İçeriğe geç

Sokak Yarışları ~Ateşten Pist

Bölüm 1 · 16 dk okuma

Sokak Yarışları ~Ateşten Pist

Bölüm 1

1.Bölüm

.

"Ve kazanan Araz Doran! Yine her zaman ki gibi tahtını kimseye bırakmadı. Tebrikler Araz Doran." Sunucunun İngilizce söyledikleri üzerine ortalık yine coşmuştu. Spor arabasından inerken etraftaki insanların tezahüratlarına ufak bir tebessümle karşılık vermişti Araz. Her zaman ki gibi yine yasa dışı yarışlar ve ölümle dans etmeler...

Las Vegas'ın sokakları yine her zamankinden farksızdı. Eğlence kulüpleri, barlar ve vazgeçilmezleri olan, daha 18- 20 yaşlarındaki gençlerin hırslarına yenilerek yaptığı yasa dışı sokak yarışlarını yapıldığı sıradan bir geceydi. Bu gece ise araba yarışı yapılmış ve sonuç değişmemişti. Kazanan, normal günlerde insanların Cellat olarak adlandırdığı ama yarış günlerinde ise Kral diyerek seslendiği Araz Doran olmuştu. Kimse nasıl her seferinde bu kadar cesaretli davrandığını bilmiyordu. Çünkü yaptıkları normal sokak yarışlarına benzemiyordu.

Önceden kimsenin haberi olmadan katılmış olana engeller, rampalar, uçurumun kenarında ölümle burun buruna gelmeler. Bazen öyle şeylerle yolda karşılaşıyorlardı ki, yarışın yarısına bile gelmeden bırakıyorlardı. Ama Araz'ın yarıda bıraktığı bir yarış bile olmamıştı. Dedikleri gibi o Kraldı. Tahtını kimseyle paylaşmamak için canını bile hiçe sayıyordu.

"Artık seni tebrik etmekten yoruldum. Artık bir dursan da bu veletler kazansa."

Kaan'ın söylediği üzerine gruptan ufak bir gülüşmeye sebep oldu.

"Tebrikler kardeşim,"

"Tebrikler,"

Arkadaşlarının tebriklerine karşı "Sağ olun," demiş ve gülümsemişti.

"Ee bunun şerefine mekana gidip güzel bir kutlama yapalım mı?"

Araz dışında herkes bunu onaylamıştı.

"Ben Türkiye'ye dönüyorum bu gece."

"Yarın dönmüyor muyduk?" Barlas'ın sorusu üzerine başını hayır der gibi salladı Araz.

"Teyzem mesaj atmış, hastalanmış."

"Kesin yine gelmen için demiştir,"

Ahmet'in demesi üzerine herkes başıyla onayladı bunu.

"E tamam o zaman kardeşim, biz de geliyoruz. Hem okul da var yarın ilk günden asmayalım."

Araz başı ile onaylayınca hepsi teker teker arabalarına bindi ve kaldıkları otele dönüp eşyalarını almak için yola koyuldular.

⚡✨✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨

"Bak amca, yarın getireceğim paranı. Tamam mı söz , yarın elinde olacak paran!"

"Yarın son gün Zeynep. Borcum var, ödeme yapacağım."

Başımı tamam dercesine salladım. Ve kapıyı sinirle adamın yüzüne kapatmamak için kendimi zor tuttum. Ceyhun amca gittiği gibi kapıyı sertçe kapattım. Sinirden ağlamak üzere olduğum için bağıra bağıra şarkı söylemeye başladım.

*"Sana sorsam, uzağım kendimden başımı alıp giderim her savaşta...

Beni uzak tut yaralı kalbinden kanatır, kırarım, üzerim, tek bakışta...

Hiç ışık yok farkındayım, beni bugün ayık, beni bugün ayılt.

Hey sen dalgın kadın, beni bugün ayık bana...Biraz sarıl.

İçine düşmüş karanlıkların...

"Ne oldu deli kız yine başladın şarkı söylemeye,"

"Bir şey yok pamuk şekerim,"

"Benim deli kız sinirlenince bağıra bağıra şarkı söyler ama hadi hayırlısı..."

"Şey... Bir şey yok ya çocuğun biri bana aşık olmuş benimle evlen dedi bende pamuk şekerimi bırakmam dedim, gönderdim. Nasıl? Güzel yapmış mıyım?"

