İçeriğe geç

Somone's Somone

Bölüm 14 · 4 dk okuma

Somone's Somone

Bölüm 14

13



Bir mevsim, bir saat, bir anı ve tüm bunların anımsattığı her şey hiç bu kadar acı verici olmamıştı.

☆

𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟

Yağmur yağıyor. Hem de hiç durmadan. Tüm karlar eriyecek.

Araladığım perdeyi yine örttüm. Perdenin ardındaki cam rüzgarla sarsılıyor, yağmur damlaları sicim gibi süzülüyor, dışardan gelen bir sürü boğuk takırtı duyuluyordu.

Korkuyordum.

Ne yağmur yüzünden ne ıslık çalan rüzgar yüzünden ne de gök gürültüsü yüzünden. Ama en az bu yağmurlu gün kadar kasvetli hissediyordum. İçimde olması gereken çok değerli bir şeyi yağmurdan kaçarken hiç bilmediğim bir yerde, ıslak kaldırıma düşürüp kaybetmiş gibiydim. Bu alışılmadık bir şey değildi. Aksine oldukça tanıdık bir histi. Bunu defalarca kez hissettim ama hiç böyle olmamıştım. Hiç yüreğimin böyle parçalanışına seyirci kalmamıştım. Yerle bir oluyordu ve ben durup izlemekten başka bir şeye güç yetişemiyordum.

Saat öğlen bire geliyordu. Dışarısı ise tıpkı gece gibi karanlıktı. Birden bire karanlık salon aydınlanıverdi. Bakışlarımı bembeyaz ışıldayan lambadan çekip ışık düğmesine baktım. Taehyung orada duruyordu.

Ona bakıp onun gibi gülümsedim.

"Nereden geliyorsun?" Diye sordum alayla kendimi koltuğa atarken.

Hayatım benimle alay ediyordu. Ona aynı şekilde davranmaya hakkım yok muydu?

Taehyung da benim küçük oyunumu hiç bozuntuya vermeden sürdürdü.

"İşten geliyorum." Dedi montunu çıkarırken. Üzeri ıslakmış gibi elleriyle üzerini silkeledi. "Yağmur öyle şiddetli yağıyor ki eve koşarak geldim." Dedi gülümseyerek. Ben de gülümsüyordum.

Ayağa kalkıp hemencecik üzerinden çıkardığı montunu elinden alıp askıya astım.

"Aç mısın, senin için bir şeyler hazırlamamı ister misin?" Diye sordum gülümseyerek.

"Kurt gibi açım." Diye konuştu gülümserken. Islak gözleri o gülümserken kısılıp parlıyordu. Ne hüzünlü bir gülümsemeydi bu böyle.

"O zaman ikimiz için çabucak bir şeyler pişireceğim." Diye konuştum neşeyle.

"Sen yemeğini yemedin mi?" Diye sordu sahte bir şaşkınlıkla.

Başımı gülümseyerek iki yana salladım.

"Hayır, seni bekledim."

Gülümseyerek koluna girdim.

"Öyle mi?"

Kolunu omzuma sarıp beni kendine çekti. Gülümsüyordu. Başımı kaldırıp bana doğru eğdiği yüzüne bakarken "Öyle" Diye mırıldandım.

"Öyle demek."

Beni iyice kendine bastırdı. Sesli bir nefes verdi.

"Ama yemekten önce biraz dinlensem olmaz mı?"

Taehyung, kendini en yakınındaki tekli koltuğa bıraktığına ben de kucağına düşmüştüm.

"Öyle yorgunum ki."

İkimiz de seslice güldük. O, koltukta arkasına yaslanmış, yüzünde ufak bir gülümsemeyle beni izlerken bacaklarının üzerine oturup bağdaş kurdum. Beni izliyordu, onu izliyordum ve yüreğim ikimiz için acıyordu.

"Umarım çok aç değilsindir çünkü bugün ikimiz için çok çalıştım ve yorgunum. İyice dinlenmek istiyorum." Diye konuştu.

Başımı iki yana salladım. Fakat ona uyup bu aptal oyunu biraz daha devam ettirmek istedimse de konuşamadım. Islak gözlerle gülümsedim.

Gözlerimin dolduğunu hissettim. Onun da gülümseyişini soldurdum. Benim yüzümden kötü hissetsin istemedim. Yaşlarımı görmesin istedim. Başımı omzuna bırakıp yüzümü boynuna gömdüm. Gözlerimi yumduğum an iki yaş yanaklarımdan yuvarlanarak Taehyung'un boynunu ıslattı. Göğsündeki ellerimle tişörtünü sıktım. Yapamıyordum, kendimi tutmayı bile beceremiyordum.

Taehyung, göz yaşlarım onun boynunu ıslatırken bile hiçbir şey olmamış gibi sahte neşesiyle konuşmaya devam etti.

"Her gün çalışacağım ve ikimiz için kasvetli olmayan bir ev alacağım."

"Balkonu da olacak mı?" Diye sordum merakla.

Yanaklarımı ıslatan ve ona acı veren bir yaş daha.

"Elbette." Dedi sesi buruk sesiyle.

"O zaman seni orada bekleyeceğim."

"Yağmur yağsa bile mi?" Diye sordu gülerek.

"Yağmur yağsa bile."

Eli nazikçe saçlarımda dolaştı. Bense yaş dökmeye devam ettim. Tenine bir sürü hüzünlü göz yaşı bıraktım. Onu kendi ümitsizliğimin tohumlarıyla ıslattım. Hâlâ hiçbir sorun yokmuş gibi tatlı tatlı elini saçlarımda gezdirmeye devam etti.

Neden hiçbir şey sormuyorsun yabancı? Neden bu kadar sessizsin? Yoksa tüm soruların cevabını bildiğin için mi?

"Neden böylesin?" Diye sordum sessizce.

Uzun bir sessizlik oldu. Bu boşlukta şimdiye kadar duymadığım yağmurun şiddetli sesinin tüm evin içinde duyulan tek ses olduğunu fark ettim. Ama Taehyung'un en az bu yağmurlu gün kadar kasvetli olan sesi tüm diğer sesleri böldü.

"Nasıl?"

Bu öyle gönülsüz sorulmuş bir soruydu ki sanki cevabını yüzlerce kez duyduğu halde sırf konuşmuş olmak için soruyordu. Yüzümü iyice boyuna gömdüm ve tişörtünü tutan ellerimi beline doladım.

"Neden sana her baktığımda içimde kelebekler uçmuyor, neden kalbim hızlı hızlı atmıyor, neden seni görünce dilim tutulmuyor, neden heyecanlanmıyorum, neden yüzüne bakınca ve sen bana gülümsediğinde içimin içime sığmaması gereken o hissi hissedemiyorum?"

Duraksadım. Gözlerimden yine yaşlar süzüldü. Ama sesim bir kez olsun titremedi.

"Neden seni gördüğümde kalbim acıyor, neden sen burada olunca hiç olmadığı kadar ağlamak istiyorum, neden sana her baktığımda kendimi dünyanın en hüzünlü insanıymış gibi hissediyorum?"

"Beni özlüyorsun."

Bu kırık ses söylemek istediğim her şeyi bana unutturdu. Sanki daha önce hiç konuşamamışım gibi sustum. Yaşlar hiç durmadan süzüldü, yüzümü boynuyla omuzunun arasına sakladım. Taehyung'un kolları beni sıkıca sardı. Saçlarımdaki eli yavaşça sırtıma inip orada durdu.

"Beni çok fazla özlüyorsun."

☆



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.