İçeriğe geç

Somone's Somone

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Somone's Somone

Bölüm 2

2



'Ne zaman döneceğini

biliyor musun?'

☆

𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟

Bir insanın hayatınıza girmesi ne kadar zaman alırdı?

Önce birbirinizi görürdünüz. Sonra belki sık sık aynı yerde bulunmaya başlardınız ve bu, artık birbirinizin yüzünü tanımanıza sebep olurdu. Sonra tekrar karşılaştığınızda birbirinize gülümserdiniz. Ve birkaç ufak sohbetin ardından bir de bakmışsınız aranızda bir dostluk başlamış sürüp gidiyor. İşte böylelikle biri hayatınıza girmiş olurdu.

Birinin hayatınıza girmesi zaman alan bir şeydi.

Ama onun hayatıma girişi ani olmuştu. Yorgundum. Berbat hissediyordum. Tek istediğim biraz dinlenmekti. Bazen nefesim kesiliyordu. Ne kadar göğsümü şişire şişire havayı içime çeksem de sanki tek bir kırıntısı bile ciğerlerime ulaşamıyordu. Nefes alamayacakmış gibi hissediyordum. Kalbim sıkışıyordu. Ve biri, bir yabancı, gelip ansızın içime girmişti. Sıkışık kalbimin orta yerinde duruyordu.

"Bu bir rüya olmalı." Diye mırıldandım kendi kendime.

İnanılması güçtü. Her şey o kadar hızlı gelişti ki son günlerde kafamda bir şeyleri tartmaya vakit bulamaz oldum. Neden? Diye soramıyorum. Çünkü bunu soracak gücü kendimde bulamıyordum.

Neyin ortasına düşmüştüm?

Elimin tersiyle yanaklarımı sildim. Daha elimi indiremeden iki yaş daha hızlıca yanaklarımdan yuvarlandı.

Neydi bu?

Karşımda duran toprağa baktım ve bu toprağın altında yatan sesini dahi duymadığım adamı düşündüm.

Kimdi o?

Birden nasıl bir sesi olduğunu merak ettim. Nasıl konuşurdu? Yumuşak mı yoksa sert mi? Heyecanlı olduğunda, neşeli olduğunda, üzgün olduğunda ya da kızgın olduğunda sesi nasıl değişirdi? Nasıl bir gülümsemesi vardı? Gülümseyince gözleri kısılır mıydı? Gamzesi var mıydı? Ya da gülünce diş etleri görünür müydü? O an bana uzaktı. Ya da sadece pek dikkat etmediğim için bilmiyorum. Gözleri ne renkti? Neleri severdi? En sevdiği renk neydi? Yürümeyi sever miydi?

En önemlisi nasıl biriydi?

Gözümden bir yaş daha aktı. Hemen sildim. Bir buçuk saattir bu mezarlıkta boş boş duruyordum. Aklımda binlerce soru dönüyordu. Neredeyse iki hafta olmuştu. O ölmüştü. Sadece herkesin başına gelebilecek bir şekilde ayağı kaymıştı ve artık yaşamıyordu. Dile getirince ne kadar saçma bir ölüm. Ama bu gerçekti. Birileri bu şekilde ölebiliyordu. Kafamı ne kadar yorarsam yorayım içinden çıkamıyordum. Şimdi deli gibi onunla daha önce tanışabilmeyi istiyordum. Onunla tanışsaydım belki yanına giderdim. Beni tanısaydı belki o merdivenlerden inip yanıma gelirdi. Onu tanısaydım belki ölmemiş olurdu.

İsmini dahi bilmiyordum. Yüreğim çarpıyordu. Onu gördüğüm ilk ve son ana gidip duruyordum. Koridorda yürüyen birinin ayak seslerini duyduğu için hala merdivenin tepesinde elinde tornavidaylayken gözleri kısa bir an bana kaydı. Sonra merdivenden inip yerdeki çantadan bir şeyler alıp tekrar merdivene tırmandı. O zaman aklımda başka düşüncelerle bir elim kapıda, diğer elimle çantamdaki anahtarı bulmaya çalışıyordum.

Sonra bir gürültü koptu ve her yer sessizleşti.

Bu an tekrar tekrar aklımda canlanıp duruyordu. Yere devrilmiş merdivenin görüntüsü. Tavandan incecik kabloların ucunda sallanan güvenlik kamerası ve yere dağılmış bir takım eşyalar. Hepsi onundu. Gözlerimizin sadece tesadüfen ve hiçbir amaç barındırmadan buluştuğu o birkaç saniye düşüncelerimi terk etmiyordu. İşini yaparken dalgınlıkla çatılmış kaşları, dikkatle ellerinin hareketlerini izleyen gözleri, siyah lekelere kirlenmiş büyük elleri gözümün önünden gitmiyordu.

O zaman sadece yorgundum. Evime girip yatağıma girmek, yorganla örtünüp kıvrılmak ve ağlamak istiyordum. Tek istediğim buydu. Başka kimse önemli değildi. Bu yüzden onunla ilgili hiçbir şeye dikkat etmemiştim. O sadece işini yapıp gidecek bir adamdı bense sadece onun işini yapmak için bir süreliğine uğradığı eski apartmanda yıllardır yaşayan biriydim. Eğer o düşmeseydi ve ona bir zarar gelmeseydi şuan muhtemelen yüzünün aklımda, düşüncelerimin arasında bir yeri olmazdı. Evime girmek üzereyken yine ne bozulmuş diye düşünerek yaptığı işe bakar ve önüme dönüp evime girerdim. Yüzünü görmezdim bile.

Bir günde yüzlerce yüze bakardık ama hiçbirini görmezdik. Onun yüzü de öyle olmalıydı. Onun yüzünü hatırlamamalıydım. Unutmalıydım. Şimdi bir yabancının yüzü aklımı, duygularımı, tüm düşüncelerimi altüst etmemeliydi.

☆



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.