'Belki bu kılık değiştirmiş
bir lütuftur.'
☆
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟
Her şey kendimden nefret etmeme sebep oluyor. Kendimi birinin sevebileceği biri olarak görmüyorum. Ben sadece uzakta durup benim dışımdaki herkesin ne kadar mutlu olduğunu seyredebilirim. Benim hep mutsuz olmam gerekir, hep bir köşeye çekilip ağlamam gerekir. Sahip olmadıklarıma bakıp imrenirim, kendimi en değersiz, en aşağılık insanmış gibi hissederim. Kötü bir şey yapmadım. Ama ben kötü biriyim. Kimseye karşı değil kendime karşı en kötü insanım. Kendimi küçük görür, kendimi aşağılarım. Her şeyi kendime ben yaparım. Kimse dönüp ne kadar acınası halde olduğuma bakamaz çünkü kimse içimi göremez. Niçin hüzünlü olduğumu bir tek ben biliyorum. Her şey içimde öylece duruyor. Ne kendim iyileştirebiliyorum ne de bir başkasının iyileştirmesine izin veriyorum.
Ben yanlızım.
Başımı yasladığım otobüs camından kaldırdıp arkama yaslandım. Üşüyordum. Islak saçlarım ensemi ıslatıyordu. Islak montum otobüsün beyaz ışıklarında parlıyordu. Dudaklarımı ısırıp duruyordum ve gözlerim yanıyordu. Hasta olmak istemiyordum. Birkaç kez burnumu çektikten sonra gözlerimi kapatıp eve ulaşana kadar da açmadım. Ama bir türlü uykuya dalamadım.
Merdivenin son basamağına ulaştığımda elimi tırabzandan çekmeden koridorun sonundaki açık pencerenin önünde duran gölgeye baktım. Karanlıkta bekliyordu. Sonra ağır ağır evime doğru yürüdüm. Ben yürürken koridorun ışıkları birer birer yanmaya başladı ve orası aydınlandı. Onu görmezden gelecektim ve böylece kaybolup gidecekti. Islak, buz kesmiş parmaklarım sıcak kapı kolunu kavradığı zaman birden bire onu yanımda hissettim. Başımı kaldırıp baktığımda artık pencerenin önünde değil yanı başımda omzunu duvara yaslamış, elleri ceplerinde duruyordu. Ve de gülümsüyordu. Onun aksine fazla cansız ve halsizdim. Ondan daha çok ölüye benziyordum.
"Ben de seni bekliyordum." Diye konuştu.
Bir süre yüzüne bakıp gözlerimi yumdum.
"Eve istediğin gibi girip çıkıyorsun zaten. Ne diye bekledin ki?"
Cevap vermesini beklemeden kapıyı açıp içeri girdim ve kapıyı yüzüne kapattım. Artık ona alışmıştım. Artık neden burada olduğunu sorgulamıyordum. Artık onunla ilgili hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Bu yüzden ondan bıkmıştım.
Montumu askıya asarken montu tutan havada kalmış iki kolumun arasına girip benle duvar arasında kaldı. Niçin hala gülümsüyordu?
Kollarımı indirip yüzüne bakmadan ondan uzaklaştım. Mutfağa gidip içinde neler olduğuna gün içinde zaten on kez baktığım buzdolabına bir kere daha baktım. Sonra yine kapattım.
Bulduğum birkaç şeyle hazırladığım sandivici yerken karşıma oturup beni izlemeye başladı. Bir ısırık daha alıp yavaş yavaş çiğnedim. Hala bana bakıyordu. Ağzımdaki sol yanağımı şişiren yemeği çiğnemeyi bırakıp başını ellerinin arasına almış beni izleyen Taehyung'a baktım.
"Ne var?" Dedim sinirle. "Ne diye suratıma bakıp duruyorsun?"
Ağzımdakini çatık kaşlarla yavaş yavaş çiğneyerek yuttum. Sonra bakışlarının ben de değil elimdeki sandiviçte olduğunu fark ettim. Birden bire kötü hissettim. Önce elimdeki sandivice sonra da Taehyung'a baktım.
"Yemek mi istiyorsun?" Diye sordum sakin bir sesle.
Başını iki yana sallayıp gülümsedi.
"Aç hissetmiyorum ki." Biraz duraksadı. "Sadece bunun nasıl bir his olduğunu anımsamaya çalışıyordum."
"Anladım." "Üzgünüm."
