Sabahın en erken vaktinde uyandım. Şafak daha yeni sökmeye başlamıştı. Penceremden içeri altın ışıl yansımaları giriyordu. Ayaklarımı yatağımın kenarına sarkıttım ve biraz gerinip ayağa kalktım. Gardrobuma yönelip bugün giyeceğim kıyafetleri hazırladım, onları yatağımın üzerine bırakıp banyoya gittim. Bornozumu hazırlıyıp duşa girdim. Çok kısa soğuk bir duş aldım, bu her sabah yaptığım bir uyanma rutiniydi. Duştan çıkıp, daha önce yayağıma koyduğum kıyafetlerimi giydim. Daha sonra telefonumu ve saatimi alıp aşağı kahvaltıya indim. Kahvaltım hafifti, uşak Kim Lus benim için yulaflı krep yapmıştı. Saatime baktım, daha 06:50’ydi. Normal bir hızda kahvaltımı yapıp hemen işe gitmek üzere yola çıktım. Arabayı sürerken telefonuma bir bildirim geldi. Hyunjin’in saçma mesajlarından biridir kesin diye düşündüm. Bir süre mesaj atmaya devam etti. Yola odaklanmam gerek telefona bakamam. Araba sürmek de bahane oldu. Yoluma devam ederken Hyunjin aramaya başladı. Telefonum arabaya bağlı olduğu için açmak zorunda kaldım.
LM: efendim
HH: nasılsın?!
LM: ne oldu söyle hadi!
HH: çok soğuk davranıyorsun yine!
LM: araba sürüyorum kapat hadi.
HH: her neyse bu gün akşam bizdensiniz.. gruba da yazdım ama özel olarak sana haber vermek istedim. Sen bazen grup mesajlarını okumuyorsun.
LM: baban yine mi davet ediyor?
HH: evet bu sefer başka bir restoran bulmuş bizi davet ediyor. Kendisi gelemeyecek ama menajeri bizim için ödeyecek her şeyi.
Hyunjinin babası çok cömert bir insan, bizi hep böyle yerlere davet ediyordu.
LM: tamam gelirim. Kapat artık.
HH: ay tamam kapatıyorum!
Sonunda kapatmıştı, çok şükür tanrım. O kapattıktan sonra yola daha iyi odaklandım. Kısa süre sonra holdinge geldim. Arabamı her zamanki söğüt ağacının altına park ettim. Hem gölge oluyordu hemde fazla dikkat çekmiyordu. Binaya girip asansöre bindim. Ofis odamın kat numarasına basıp bekledim bu sırada diğer katlardan gelen çalışanlarım bana selam veriyordu. Ofis odama çıktığımda rahatladım ve anında kendimi koltuğuma attım. Bilgisayarımın sade tuşuna basıp bugün yapılacak toplantıları kontrol ettim. Önemli bir toplantı olmamasına sevindim. Çalışmaya başlamadan önce gelir durumlarını kontrol ettim. Sade tarz anlayışıma biraz yenilik katmak istiyordum. Daha aklımda tek bir planlama yoktu. Toplantı saatime kadar düşündüm.
-Jisung anlatımından-
Bu sabah da erken kalmıştım. Odamın dışından her zamanki gibi John Hyungun birilerine bağırma sesi geliyordu. Tuvalete girdim ve kendime gelmek için bu haftaki tek duşumu aldım. Duştan çıktığımda banyodaki tek havluyu kullandım. Kurulanıp üzerimi değiştirdim. Yine aynı kıyafeti giymek zorundaydım. John hyunga para vermeseydim belki 3-4 hafya içerisinde kendime yeni bir kıyafet alabilirdim diye düşündüm. Banyodan çıkmadan önce kullandığım havluyu yıkamaya attım.
CJ(Chon John): kim var tuvalette! Çıksın çabuk!
HJ: ben varım John Hyung.. hemen çıkıyorum..
CJ: ah.. sen mi vardın tatlım. Tamam istediğin kadar kalabilirsin.
Kapıyı açıp çıktım, John Hyunga gülümsedim.
HJ: günaydın Hyung.
CJ: günaydın tatlım. Sana ekmek hazırladım onu götür ve ye tamam mı?
HJ: zahmet etmeseydin Hyung..
CJ: olur mu öyle şey? Hadi bakalım.. iyi bir gün geçir..
HJ: görüşürüz Hyung..
