla yumuşaktı.

Fakat haftalardır yaş döküyordum. Kafamın içi yüzlerce düşünceyle doluydu. Kimi zaman ne düşündüğümü bile unutuyorum. Onu ilk kez ve son kez gördüğüm o andan beri haftalardır bir saniye olsun düşüncelerimi terk etmiyordu. Beni terk etsin istiyordum. Artık unutmak ve yavan hayatıma kaldığım yerden devam etmek istiyordum. Çünkü bu şekilde devam edemezdim. Daha fazla dayanamadım.

Gözlerimi kapattım. Sırtüstü uzanıyordum. İki yaş yanaklarımdan süzülüp yastığa sindi. Sonra gözlerimi açtım.

"Daha ne kadar uyuyacaksın?"

Başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Oradaydı. Kapının pervazına omzunu yaslamış, kollarını göğsünün üzerinde bağlamış, yüzünde hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu.

"Seni görmek istemiyorum." Dedim sert çıkan sesimle.

Yatakta dönerek ona sırtımı çevirdim. Bacaklarımı göğsüme çekerek kocaman yatakta küçücük kaldım. Dünyada çok yer kaplamak istemiyordum. Gözlerimi sıkıca kapattım. Onu görmek istemiyordum.

Sonra yanağıma değen saçı kenara iten sıcak bir el hissettim. Sıkıca kapattığım gözlerimi açtım. Hâlâ gülümsüyordu. Ne diye gülümsüyordu ki? Burada gülümsememesi gereken tek kişi oydu

Yanağıma değen parmaklarını çekti. Yatağın yanında yere oturmuş yüzüme bakıyordu.

"Git buradan."

Tekrar gözlerimi sıkıca yumdum. Şimdi uyumaya ihtiyacım vardı. Uyumalıydım. Uyumalıydım ve o buradan gitmeliydi.

Ama gitmedi.

Sıcak nefesi yanağıma vurdu. Bitkince gözlerimi açtım. Bu sefer kollarını yatağın kenarına koymuş başını da kollarının üzerine yaslamış bana bakıyordu. Yüzü yüzümün tam karşısında duruyordu. O buradaydı. Gerçek gibiydi. Hâlâ yüzüme bakarken elimi tereddütle kaldırıp ona doğru götürdüm. Hiçbir şey yapmıyordu. Ne geri çekiliyordu ne de tek bir şey söylüyordu. Öylece aramızdaki daracık mesafede havada kalan elimin ardından bana bakmaya devam ediyordu.

İşaret parmağımı burnuna dokundurdum. Dağılıp gideceğini belki artık beni terk edeceğini düşündüm. Öyle olmadı. Parmağımın altında hissettiğim ılık bir burun etiydi. Kaşlarım havaya kalktı. Yüzünün önünde olan elimi nazikçe yutup aşağı indirdi. Ve bana baktı.

"Neden ağlıyorsun?" Diye sordu kısık sesle.

O söyleyene kadar farkında bile değildim. Titreyen elimle gözlerimi sildim. Gözlerimi örten bu bulanıklığı yok etmek ve onu görmek istiyordum. Çünkü o gerçek gibiydi.

Birinin yaşamasını çok istemek onu hayatta tutmaya yeter miydi?

"Çünkü sen bir ölüsün." Dedim onun gibi kısık sesle.

Başını kollarından kaldırıp kollarını yataktan çekti. Öylece yerde bağdaş kurmuş oturarak yatağın üstüne serili çarşafı sıkan elime bakıyordu. Birden bire gülümsemesi silinmişti. Onu üzdüğüm için üzgündüm.

Sonra bakışlarımı ondan çekip sırt üstü uzandım. Tavana bakarken gözlerimin nasıl onlarca yaşla yavaş yavaş dolduğunu, nasıl taştığını ve nasıl yanaklarımı ıslattığını seyrettim.

