. --- – Gölgedağ’ın Ateşi Gölgedağ Geçidi’ne vardıklarında, sis neredeyse canlıymış gibi hareket ediyordu. Taş zemin, ayaklarının altında çatırdıyor; rüzgâr, uzaklardan gelen boğuk yaratık uğultularını taşıyordu. Orman ve dağ arasındaki bu karanlık geçitte yürürken Arden her zamanki gibi önden gidiyor, sürekli bir tehlike arıyordu. Elira ise geride, bir yandan çevreyi inceliyor, bir yandan da Arden’ın sabırsız ve buyurgan tavırlarına sinir oluyordu. Elira: “Böyle körlemesine yürümek zorunda mıyız? Burada pusuların yarısı sisin içinde olur. Biraz mantık kullanmayı denesen hiç fena olmaz.” Yazar notu: Kesinlikle Best arkadaşımın ressama (mal diğer arkadaşım) çıkışı oldu bu cümle. Arden durdu, başını çevirip bakışlarını ona dikti. Soğuktu, ama bu kez öfke değil… başka bir şey saklanıyordu yüzünün kenarında. Arden: “Eğer burada ne yaptığını bilmeseydim, sana söz veriyorum… çoktan geri dönmeni söylerdim.” Elira: “Bilmem, bana hâlâ bir yükmüşüm gibi davranıyorsun.” Arden: “Çünkü öylesin.” Bu söz Elira’nın kalbini delip geçti. Fakat o, kırgınlığı öfkeye dönüştürmekte ustaydı. Elira: “En azından duygularını saklamaya çalışma zahmetine girmiyorsun. Tabi… böyle bir yeteneğin varsa.” Arden’ın kaşları çatıldı. Bir an konuşacak gibi oldu, sonra sustu. Onu susturan şey, söylemek istemediği bir gerçeğin kıpırdanmasıydı. O gerçekten de Elira’dan uzak durmak istiyordu. Nedeni ise nefret değildi… çok daha tehlikeli bir şeydi. --- Bir anda sis içinden gölgemsi yaratıklar fırladı—siyah köpek iskeletlerini andıran, çene kemikleri birbirine çarpan, tiz sesli “hararlar”. Arden refleksle Elira’nın önüne geçti. Arden: “Geri dur!” Elira: “Ben kendimi koruyabiliyorum!” Elira sağ elini kaldırdı; Ay Hanedanı’nın gümüş rünleri parladı. Parlak bir hilal ışığı karanlığı yardı ve yaratıklardan ikisini tuzla buz etti. Arden ise kılıcıyla diğerlerini biçti. Ancak bir yaratık, Arden’ın arkasından hızla atladı. Elira düşünmeden hareket etti. Sırtındaki ay taşından yapılmış hançeri çekip Arden’a doğru fırlattı. Hançer yaratığın kafatasını delip zemine çiviledi. Arden şaşkınlıkla arkasına baktı, yaratık yerde hareketsizdi. Elira, nefes nefese: “Bir teşekkür edebilirsin.” Arden: “…Geç kalmamışsın.” Elira: “Yani… iyi iş çıkardığımı kabul ediyorsun?” Arden bakışlarını kaçırarak: “Ben… sadece ölmeni istemiyorum.” Elira dondu. Bu söz Arden için çok fazlaydı. Onun ağzından çıkan her kelime genelde bıçak kadar keskin olurdu… ama şimdi bir anlığına sesindeki sertlik kaybolmuştu. --- Arden’ın ağzından Yaratıklar parçalandıktan sonra Arden birkaç adım uzaklaştı. Elira fark etmedi ama Arden ellerini yumruk yapmıştı. Bu hisler… saçmalık. Gölge Hanedanı’nın prensesi. Güvenilmez. Tehlikeli. Ama neden onu her tehlikede kollamak istiyorum? Neden az önce sesindeki titremeyi fark ettim? Arden’ın kalbi hızlanmıştı. Bu durumdan tiksinmesi gerekirdi… fakat tiksinmiyordu. Aksine, korkuyordu. Çünkü hissettiği şey… güçsüzlüktü. Ve Arden güçsüzlüğe tahammül edemezdi. --- Geçidin daha derinlerine indiklerinde sanki sis ağırlaşıyor, büyülerin etkisi azalıyor gibiydi. Elira bir kaygan taşın üzerinde dengesini kaybetti ve bileği burkuldu. Arden hemen ona döndü. Arden: “Elira!” Elira (dişlerini sıkarak): “Bir şeyim yok. Devam edebiliriz.” Arden onun