İçeriğe geç

SOLO | VSOO

Bölüm 1 · 5 dk okuma

SOLO | VSOO

Bölüm 1

1.BÖLÜM: DOĞUM GÜNÜ

SOLO

"Doğum Günü"

Not; Yakında yazım yanlışlarını düzelteceğim.

Asian Diyarı, 1800'lü yıllar...

Asian sarayı.

Doğum gününden hemen önce...

Gözlerimi aynadaki yansımamdan ayıramıyordum. Kumaşından dolayı oldukça pahalı olduğunu düşündüğüm kırmızı kadife elbise vücudumu sararken içimde ki heyecanı bastırmak için gözlerimi yumdum ve derin bir nefes alarak annemin bana öğrettiği gibi sıfırdan ona kadar saymaya başladım. Aylar önce babamın emri ile bütün kraliyetlere doğum günü davetiyem gönderilmiş ve bütün halk sonrasında diğer insanlara bugünü ballandıra ballandıra anlatmaları için saraya çağrılmıştı. Doğduğumdan beri sebebini bilmediğim bir şekilde saraydan çıkmam yasaktı. Her zaman odamın kapısının dışında askerler durur, yiyeceğim yemekleri ilk önce başkaları tadar ve arkadaş edinmeme izin verilmezdi, hoş zaten kimse dört duvar arasında duran bir kızla arkadaş olmak istemezdi.

Dışarıdan gelen telaşlı sesler vaktin geldiğini hatırlatırken tekrar dan gözlerimi yansımama çevirerek "Bugün çok güzel bir gün olacak Jisoo" diyerek gök yüzüne bir yanılsama gönderdim ve kapının açılmasıyla içeriye annem girdi. Annem elli dört yaşında olmasına rağmen hala gençliğini saklıyordu ve bugün giydiği hatlarını oldukça belli eden, derin bir yırtmaca sahip, göğüsünü çapraz şekilde saran ve oldukça uzun mavi saten elbisesi onun hala çok güzel bir kadın olduğunu kanıtlıyordu. "Benim tatlı kızım nasılmış bakalım?" Annem hızlı adımlarla yanıma geldi ve gözlerini üzerimde gezdirdi. "On sekiz yaşına girdiğine ve artık genç bir kız olduğuna hala inanamıyorum Jisoo..." Gülümsedim ve anneme bakmaya devam ettim. "Sana babanla dediklerimizi hatırlıyorsun değil mi? Kimseyle tokalaşmayacaksın, sadece sana selam verenlere karşılık vermek selam verecek ve kimseyle göz göze gelmemeye çalışacaksın. Gerek olmadıkça ve en önemlisi garsonun verdiği her hangi bir şeyi yemeyecek veya içmeyeceksin." Annemin dedikleri ile gülümsememi sabit tutmaya çalıştım. Kimseye fark ettirmesemde bu kurallar beni günden güne yıpratıyordu, neden bunlara maruz kaldığımı bilsem belki de bu kadar üzülmezdim. "Tamam anne... Dediklerinize dikkat edeceğim." Annem üzgün gözlerle elini saçlarımda gezdirdi. "Kızım ben de çok üzülüyorum ama hepsi senin iyiliğin için. İnan elimizden başka bir şey gelmiyor." Gülümsememi daha fazla büyüttüm ve annemin elinden tutarak "Anne merak etme ben gayet iyiyim, beni düşündüğünüz için bunları yaptığınızı biliyorum ve bundan dolayı asla üzülmüyorum."

Üzülmüyorum..... Son zamanlarda yaptığın en iyi şey yalan söylemekti....

Tekrar aynadaki yansımama baktım ve yansımanın içinde ki o yok oluşa bir el bile uzatamadım. Sadece baktım. Her zamanki gibi. El uzatmadım, bu sefer o yansımanın sahibinin içi yanarken.

Annem gülümsedi ve vaktin yaklaşmasından dolayı yanımdan ayrıldı. Meydan da yankılanan alkış sesleri içimi hoplatırken yutkundum o sırada kapı tıklatıldı ve iznimle birlikte içeriye uzun zamandır tanıdığım annemin yardımcısı Aon içeriye girdi. "Hazır mısınız prensesim." Konuşurken hafifçe başını eğmeyi ihmal etmedi. "Hazırım Aon, Ne zaman büyük salona ineceğiz?" Aon başını kaldırarak "Şuan inebiliriz, herkes büyük bir merakla sizi bekliyor." Dedi. İçimde ki heyecanı ve endişeyi belli etmemeye çalışarak yavaş adımlarla ve yüzüme takındığım gülümsemeyle koridorlardan büyük salona açılan kapıya doğru yürümeye başladım. Yanından geçtiğim bütün askerler saygıyla ya da kurallar gereğinden dolayı başını eğiyordu. Kapının önünde durduğumuzda içeride ki sesler kesildi ve kapı yavaş yavaş açılmaya başladı. Başım dik bir şekilde dikilirken bütün gözlerin üzerime dikildiğini hissettim.

Ve karşınızda herkesten sır gibi saklanan, Tahtın tek varisi olan, Kral Tharn ve Kraliçe Ari'nin tek ve biricik çocuğu Prenses Kim Jisoo.