John hyungun yanından sıyrılıp mutfağa gittim ve hazırladığı ekmeyi yiyecektim ki benden önce biri davranıp yemiş. Bu evde kalan Micheal..
PM: sakın bunun senin olduğunu söyleme bana
HJ: benimdi.. John Hyung hazırlamıştı. Ama olsun, Sana kısmetmiş. Ve merak etme söylemem kimseye..
PM: söylemesen iyi olur!
HJ: s-söylemeyeceğim yemin ederim
PM: iyi
Hemen odama geri döndüm. Bugün de aç kalacaktım. Bu hafta tek öğün alabilmiştim. Bunları düşünürken defterimi, kalemimi ve gitarımı alıp evden çıktım. Paris’in tanıdık sokaklarında yürümeye başladım. Bu sefer daha işlek bir cadde üzerinde duracağım. Yürürken yeni bir şarkı bulmaya çalışıyordum. Aklıma gelen sözleri karalıyordum.. işteee o mükemmel caddeye geldim! Kenardaki bir taşın üzerine oturdum ve gitarımı çıkarıp akortlarını yaptım. Daha sonra söz defterimi alıp şarkılarımdan birini çalıp söylemeye başladım..
“Bebeğim şimdi elimi tut.”
Bu sırada yanıma ayağı kırık bir sincap geldi.. zaten kimse beni dinlemiyor diye gitarı kenara bıraktım ve sincabı kucağıma aldım.
HJ: hey sincapçık neyin var? Seni veterinere götüreyim.
Eşyalarımı toplayıp yakınlarda bir veteriner aradım. Bir tane bulunca koştum ve az kalsın bende bacağımı kırıyordum. Ayağım taşa takılmıştı. İçeri girdim. Ve birileri var mı diye aradım.
HJ: merhaba! Kimse var mı?
KS: buyurun?
HJ: yanıma bir sincap geldi yağı kırık.. lütfen onu iyileştirin..
Doktor gülümser
KS: tabi ki! Hemen!
Sincabı doktora verdim. Ve bekleme yerine oturdum.
KS: sahibi sen misin?
HJ: hayır
KS: peki nasıl senin yanına geldi? Sincaplar insanlarla olmayı sevmezler. Hatta korkup kaçarlar. Bu sincap cesurmuş..
HJ: sokakta işimi yapıyordum. Sonra yanıma geldi ve kucağıma çıktı.. sonra bacağının kırık olduğunu gördüm.. hemen buraya geldim..
KS: çok nazik ve cana yakın bir hayvan seversiniz! Çok hoşuma gitti!
Gülümsedim. Ama yanaklarım yanıyordu. İlk defa başka birinden böyle güzel sözler duyuyordum.
HJ: teşekkür ederim..
KS: ah birde teşekkür ediyor. Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum böyle cana yakın kişileri sever
Ve daha çok utandım
HJ: peki..
KS: ben Seungmin bu arada.
HJ: bende Jisung.
KS: çok hoş! Bekle!
Seungmin birini aradı. Sonra veterinere biri daha girdi. Girdiği gibi etrafı çiçek kokusu sardı.
KS: bak Felix! Tam senlik!
LF: AAAA!!! SİNCAP GİBİ!!! ÇOK TATLI!!
İlk defa böyle iltifatlar alıyordum.. ne yapacağımı bilemedim. Yanaklarım daha da yanıyordu.
HJ: t-teşekkür ederim...
LF: AYYY KIZARIYOR!!!
Adam yanıma geldi ve elimi sıktı. Bende onunkini sıktım.
LF: Selam!! Ben Felix!!! Seungminin en yakın arkadaşı!!
HJ: b-bende Jisung…
LF: çok utangaçsın!! Çok tatlısın..
HJ: şey… teşekkür ederim..
LF: Numaranı ver hemen!! Seni telefonuma kaydedeceğim!!
Ama benim telefonum yoktu ki.. bunu nasıl söyleyecektim.. çok kötü bir durumdayım. Hepsi bu sincap yüzünden…
HJ: numaramı vermesem..
LF: neden ama!!! Yoksa beni sevmedin mi?
HJ: hayır, adeta gün ışığı gibisin çok enerjiksin bunu sevdim. Ama… benim telefonum yok..
LF: aaa telefon kullanmıyor musun?
HJ: evet kullanmıyorum
LF: anladım! O zaman nasıl konuşacağız..
HJ: böyle. Yüz yüze.