"Bak terlik geliyor ha,"

"Hop, sakin. Şaka yaptım."

"He şöyle ben kızımı vermem kimselere,"

"Verme zaten, direkt gönderdim. Dedim bak aslanım, annem gelirse seni yer,"

Terliğini çıkarttığı an yerimden sıçradım. "Tamam, sakin ol annem."

"Deli kız..." diyerek gülümsedi ve direkt kutu kadar olan evimizin, tek odasına girdik. Aslında ev sayılmazdı bazı ya da çoğu insana göre yaşadığımız yer. Ama 4 yıldan beridir bu eskiden yanmış olan kulübe tarzındaki evde kalıyorduk pamuk şekerimle. Odamızın büyüklüğü on adımı geçmezdi. Eski bir çekyat ve eski bir minderden ibaretti. Pamuk şekerim çekyatta yatıyordu benim zorumla. Ben de yerdeki minderde oturuyordum, yatıyordum...

Banyo ve tuvalet koridordaydı. Mutfak ise küçük bir yerdi. Tezgah vardı sadece. Fırın buzdolabı vs yoktu. Tezgahın üzerinde ise birkaç tabak, kaşık, çatal, bardak, bir tane tencere ve tepsi vardı.

Benim adım Zeynep, hangi adamdan geldiğini bilmediğim bir de soy adım var, Sancak. 18 yaşındayım ve İstanbul da yaşıyorum. Ve pamuk şekerim ile çok mutluyum. Evet doğruyu söylüyorum bu küçücük, kutu gibi evde çok mutluyum(!)

Tamam yalan söyledim...

Sadece sırf pamuk şekerim için her şeye katlanıyordum. Günümün yarısını lanet olsun ki artık burslu olarak- pamuk şekerimin- zoru ile bir kolejde geçirecektim. Geri kalanını ise koleje uzak sayılmayacak bir kafede garsonluk yapıyordum.

Anne ve babam yok. Anne denilen varlığın hakkında bildiğim tek şey ben doğduktan birkaç gün sonra beni bir aileye satmıştı. Baba denilen varlığı tanımıyordum. Ne ben ne pamuk şekerim.

Biyolojik babam hakkında bir şey bilmiyordum o yüzden biyolojik anneme beslediğim nefreti ona beslemiyordum. Çünkü benim lanet olasıca olan biyolojik annem, benden kurtulmak için bir aileye satmıştı.

Kendimi bildim bileli hep o aileden psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmıştım. Ama sonra bir mucize oldu ve 14 yaşlarımda iken Pamuk şekerim beni onlardan almıştı. Nasıl yaptı bilmiyorum ama almıştı, kurtarmıştı beni.

İlk defa Pamuk şekerimi mendil satarken görmüştüm. Yağmur yağıyordu ve o sırada ben mendil satarken gelip bütün mendilleri almış ve fazlası ile parayı vermişti. Kabul etmemiştim para üstünü verecektim ki direkt gitmişti. Birkaç gün sonra beni o aileden almıştı. Adana'dan İstanbul'a getirdi beni ve yine de mutlu olduğum bu yanmış kulübeye getirmişti.

İlk zamanlar alışamadım, tuhaf karşıladım. Bir kadın size yardım ediyor üstüne sizi bir belalı aileden kurtarıp kendi sahipleniyor. Bana o kadar iyi davranıyordu ve ilgileniyordu ki resmen hayran kalmıştım onun kalbine. Sen benim kızımsın, derdi. Seni doğurmuş olmasam da benim kızımsın.

4 yıldır beraber yaşıyorduk. Durumumuz pek iyi olmasa da mutluydum yinede. Buna da şükür...

Ara sıra anne veya pamuk şekeri diyordum. Pamuk şekeri dememin sebebi ise pamuk şeker gibi çok yumuşak ve tatlıydı. Pamuk şekerim dışında da anne de diyordum. Bana uzak bir kelimeydi aslında ama illa doğurmak değildir ki annelik.

Bakmaktır, büyütmektir, sevmektir... Ve ben bunları hepsini Pamuk şekerimde bulmuştum. O yüzden buna annelik deniyorsa evet o benim annemdi. Beni doğurmamış olsa da annemdi. Her şeyimdi...