Ve karşınızda herkesten uzak tutulan, her gün bu sarayda müebbet yemiş gibi ceza çekmek zorunda olan Kim Jisoo.

İçeriye adımımı atmamla klasik müzik etrafı sarmış ve ortamın havası bir anda değişmişti. İnsanlar beni alkışlarken babama bakarak kafam dik bir şekilde, ellerim ise önümde birleşmiş bir şekilde yürümeye başladım. Babam gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Yirmi senedir taht da oturan babam güçlü duruşu ile herkese güven verebilen birisiydi. Yirmi sene boyunca kraliyetimize topraklar katmış ve halkın sevgisini kazanmıştı. Bir tane de olsa erkek çocuk verememesinden dolayı halk endişe içinde olsa da babam biliyordu ki o gün sıra bana geldiğinde her şey çok daha güzel olacaktı. Babam genellikle bana sevgisini belli etmezdi, her zaman belli bir mesafeden yaklaşsa da ben onun kalbinin sıcaklığını hissediyordum. Babamın karşısında durdum ve uzun olan eteğimin iki kenarından tuttum, başımı eğerek yere doğru eğildim.

"Canım kızım." Babam yaklaştı ve anlımdan öptü sonraysa Davetlilere döndü ve davetlilere bakarak konuştu. "İşte karşınızda canım kızım, geleceğin kraliçesi kim Jisoo..." alkışlar dev salonu kuşatırken kimseyle göz teması kurmama devam ederek önüme döndüm. İçimde ki stres sanki daha çok büyüyordu. Aon'un işareti ile babamın sağ tarafından duran tahta oturdum. İnsanlar kendi haline dönmüş sohbet ederken hizmetçiler dört bir yanda servis yapıyordu. Herkes en şık kıyafetleriyle etrafta boy gösterirken bense sessiz bir şekilde günün çabuk bitmesini beklemeye başladım.

"Nasılsınız Bay Tharn?" Babamın dostlarından biri olan ve Layn ülkesinin kralı James yanımıza gelmiş ve bizimle sohbet etmeye başlamıştı. "Teşekkür ederim James, ben gayet iyiyim. Sen nasılsın?" James gülümseyerek "Teşekkür ederim bende iyiyim, buraya davet edilmem beni çok mutlu etti." Dedi ve bana bakarak "Kızınızı çok merak ediyordum." Diyerek Konuşmasına devam etti. "Doğum günün kutlu olsun Prensesim, Yeni yaşınız size mutluluk getirsin." Gülümsedim ve gözlerine fazla bakmamaya çalışarak "Teşekkür ederim" dedim.

Vakit hızlı şekilde ilerlerken babam ayağa kalktı. "Sayın misafirler! Bugün burada olduğunuz için minnettarım. Uzun zaman sonra ilk defa böyle büyük bir kutlamaya ev sahipliği yapmak çok mutluluk verici." Babamın konuşmasının sonlanmasının ardından dev kapı açıldı ve içeriye beş katlı olan doğum günü pastamı seri adımlarla salonun ortasına getirdiler ve babam elimden tutarak pastaya doğru götürdü.

"Doğum gününüz kutlu olsun prensesim."

"Teşekkür ederim Aon."

Etrafı işlemelerle kaplı gümüş bıçağı zarifçe kavrayarak pastanın üs kısmından son katına kadar kestim ve gülümseyerek insanlara döndüm ve alkışların sonlanmasından sonra konuşmaya başladım.

"Burada benimle birlikte doğum günümü kutladığınız, yanımda olduğunuz ve beni desteklediğiniz için teşekkür ederim." Bir anlığına duraksadım. "Bu ülke için, bu taht için vakti geldiğinde elimden gelenin fazlasını yapacağımdan şüpheniz olmasın." Etraf da tekrardan alkış sesleri yükseldi. insanların için de olmama rağmen bence gayet iyi konuşmuştum.

Herkese pasta dan ikram edilmişti ve her şey planlandığı gibi düzgün gidiyordu. "Umarım doğum gününü beğenmişsindir kızım?" Annem yine her zaman ki gibi gülümseyen gözlerle etrafa mutluluk saçıyordu. "Beğendim anne teşekkür ederi-" kalabalığın olduğu yerden çığlığın gelmesi ile gözlerimi o tarafa çevirdim, kapıda duran askerler hemen çığlığın olduğu yere koşarken içim de panik oluştu ve oturduğum tahtı sıktım. Aon hızlıca yerinden kalktı ve annemin elinden tutarak kapıya doğru yöneldi ve babam bana dönerek elimden tuttu ve konuştu "kızım acil buradan gitmemiz gerek." Ben daha ne olduğunu anlayamadan babam kolumdan sertçe tutarak beni kaldırdı ve büyük kapıya doğru hızlıca koşmaya başladık. Koşarken bir askerin şifacıya adamın krize girdiğini ve kan kustuğunu söylediğini duydum. Midem bulanırken saçımı arkaya attım ve derin nefesler almaya başladım. Başım dönüyor ve aklımı sorular işgal ediyordu.

"Burada neler oluyor?"

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

2 yorum