LF: peki!! Nerde oturuyorsun?!
HJ: oh? Boş ver…
LF: hadi ama. Aaa gitar mı çalıyorsun?!
KS: hey Felix çocuğu zorlama alışmasına izin ver.. senin gibi fazla sosyal değil demekki
HJ: ben… ben sokakta gitar çalıp para topluyorum… yani sizin gibi dükkanım ve işim yok.. bu yüzden bence arkadaş olmamalıyız..
KS: olur mu öyle şey.. elbette oluruz! Bizim için maddi gelir önemli değil, içindeki iyilik önemli. İyi bir insansan bizdensin.
LF: ayrıca senin tanınmana yardımcı olabiliriz belki ünlü bir şarkıcı olursun!! Ne dersin?!
HJ: emin değilim.. bilmiyorum sizi işinizden alıkoymak istemem..
LF: Asla! Bizi işimizden alıkoymazsın… üçümüzün kazandığı parayla ortak bir ev alırız ve yaşarız! Bizim hayalimiz buydu! Seni de ekleriz! Çok güzel olur!
HJ: gerçekten mi? Bunu yapar mıyız?!
LF: yaparız tabi!
KS: siz ikiniz çok kaynaşmışa benziyorsunuz.
LF: evet çünkü çok cana yakın bir gitaristle tanıştım!
Onların iltifatlarıyla yanaklarım adeta alev alıyordu.
HJ: teşekkür ederim..
KS: şimdiden teşekkür ediyor!!! Çok kibar!!!
LF: AYYY YANAKLARA BAAAAKKK!!! ÇİÇEK GİBİ KIPKIRMIZI OLDU!!! ÇOK TATLI!!!
HJ: Felix! Utandırıyorsun beni!
LF: İSMİMİ SÖYLEDİ!!!!!!
KS: FELİX SAKİN OL!!!
LF: ama çok tatlı!!!!
Utançtan yere eriyecektim. Daha fazla utanmamak için ciddi durmayı denedim ama yanaklarım beni ele verdi.
LF: ah çok utandırdım değil mi? Kusura bakm Hanji..
HJ: sorun değil ama hayatım boyunca bu utançla yaşayacağım, beni seven tek kişiler sizlersiniz..
KS: çok tatlı. Ama neyse ben sincaba bakacağım. Siz devam edin. Hatta Felix onu kendi dükkanına götürmeye ne dersin?
LF: Olur!!! Hadi gel gidelim!
Kolumdan tuttu ve beni çekiştirmeye başladı. Veterinerden çıkıp yanınındaki dükkana girdik. Çiçeklerle donanmış mis gibi kokan bir dükkandı burası. Etrafa bakınırken bana bir çiçek verdi. Elime alıp gülümsedim. Ve kokladım... bu bir tür papatyaydı ve kokusu hiç bir çiçeğin yerini tutamazdı.
HJ: çok güzel kokuyor... rüya gibi...
LF: Haklısın! En sevdiğim çiçeklerden biridir papatya. Aslında ben bütün çiçekleri seviyorum!
HJ: bu yüzden çiçekçi açmadın mı zaten?
LF: AAAA NERDEN BİLİYORSUN?!?!?!?! EVET!!!!
HJ: tahmin ettim!
LF: doğru tahmin etmişsin!!
Gülümsedim ve kenardaki bir laleye eğilip kokladım.
LF: eee bize bi şarkı çalarsın artık
HJ: tabikide çalarım. Oturabileceğim bir yer var mı-
LF: tabiki!!
-Minho anlatımından-
Toplantıdan çıktığımda sosyal medyayı kontrol etmek için ofisinime çıktım. Bilgisayarımdan bir uygulamaya girip haber okurken dikkatımı bir haber çekti. "Chon çetesi yine masumların peşinde." İnsanları pek sevmesemde masumların öldürülmesi sevmem. Her neyse ne diyorum ben?! Saate baktım, neredeyse akşam oluyordu ve tam o sırada Hyunjin tekrar aradı.
LM: evet?
HH: senin ofisin önündeyim hadi in aşağıya
LM: daha işim bitmedi
HH: hadi amaaaa! Bu günde asistanına emanet et.
LM: asistanım yok. Kimseye güvenmiyorum.
HH: of Minho-
LM: Hyunjin kes. Ben işim bitince gelirim oraya.
HH: off gidiyorum o zaman.
LM: git.
Telefonu yüzüne kapattım.
...