kolunu tutmak için uzandı ama Elira geri çekildi. Elira: “Dokunmana gerek yok.” Arden’ın gözlerinde kısa bir öfke yanıp söndü, ama bu kez öfke onun kendisineydi. Arden: “İnat etme. Yürüyemezsin.” Arden eğildi, Elira’yı kollarına aldı. Elira aniden irkildi. Elira: “Ne yapıyorsun?!” Arden: “Hayatını kurtarıyorum. Yani… yine.” Elira bu sözle susup kaldı. Arden’ın kalbi hızlanmıştı ama yüzü ifadesizdi. Elira’nın ise nefesi değişmişti, bunu saklamaya çalışsa da. --- Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Arden’ın kollarında taşınırken Elira başını hafifçe çevirdi, onun çenesinin gölgesine baktı. Kalbinde anlam veremediği bir sıcaklık dolaşıyordu. Elira’nın ağzından Bu adam… neden beni böyle etkiliyor? Kahraman olduğu için mi? Yoksa gerçekten beni önemsediği için mi? Hayır… böyle düşünmemeliyim. Bu yol her ikimizi de yok edebilir. Arden’ın ise tek bir düşüncesi vardı: Bu kıza karşı zayıf düşersem… sonumuz olur. Ama yine de onu bırakmadı. Bırakamadı. ---
Gölgedağ’ın Fısıltıları Gölgedağ Geçidi’nin içlerine indikçe, sisin koyuluğu bir perde gibi üzerlerine çökmeye başladı. Arden hâlâ Elira’yı taşıyordu; Elira’nın bileği morarmaya başlamıştı ama güçlerinin bir kısmı dağ yollarında baskılanmış gibi olduğundan iyileştirme büyüsü işe yaramıyordu. Serion önden gidiyor, her taşın altına gizlenmiş tuzağı sezmek için keskin duyularını kullanıyordu. Arden ise onun ardındaki karanlığı sürekli kontrol ediyor, arkadan gelebilecek gölgesel yaratıkları sezmek için kasılmış halde duruyordu. Geçit daraldıkça duvarlardaki eski işaretler görünmeye başladı: Ateş Hanedanı’nın kızıl spiralleri, Ay Hanedanı’nın gümüş hilalleri, Fırtına Hanedanı’nın şimşek sembolleri… ve en sonunda Gölge Hanedanı’na ait, siyah obsidyen gibi parlayan çatallı bir işaret. Elira onu görünce istemsizce soluk aldı. Elira: “Bu... bizim aile mühürlerimizin en eski hali.” Arden başını kaldırıp işarete baktı. Normalde serinkanlı olmasına rağmen, artan büyü titreşimlerini o bile hissediyordu. Serion: “Bunlar sıradan mühürler değil. Bir şey… uyanıyor.” O sırada duvarların içinden sanki fısıltılar yükseldi. Kelimeler anlaşılmıyordu, ama tonları belliydi: Uyarı. Yaklaşan bir kehanet. Elira ürperdi, Arden ise onun korktuğunu fark edip istemsizce daha sıkı tuttu. Fakat ne Elira ne de Arden bunun farkındaydı—uyarı onlara değil, özellikle birine yönelikti. Geçidin bir bölümü çökmüş görünüyordu. Yollar üçe ayrılıyordu: Biri karanlık bir tünele, biri aydınlık bir çatlağa, ve ortadaki dar yol doğrudan dağın kalbine iniyordu. Arden, Serion'un yanına gelip alçak sesle sordu: Arden: “Hangisi daha güvenli görünüyor?” Serion: “Hiçbiri.” Arden dişlerini sıktı. Seçim yapmak zorundaydı. Elira ise duvarlara yaklaşmış, parmak uçlarıyla bir sembole dokunuyordu. Dokunduğu anda sembol mavi alev gibi yanıp sönmeye başladı. Elira: “Bu… bir yol gösterici mühür. Gölge soyundan biri dokunduğunda aktif olur.” Arden ona bakakaldı. Arden: “Yani yolu sen seçeceksin.” Elira (derin nefes alarak): “Evet… ama bu hoşuna gitmeyecek.” Arden’ın kaşları çatıldı. Elira sembolden yayılan ışığı takip ettiğinde, yolun karanlık tünele doğru yöneldiği ortaya çıktı. Arden: “Karanlığa mı gideceğiz? Elira, bu intihar.” Elira: “Bu mühür yalan söylemez. Karanlık… bizim kaderimizde