Hayat acımasızdı... Kolejdekilere bakıyordum bir de kendime. Sorun para değildi asla... Sadece onların hayatı çok güzel iken, bir anne ve babaları varken benim bir anne ve babam olmaması canımı sıkıyordu. Daha doğrusu anne ve babası olmayan tüm herkes adına canım sıkılıyordu. Ama elimden bir şey gelmiyordu hem de hiçbir şey...

"Yarın okul açılıyor heyecanlı mısın?

"Hiç sorma ne kadar heyecanlıyım. Bak elim ayağım titriyor heyecandan."

"Dalga geçilmez anneyle," dedi ve sonra şefkatli sesi ile,

"Dersine çalış güzel kızım. Son senen. Oku, kurtar kendini. Böyle bir ev bile denilmeyecek bir yerde seni büyüttüğüm için kendimden utan-"

"Sakın anne! Sakın! Yemin ederim bu daha böyle bir şey dersen kendim atarım, öldürürüm kendimi anne!

Yanına gidip ellerini öptüm.

"Ya benim o biyolojik ailem olan insanlar bana sahip çıkmazken sen bana bütün sevgini her şeyini verdin. Ben seninle ölüme bile varım. Ev diyorsun bana!" Saçımı okşadı.

"Sen bunları hak etmiyorsun. Dik duruyorsun. Ben güçlüyüm diyorsun ama hâlâ içinde bir acı var bunu görüyorum. Sen hâlâ küçüksün. Küçücüksün..."

Akmaya zorlayan göz yaşlarımı tehdit edip, Pamuk şekerime baktım.

" Hayır! Yanılıyorsun, ben mutluyum. Acı çekmiyorum, Hayır ben çok acı çekiyorum... Ben güçlüyüm, Aslında değilim... Canım hiç acımıyor, Yalan söyledim canım bile bana acıyor... Konu açılmamak üzere kapanıyor. Ve kapandı."

"Ah benim güzel kızım..." Saçlarımı öpüp kokladı. Konuyu değiştirmek amacı ile,

"Ben bir çorba yaptım anne, öf aklın durur," dedim.

Zaten çorbadan başka yediğimiz bir şey yoktu.

"Getir bakalım deli kız,"

Hemen pişmiş olan çorbadan iki kase doldurdum. Ekmekler hafif sertleşmişti ama yine de çorbanın içine ufaltarak bu sorunu da çözdük.

Akşam yemeği bitince annemi yatağına yatırıp, ilaçlarını içirdim ve ben de minderimin yanında ki mumu yakıp bir arkadaşımdan aldığım romanı okumaya başladım.

Okuduğum kitap eğer dikkatimi çekerse bitene kadar okurdum. Ve bu da böyle olacaktı ki uyku daha ağır basınca mumu söndürdüm ve uykuya teslim oldum. Yarın okul vardı, lise son sınıf öğrencisiyim ve kolejde okuyorum. Aman ne harika değil mi?(!)

✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡✨⚡

"...Yeni eğitim-öğretim yılınız hayırlı olsun..."

Okul Müdiresi Semra Hanım son konuşmasını da yaptıktan sonra sınıflarımıza girmeye başlamıştık. Bu kolejde ki ilk yılımdı. Burslu olarak kazanmıştım ne yazık ki... Ve sadece bu okulun bu yılki yaz okuluna gelmiştim.

Sınıfımı bilmediğim için ilk olarak Semra Hanımın odasına ilerledim. Kapıyı çalıp içeriye girdim ve aslında sert bir yüz beklerken sıcak bir gülümseme ile karşılaştım. Tanımadığım bir kız ile tam burun buruna gelmiştik. Kapıyı açtığım sırada herhalde o da çıkıyordu.

"Affedersiniz," deyince birden donup kaldım. Kolejde böyle saygılı öğrenciler var mıydı yoksa ben kitap okuya okuya aklımı mı bulandırmıştım. Okuduğum kitaplardaki kolejliler havalı, kibirli olurdu ama, hadi hayırlısı...

"Sorun değil, ben aniden girdim." Diyerek ben de karşımdaki sarışın kız gibi sıcak olduğunu düşündüğüm bir gülümseme ile bakıp, içeriye girdim.

"Merhaba... Ben Zeynep... Zeynep Sancak."

"Merhaba Zeynep. Yeni gelen arkadaş sen olmalısın."

"Evet yani aynı kişiden bahsediyorsak benim... Yani burslu olarak gelen kişi benim." Hafifçe gülümsedi Semra Hanım.

