'Yıldızlara çok yakındık '
☆
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝 𓆟
Yıldızlara çok yakındık çünkü onlardan biri olmak için çok çabalıyorduk.
Yıldızlara çok yakınım çünkü sen de bir yıldızsın.
Yıldızlara çok yakınım çünkü sana da yakınım.
Yıldızlara çok yakınsın çünkü sen her zaman onlarlasın.
"Ne yapıyorsun? Gel buraya!"
Koridorun ortasında elimde poşetlerle endişeyleyle duruyordum. Normal insanlar gibi hissetmek istiyorum. Ama o, buna izin vermiyor. Kalbim sıkışıyor. Neden bana bunu yapıyor?
Koridorun sonundaki geniş pencereye oturmuş ayaklarını dışarı doğru sarkıtmıştı. Ona seslendiğimde, sesimdeki tüm endişeye rağmen, ona bakan titreyen gözlerime rağmen, her defasında aynı düşüncelelerin ağırlığı altında ezilen kalbimi bilmesine rağmen orada oturmaya devam ederken başını bana çevirip gülümsedi ve sonra tekrar önüne dönüp kendini aniden boşluğa bırakıverdi.
Elimdeki poşetler yere çakıldı. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı ve gözlerim sıcak yaşlarla doldu. Az önce atladığı pencereye doğru koştum
Korkuyordum.
Ve tam önünde durdum. Ellerimle pencereye tutunup korkuyla aşağı baktım. Ama ondan tek bir iz bile bulamadım. Orada yoktu.
Yine de korkuyordum.
İki kol arkamdan boynuma sarıldı. Korkuyla irkildim. Sonra boynumdaki kollarını aşağı indirip bana sıkıca sarılarak çenesini omzuma yasladı. Sıcak nefesleri saçlarımın arasından bana ulaşıp beni boğuyordu.
Deliriyordum.
Titreyen ellerimle onu itip kendimden uzaklaştırdım. Bana kırgın bir yüzle baktı.
Hâlâ onun için üzgünüm.
"Neden böyle yapıyorsun?" Dedim yaşlarımı tutamayarak. "Zaten yeterince bitkin olduğumu göremiyor musun? Neden beni bu kadar zorluyorsun? Sana ne yaptım ben, ne istiyorsun benden? Daha senin için ne yapmam gerekiyor?"
Ona bağırdım, onu incittim ama ben de inciniyordum.
Onu tekrar göğsünden ittim. Birkaç adım arkaya sendeledi.
"Neden defolup gitmiyorsun, söylesene? Neden beni rahat bırakmıyorsun?"
Bir kere daha ittim onu. Boğazım acıyor, sanki nefes alamıyorum.
"Neden rahat bir uyku uyumama bile izin vermiyorsun?" Dedim kısık çıkan sesimle. Artık ona bağıramıyordum bile. Gözlerimden aralıksız yaşlar süzülüyor, tüm yüzümü ıslatıyordu.
"Neden?" Diye sordum fısıltıyla. "Neden bırakmıyorsun beni?"
Güçsüz ellerimi onu itmek için bir kere daha göğsüne yasladığımda buna izin vermedi, ellerimi nazikçe tutup indirdi. Bir süre onun kocaman, parmak uçlarında hâlâ siyah lekeler olan ellerinin arasındaki titreyen ellerime bakarak sustu. Aslında o hep sustu.
Neden hiçbir soruma cevap vermiyorsun yabancı?
Ellerimi tutan sıcak ellerini çekip sırtını dönüp yürüdü. Arkasında bir enkaz olup gidişini seyrettim. Beni orada tüm sorularımla baş başa bırakıp gitti.
Umarım bir daha hiç dönmezsin yabancı?
"Bir daha geri dönme!" Diye bağırdım arkasından. Yanaklarımı kolumla silip pencerenin önünde öylece durdum.
Belki de saatlerce.
Saatlerce durdum.
Çoğu zaman başımıza gelenler bizi hayrete düşürürdü. Aslında yaşamaya devan eden bir insansak bunlara hayret etmememiz gerekirdi. Ama eğer yaşamaya devam eden bir insansanız kabul etmek istemezseniz bile, ümitsiz olduğunuzu düşünseniz bile başınıza gelen kötü olaylara karşı büründüğünüz hayret bira aralık iyi şeyler olacağına dair ümit ettiğinizin göstergesidir. Eğer ümit olmasaydı hayret de olmazdı.
Hayret ediyordum çünkü bir zamanlar iyi şeyler olacağını ümit etmiştim.
Hayret ediyordum çünkü bir zamanlar öngördüğüm kötülükler şimdi başıma gelenler kadar kötü değildi. Beni aşıyordu. Beni aşıyordu ve ben içinde boğuluyordum.
☆