var.” Arden’ın yüzündeki öfke kısa bir anlığına maskesini düşürdü. Arden: “Senin karanlığın benim kaderim yapmak zorunda değil!” Elira o an durdu. Sözün odağındaki duygu—öfke değil, korkuydu. Arden onu kaybetmekten korkuyordu. Ama bunu ikisi de itiraf edemezdi. Gerilim bir anda yükseldi. --- Arden ile Elira tartışırken, birden tünelin içinden soğuk bir nefes esti. Ardından tırnak sesine benzeyen, taş duvarları kazıyan bir uğultu geldi. Serion: “Tartışmayı sonra yapın isterseniz. Çocukça davranışlarınızın yeri burası değil. Bu ses… yaşayan bir yaratığa ait değil.” Tünelden gri, dumanlı bir şekil dışarı sızdı. Ruh veya gölge arasında bir varlıktı; şekli sürekli değişiyor, çığlık gibi sesler çıkarıyordu. Elira: “Bu… ‘Gölge Hatırlığı.’ Hanedanımızın eski günahlarını taşıyan bir ruh!” Arden hançerini çekti. Arden: “Günahın ne olduğu umurumda değil. Yaklaşıyorsa öldürürüz.” Elira (panikle): “Hayır! Ona saldırırsak bizi tamamen yok eder!” Elira haklıydı ama Arden inatçıydı ve onu dinlemek gibi bir niyeti yoktu. Ruh birden bire saldırıya geçti. Arden Elira’yı yere doğru çekip gölgesel saldırıdan kurtardı. Muhafız ruhun dikkatini dağıtırken Elira avucunu yere koydu, Gölge Hanedanı’nın eski bir bağlama büyüsünü mırıldandı. Siyah zincirler ruhun etrafında belirdi, onu kısmen durdurdu ama tam olarak hapsedemedi. Ruh çığlık atarken sözler netleşti: “Seçilmiş kan… Karanlıkla aydınlığın çatışması… Mührün kırılışı…” Arden ruhun söylediklerini duyunca irkildi. Arden: “Bu kehanet bize ait!” Ruh bir anda hızla çözüldü ve Elira’nın üzerine doğru atıldı. Arden düşünmeden Elira’nın önüne geçti. Ruh saldırısı Arden’ın omzunu yakarak geçti, derin bir yanık bıraktı. Elira çığlık attı. Elira: “Arden! Ne yapıyorsun?!” Arden dişlerini sıkıp acıya rağmen ayakta kaldı. Arden (kısık sesle): “Seni bırakmayacağım. Karanlık da olsa… seninle gitmeyi seçiyorum.” Elira o an nefes almayı unuttu. Ruh geri çekildi, zincirler güçlendi, birkaç saniye sonra tamamen yok oldu. ---- Zaman geçişi-Ruh savaşı bitti Ruhun dağılmasıyla tünel yeniden sessizleşti. Arden yaralı omzunu tutarak duvara yaslandı. Elira yanına koştu, fakat tedirginlikle duraksayıp elini uzatıp uzatmamakta kararsız kaldı. Elira: “Arden… omzun—” Arden: “Önemli değil.” Elira: “Benim yüzümden oldu. Ben—” Arden başını kaldırdı, Elira’nın gözlerinin içine baktı. Arden: “Senin yüzünden değil. Ben… böyle olsun istedim.” Elira’nın kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Arden ise hissettiğini bile itiraf edemeyen bir adamın tüm kırılmışlığıyla sustu. Sanki konuşsa elinden kayıp gidecek değerli bir eşya vardı. Arden ise onu incitmek istemeyen ve korumaya çalışan bir adamdı sadece. Korkuyordu... Serion sessizce başını eğdi. Serion: “İlerlemek zorundayız. Bu tünel bizi Mührün ilk odağına götürüyor.” Arden ve Elira birbirlerine son bir kez baktılar. Aralarındaki gerilim artık sadece çatışma değildi. Kader, korku ve kaçmaya çalıştıkları bir yakınlık birbirine karışıyordu. Üçü de karanlık tünele doğru yürürken Gölgedağ’ın duvarları yeni bir fısıltı yayıyordu: “Başlangıç… daha yeni.” ---
TADAAAAA İŞTE YENİ BÖLÜMMM
1168 kelimee. Dediğim gibi biraz darkromance ekledim güzel olacağını düşünüyorum ve akışı bozmamaya çalışacağımm. İyi okulmalar umarım beğenirsinizzz 🎀🎀