"Burslu veya zengin öğrenci ayrımı yapmam Zeynep. Herkes öğrencidir ve para insanı üstün kılmaz," dedi ve göz kırparak bilgisayarına baktı. Birkaç yere tıkladıktan sonra bana dönüp,

"Sınıfın 12/D Zeynep. 12. sınıflar en üst katta."

"Peki, teşekkürler." Gülümseyerek izin alıp, odadan çıktım. Kapıyı kapattıktan sonra duvara yaslanıp derin bir nefes aldım.

"Hadi ama. Düşündüğüm gibi değildi bence," dedim kendi kendime. Ders zili çalınca direkt üst kata doğru ilerledim. Zaten ortalıkta kimse yoktu herkes sınıflarındaydı galiba.

Üst kata gelince derin bir nefes aldım. "Hayır, yani 1. katta olsak ne olurdu? Ne gerek var 4. katta olmaya."

"Ben de o konuda çok şikayetçiyim. Yürü yürü bitmiyor değil mi?"

Arkamdan gelen sesle arka tarafıma döndüm. Müdire Hanımın odasındaki o kızdı.

"Yani, evet bence de..." dedim neden dediğimi bilmeyerek. Gülümsedi. Ben de gülümsedim.

"Yeni mi geldin?"

"Evet, yeniyim,"

"Hangi sınıf?"

"12/D, siz?"

"Siz demene gerek yok öncelikle. Benim adım Mine ve 12/E sınıfındayım," dedi dudak bükerek.

"Tanıştığıma çok memnun oldum."

Bir an şaşırsam da, "Bende Zeynep, bende memnun oldum." Dedim ve elimi uzattım. Uzattığım gibi sıktı ve sevecen bir şekilde gülümsedi. Aynı şeklide gülümseyerek karşılık verdim.

Sınıfa doğru yürüdük. Mine ile sınıflarımız karşı karşıyaydı.

"Görüşürüz eğer istersen... Yani istersen teneffüste okulu gezdirebilirim."

"Tabii olur çok mutlu olurum."

Gülümseyerek sınıflarımıza girdik. İçeriye girince hoca geldi diye zannetmiş olacaklardı ki hepsi bir toparlandılar. Hatta biri öğretmenler masasına oturmuştu kapıyı açmakla anı bir hareketle yere düştü. Tüm sınıf ise çocuğa güldü. Bir süre sonra tüm gözler bana döndü. İşte en nefret ettiğim, ilgi odak ben olmuştum.

"Hey merhaba yeni mi geldin?" Diye sordu tam kapı önündeki sırada oturan kız.

"Evet," dedim gülümsemeye zorlayarak kendimi.

"Hoş geldin," dediler. Sıcak ve sevecenlerdi yani öyle gözüküyorlardı.

En arka sıraya doğru ilerledim. Boştu sanırım. Herhangi bir şey yoktu sıranın üzerinde.

"Arka sırada Müge oturuyor, birazdan gelir,"

Ön sıradaki kızın demesi üzerine etrafa baktım boş bir yer var mı diye. Ama yoktu.

"Oraya oturabilirsin. Müge sorun çıkarmaz." Gülümseyerek başımı salladım. Ve oturdum sırama. Bir süre sonra kapı açılmış Müge denilen sıra arkadaşım gelmişti. Sorun çıkarmamış hatta sanki kırk yıllık bir arkadaşı ile konuşur gibi sohbet ettik. Hocamız dersin son on beş dakikasına yetişmişti.

Derse gelince ise, her zamanki gibi ilk gün konuşması yaptı, kurallar falan derken teneffüsü belirten zil çalınca herkes teker teker dışarıya çıktı.

"Zeynep dışarıya çıkalım, hadi." Başımı sallayarak sınıftan çıktık. Mine'nin sınıfının önünde bekledim.

"Ne oldu?"

"Bir arkadaşımı bekliyorum,"

Mine beni görünce kocaman gülümsedi ve yanıma geldi. Müge'yi görünce, "Selam kanka," dedi.

"Selam minnacık kız," dedi ve birbirlerine sarıldılar. Belli ki önceden tanışıyorlardı.

"E hadi dışarıya çıkalım," Müge Mine'nin elini tutmuş önden ilerliyordu. İlkokul çocuklarına benziyordu. Hafifçe belli etmeden güldüm bu hallerine. Sonra birden Müge durup kollarını omzuma atınca, şaşırdım kaldım. Bu kadarını beklemiyordum. Yani sıcakkanlı...