Bazı insanlar hep giderdi ve biz onları tutamazdık. Sonra zaman geçerdi. Biz büyürdük ama onlar hep aynı kalırdı ve bunu görmek acı verirdi.Bunun olmasında benim bir suçum yokken tek suçlu benmişim gibi hissediyorum. Oysa ki tek suçum o an orada olmaktı. Hazırlıksız olmaktı. Ansızın yakalanmaktı.

"Artık ağlamayı bırakmalısın. "

Başımı yine ona çevirdim. Bu sefer yanımdaki boşluğa uzanmıştı. Ellerini karnının üzerinde birleştirmiş, tavana bakıyordu.

"Ağlamanı istemiyorum."

Bana bakmadan konuşuyordu. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu ve o sadece tavana bakıyordu. Bedenimi ona doğru döndürüp burnumu çektim. Sonra sadece onu seyrettim. Aramızda bir insanın daha uzanabileceği kadar geniş bir boşluk vardı. O an fark ettim. Üzerinde hala aynı kıyafetler vardı. Bu, kalbimin acımasına sebep oldu.

Yine pencerenin önündeki merdivenin tepesinde, havaya kaldırıp bir şeylerle uğraştığı kollarının arsından bana bakan adam gözümün önüne geliyordu. Üzerinde hâlâ aynı kıyafetler vardı. Yataktan dışarı uzattığı ayaklarında siyah botları vardı. Sırtında önünü iliklediği, göğsünde sarı bir iple çalıştığı firmanın logosunun işli olduğu siyah bol bir ceket; altında bir sürü cebi olan kalın kumaşlı siyah ve geniş bir pantolon vardı.

Saçları da siyahtı. O an yeni bir şey hatırladım. Onu koridorun sonundaki pencerenin önünde gördüğüm o zamanda saçlarını görmemiştim. Çünkü yine üzerinde aynı logonun olduğu siyah bir şapka takıyordu.

Şimdi siyah, dağılmış saçları yastığıma düşüyordu. Yüzü yandan çok güzel görünüyordu. Onu seyrederken birden bire burnumun ucu sızlamaya başladı, sonra gözlerim yandı ve içlerine sıcak yaşlar aktı. Kendimi tutamadım. Bir iki kez nefesim kesildi. Yanaklarım ıslandı. Saçlarım bu ıslaklıklara yapışıp kaldı. Kendimi hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum. Bağırmak istiyordum. Sesli sesli ağlamak istiyordum. Ve belki bu şekilde biraz içimi rahatlatmayı istiyordum. Fakat olmuyordu. Yapamıyordum

Sadece sessizce ağlıyordum.

Bir aralık gözlerim karşımdaki ona ulaştığında bana baktığını gördüm. Artık tavana bakmıyordu. Üzerindeki ceketi çıkarmış beyaz tişörtüyle yanağı yastığa gömülmüş, yanımda uzanıyordu. Bacaklarını kendine çekmiş, ellerini de birleştirip dizlerinin arasına sıkıştırmıştı. Öylece yüzüme bakıyordu.

"Neden böyle ağlıyorsun?"

Sesi niye bu kadar acı vericiydi?

Sorusunu duymazdan geldim. Gözlerimi yüzünde gezdirdim. Yalnızca iki karış uzağımdaydı. Elimi kaldırıp güçsüz parmaklarımı saçlarının arasına daldırdım. Gözlerimden hâlâ yaşlar taşıyor, yastığı ıslatıyordu.

Ne olurdu sahiden burada olsaydın?

Hiçbir tepki vermedi. Hala yüzüme bakıyordu. Bana bakmasını istemiyordum. Gözlerim hep saçlarının arasındaki elimdeydi. Sonra elimi saçlarından çektim.

Kalbim acımaya bir son vermiyordu. Ama hiçbir şeyi istemediğim kadar susturmayı istiyordum onu.

"Niye şapkanı takmıyorsun?" Diye sordum.

"Onu kaybettim."

☆



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.