Bakışlarımı aramızdaki masaya indirdim. Bir süre Taehyung'un masanın üzerindeki siyah lekeli büyük ellerine bakarak düşündüm. Sonra kendi ellerime baktım ve masanın üstündeki ellerimi sandiviçle beraber masanın altına soktum. Benim yüzümden kötü hissetsin istemiyordum.
Birden bire ikimizden başka kimsenin olmadığı sessiz evi Taehyung'un kahkahası doldurdu. Bakışlarım hızlıca onu buldu.
"Yemeğini saklamana gerek yok. Canım çekmiyor. Onu yiyebilirsin." Dedi gülerek.
"Saklamıyordum." Dedim kaşlarım çatılarak.
Saat gece yarısını geçeli çeyrek saat oluyordu. Hiç uykum yoktu. Yağmur hâlâ durmamıştı. Ve evde boğulacakmışım gibi hissediyordum. Taehyung, yatağımda sırtüstü uzanmış, tavanı izliyordu. Elimde öylece kalan yarısı yenmiş sandivice bakıp onu tabağa geri bıraktım. İştahım kalmamıştı.
Birkaç parça bulaşığı yıkadım, biraz etrafı toparladım. Gün be gün oyalanacak şeylerim azalıyordu. Dakikalarca tezgaha yaslanıp pencereyi sarsan rüzgarı dinledim. Yağmur damlalarının camdan süzülüşünü seyrettim.
Yorgun hissediyordum. Hem de fazlasıyla yorgun. Ama yıllarca uyusam bile sanki bu yorgunluk hiç geçmeyecekmiş gibi geliyordu bana.
Yarım saate yakın bir süre duşta kaldım, pijamamı giyindim, saçlarımı kurutmak üzere saç kurutma makinesiyle aynanın karşısına geçtim ama sonra vazgeçtim. Havluyla tembelce saçlarımı ovalayıp durdum. Saçlarım yalnızca omuzlarıma değecek kadar uzundu. Ama bana fazla uzun geliyordu. Uzun saç bana yük gibi geliyordu.
Islak havluyu bir kenara atıp tüm ışıkları kapattım. Karanlık salonda yavaşça yürüyerek odama ulaştığımda ışıkları yakmak için düğmeye uzandım ama sonra vazgeçtim. Odanın penceresinden sokak lambalarının turuncu ışığı içerisini aydınlatıyor, cama tutunmuş yağmur damlaları parlıyordu. Odadaki loş aydınlıkta Taehyung hâlâ yatağımda uzanıyordu. Bu sefer tavana bakmıyordu. Yatağın bir köşesine kıvrılmış sırtı bana dönük uzanıyordu. Uyumadığına emindim çünkü o uyuyamazdı. Ama yine de sanki sahiden orada kıvrılıp uyuyormuş gibi ayak ucumda yürüyerek yatağa gidip sessizce yanındaki boşluğa uzandım. Yorgundum. Hep yorgun hissediyordum. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum ama buna rağmen uyuyamıyordum. Tek yaptığım yarı aydınlık küçük odada gözlerimi kapatıp hiç kıpırdamadan uykunun gelip bana uğramasını beklemekti.
Ama bir türlü uğramadı.
Üzerime yumuşak bir örtü örtülünce gözlerimi araladım. Taehyung, üzerime örttüğü örtüyü düzeltip geri çekildi. Işığın azlığından kocaman açtığım gözlerimle her hareketini sessizce takip ettim. Yatağın üzerinde oturuyordu. Az önce uzandığı için saçları dağılmıştı.
"Uyuyorsun sanmıştım. " dedi boğuk bir sesle.
"Uyuyamıyorum."
"Uyumayı istiyor musun?"
"Neden istemeyeyim ki? Çok yorgunum."
"Ben de istiyorum."
Sonra yine yanıma uzandı. Üzerime örttüğü örtünün altında bacaklarımı kendime çekip kıvrılmış onu izliyordum. Taehyung ise yine tavana bakıyordu. Bir kolunu başının altına atmış, öbür kolunu ise karnına bırakmış sessizce duruyordu. Acaba ne düşünüyordu? Düşünecek çok şeyi olmalıydı. Tüm zamanını düşünerek geçirecek olsa bile bitiremeyeceği kadar fazla.
Sonra bedenini bana çevirip yüzüme bakmaya başladı. Oda karanlıktı. Yüzüne gölgeler serilmişti. Ama yine de gözlerinde dolaşan parlaklıkları ayırt edebiliyordum.
"Artık uyumalısın. "
☆