Kızlar kantine indiklerinde bende bahçede kamelya da yer bulup oturdum. Kızlar ellerinde tost ve çayları ile gelip Müge yanıma, Mine ise tam karşıma oturmuştu. Elindeki tosttan birini bana uzatınca,

'Teşekkürler, afiyet olsun, " diyerek reddettim. Sinirli bir bakış atınca gözlerimi ondan kaçırdım. Kantine indiğimizde aç olmadığımı söylemiştim. Direkt bahçeye gitmiştim. Aslında kahvaltı yapmamıştım. Ama elimdeki parayı bugün akşam kafede alacağım para ile Ceyhun amcaya ödeyecektim. Borcum vardı. Annem - Pamuk Şekerim- astım hastasıydı ve ilacını almak için mahallemizin esnafı olan Ceyhun amcadan borç almıştım. Onu ödeyecektim.

"Kızım alsana, ya," Mine ağzı dolu bir şeklide konuşunca çok tatlı olmuştu. Müge bir anda Mine'nin elindeki tostu alıp ağzıma zorla tıkayınca,

"Bir kere yedin. Bitireceksin. Yoksa çöpe gider."

Cebimden parayı çıkartmış uzatmıştımki Mine ve Müge öyle bir baktı ki,

"Biz sadece ısmarladık. Paranı istemedik Zeynep," diyerek masadan kalkacaklardı ki, ikisinin ellerinden tuttum.

"Özür dilerim, gerçekten özür dilerim."

"Tamam affettik, tostunu ye kanka. Soğuk olunca tadı hiç hoş olmuyor."

"Teşekkürler, bir dahaki sefere ben de size ısmarlayacağım bir şeyler. "

"Ne teşekkürü Zeynoş, ye hadi yemeğini,"

Beraber tostumuzu yerken ve çayımızı içerken sohbet ediyorduk. İlk teneffüs on beş dakika olduğu için rahattık. Karışık tostumu yerken bir yandan da kızların sohbetlerine ayak uydurmaya çalışıyordum. Gerçekten bilemiyordum ama iyilerdi.

Müge uzun boylu, kızıl saçlı, hafif açık kahverengi gözlere sahipti. Çenesinde ufak bir gamzesi vardı ve çok tatlıydı.

Mine ise; adının tam tersi Müge kadar olmasa da bir atmış altı boylarında, sarışın, mavi gözlü bir kızdı. Ve yuvarlak ince camlara sahip altın sarısı bir gözlük takıyordu. Ve hani çok ponçik tabiri vardır ya aynen öyleydi.

Tostlarımız bitince daha yedi dakika olduğunu görünce kızlarla sohbet etmeye devam ettik.

"Biz Müge ile ilk ve orta okulda aynı sınıftaydık. Ve evlerimiz hemen yan yana. Lisede de ayrılmak istemedik ama işte kader..." Dedi ve başını iki yana sallayarak elini alnına vurdu.

"İşte kader bizi ayırdı..."

Mimiklerine ben ve Müge gülünce Mine de kendi haline gülüp, devam etti.

"Lisede farklı sınıflara aldılar bizi. Ama biz yılmadık ve ayrılmadık sevgili Mügeciğimle. Hâlâ arkadaşız. Bazen o olmayınca kafa dinleyeceğim diyorum bir bakıyorum benden önce odamda, tövbe estağfurullah." Dedi ve gülmeye başladı.

"Bir daha gelirsem size. Mine! Gör sen!"

"Şaka yaptım ya." Müge küsmüş gibi durmuyordu ama herhalde şaka yapıyordu çünkü Mine konuştukça alttan alttan gülüyordu.

"Müge, ho, şaka yaptım. Müge.... Bana bak ya... Mügeeeğğ..." Mine resmen masanın üzerine çıkmak üzereydi, "Mügeğ... küştün mü, küşme. Ben sensiz yapamam ki. Müge..."

Müge hâlâ gülmemek için kendi ile savaşıyordu. Ben ise onların hallerine gülüyordum. Hatta kahkaha atmaya başlamıştım. Bir anda çıktığı masadan yere düşüne Mine, o anda Müge büyük bir kahkaha patlattı. Mine'ye elimi uzatmıştımki kalkması için, elimi tutmadan oturduğu yerde bağdaş kurup,

"Kaybim kıyıldı, kaybim kıyıldı. Müge bana hiç inanmadı... Oysa istemeden kırmıştım kaybini... Ama o sevmiyoy aytık meni..." Deyince Müge dayanamayıp elindeki su şişesinde kalan birkaç damla suyu Mine'nin yüzüne fırlatıp, kahkaha attı. "Affedildin Minecim," diyerek Mine'yi yerden kaldırdı ve okul binasına doğru ilerledik.

"Diğer teneffüste görüşürüz millet." Diyerek kendi sınıfına ilerledi Mine. Ben ve Müge ise kendi sınıfımıza ilerledik ve sıramıza oturduk.

Önümüzdeki sırada oturan kumral çocuk Müge'ye bakıp,

"Selamün aleyküm, dost" dedi.

"Ve aleyküm selam, hacı." Müge bana dönüp,

"Bu Can, Zeynep. Kendisi ile alakam yoktur." Dedi ön taraftaki çocuğa atıfta bulunarak. Adının Can olduğunu öğrendiğim çocuk gözlerini fal taşı gibi açarak,

"Ne oldu? Ne yaptım yine?" Diye sordu.

"B... Ağzımı açtırma, küfrettirme sabah sabah."

"Ne yaptım kızım?"

" Dün sana mesaj attım ama hâlen cevap almış değilim,"

"Son görülmeye baksana kızım? İki gün önce," Bir an sinir parıltısı geçen Müge bozuntuya vermeden, dalga geçen bir gülümseme ve ses ile,

"Telini mi kaptırdın," diyerek gülmeye başladı Müge.

"Bozuldu yeni aldım servisten. Daha açmadım bile." Can ön cebinden telefonunu çıkarırken, ben ve Müge onu izliyorduk.

"Bu Can da gereksiz olsa da benim kankam olur. Babalarımız ortak. He birde..."

Pis bir sırıtışla Can'a bakıp, 'Elime düştün Can,' bakışı atarak yüksek bir sesle,

"Can her gün farklı bir arabayla okula gelir. Hepsi onun değil. Abisinin oto galerisinden alıp, millete kendi arabası olarak gösteriyor."

Can elindeki telefonunu masaya bırakıp, Müge'nin saçını çekip, "Kızım sussana!"

"Banane susmayacağım."

"Tamam susma bizim eve gelince Casper'i bir daha bağlamayacağım. Direkt üzerine salmazsam şerefsizim," Müge'nin yüz ifadesi bir anda değişince kıkırdadım.

Müge bozuntuya vermemeye çalışarak "Dolandırıcı! Pislik!" Dedi Can'a sessiz bir şeklide, sonra da bana döndü.

Başını telefonundan kaldıran Can "Kızım sizden korkulur, ama siz de şirin ufacık köpeklerden korkuyorsunuz," diyerek bana döndü ve göz kırptı.

"Pislik, o köpek mi ufacık. Zeynep.... Bu Can'ın Casper adında bir köpeği var. Köpek demeye bin şahit ister. Beygir beygir. Ay bir dişleri var..." Anlatırken korkusu gözlerine yansıyordu.

"Korkma Müge, Can evde beslediğine göre muhakkak zararsızdır. Yani öyledir umarım..." Can' a bakarak, "Öyle değil mi Can. Zararsız?" Dedim. Can ikimize bakıp gülümsedi.

"Zararsız ama Müge korkuyor. Korkar mahlukat!"

"Önüne dön Can, konuşma benimle,"

"Aman hemen trip at Müge, döndüm önüme,"derken bana bakıp,

"Memnun oldum Zeynep. Ben Can. Sınıfımıza hoş geldin. Ve Allah yardım etsin yanındaki kişi, iki aşireti birbirine düşürecek bir güce sahip," diyerek gülmeye başladı. Ben de onun gülmesi üzerine kahkaha attım o sırada Müge bize yapmacık bir sinirle bakıyordu ve sonra dayanamayıp kendi haline gülmeye başladı.

Kısa süre sonra Edebiyat hocası sınıfa gelmiş, yine diğer dersteki hocanın anlattığı gibi okul kuralları, dersin işleyişi vs anlatmaya başladı. Ama kimsenin kulağı hocada değildi. Küçük tuşlu telefonumu elime alıp, saate bakacaktım ki mesaj geldiğini gördüm. Mesajlara girince, eski okulumda ki yakın arkadaşım Buket'in mesaj attığını gördüm. Buket ile aynı mahallede de hatta aynı sokaktaydık. Ama yeni okulumdan dolayı ayrı düşmüştük.

Kimden: Çiçek Buket'im

'Selam kanka naber?'

Mesajı ile sırıtıp yazmaya başladım. On dakika önce yazmıştı ama telefonum sessiz de olduğu için görmemiştim. Okul değiştirdiğim için bana küsmüştü.

Kime: Çiçek Buket'im

'Siz bana küs değil miydiniz hanımefendi?'

"Yeni biri gelmiş sanırım sınıfımızda," Edebiyat hocasının bana bakarak konuşması üzerine ayağa kalkarak kendimi tanıttım. Tüm sınıfın gözü üzerimdeydi.

"Zeynep Sancak. Burslu olarak geldim," dediğimde herkesin fısır fısır konuşmasını bekledim ama öyle olmadı. Geldiğim okulu da söyleyip yerime oturdum. Gerçekten kolejlere karşı ön yargılı olmamam gerekiyordu. Çünkü düşündüğüm gibi değildi sadece birkaç kız kibirli bir şeklide bana bakmışlardı onun haricinde kimseden bu küçümseyici bakışları görmedim.

Kimse hocanın anlattıklarını dinlemiyordu, kendi hallerinde takılıyordu. Bu da hocanın umurunda değilmiş gibiydi. 'Ben anlatırım, dinleyen dinlesin,' havasındaydı. Bir süre sonra edebiyat hocası bizi serbest bırakıp, masasına oturmuştu. Müge'nin mızmızlanması üzerine ona döndüm.

"Of eve gidelim," diyerek sıkıldığını belli etti. Can ise,

"Eve mi yoksa AVM'ye mi?" Diye sorunca gülerek Müge' ye baktım. Müge ise,

"Yani... Ev de olabilir... Ama sanki AVM daha ağır basıyor... Cevabım AVM," diyerek güldü sessizce.

"Kızım geçen gün AVM'yi satın aldın. Daha ne alacaksın?" Can'nın sesi 'Bi beni almadın,' der gibiydi.

"Sus be! Hiçbir şey almadım. Önüne dön! Hocaya söylerim."

"Ya he he,"

"Hocam Can beni rahatsız ediyor. Önüne dönmüyor." Can önüne dönerken,

"Kızım siz yılansınız." Dedi ve son noktayı kattı.

"Can! Önüne dön!" Hoca'nın uyarması üzerine Can, arkasına dönerek ' Sen elime düşersin,' dedi dudaklarını oynatarak. Sonra da önüne döndü.

Müge pis bir sırıtma ile Can'a bakıp tekrar, oynadığı telefonuna döndü. Gerçekten çok sıkıcı ilerliyordu ders. Aslında ders değildi yani...

Telefonuma tekrar döndüm mesaj gelmişti.

Kimden: Çiçek Buket'im

'Ayıpsın, ben sana küs kalır mıyım?'

Başımı iki yana sallayarak gülümsedim ve tekrar yazmaya başladım.

Kime: Çiçek Buket'im

'Bilmem kalabilir misin?'

"Müge kaç dakika var daha?"

"On beş dakika kanka," Başımı sallayarak tekrar titreyen telefonuma döndüm.

Kimden: Çiçek Buket'im

'Ya o an ki sinirden dolayı söyledim. Konuyu kapatalım. Nasıl yeni okulun?'

Kime: Çiçek Buket'im

'Vallaha güzel gibi ama seni özledim...'

Bir anda telefonumun kapanması üzerine donup kalmıştım artık eskimişti. Ve yeni bir telefon alamam gerekiyordu.

Dersler sonunda bitmişti ve artık eve gitme zamanı gelmişti. Müge ve Mine ile dışarıya çıkarken,

"Abi ya yan taraftaki Üniversite de çok yakışıklı çocuklar var ya,"

Mine öyle bir anlatmaya başladı ki otobüs durağına kadar Müge ile onun haline kahkahalarla güldük.

Onlar evlerinin yolunu tutarken ben de otobüs durağında beklemeye başladım. Kafeye gitmem gerekiyordu. İlk günümü iyi atlatmıştım bu yüzden içimden Allah'a şükür ettikten sonra, gelen otobüse bindim...

Bölüm sonu

6 yorum