BÖLÜM 2: KALBE DÜŞEN KUŞKU
Ela, üniversitenin bahçesinde, en yakın arkadaşı Dila ile oturuyordu. Hava hafif serindi ama kışın o kasvetli soğukluğu yavaş yavaş yerini baharın ılık dokunuşuna bırakıyordu. Öğle arasındaydılar ve Ela, elindeki kahveyi karıştırırken aklının başka bir yerde olduğu belliydi.
Dila, gözlerini kısıp ona dikkatlice baktı. “Sen kesin yine bir şey düşünüyorsun.”
Ela, şaşkın bir ifadeyle başını kaldırdı. “Ne? Hayır, sadece... Düşünceliyim.”
“Ne düşündüğünü söyle de bilelim.” Dila gülümseyerek çantasından bir sakız çıkardı.
Ela bir an duraksadı. Kaya'nın bakışları aklına geldi. Sanki son günlerde ona daha farklı bakıyordu. Aslında bu bakışların ne zamandır böyle olduğunu bilmiyordu ama artık fark ediyordu.
“Mahalledeki Kaya,” diye başladı Ela, sesi belirsizdi.
Dila gözlerini kocaman açtı. “Hangi Kaya?”
Ela dudaklarını büzdü. “Bizim sokaktaki, hani polis olan.”
“Ha, o Kaya.” Dila başını salladı. “Eeee? Ne olmuş?”
Ela, parmaklarını kahve bardağının etrafında gezdirirken cümlelerini dikkatle seçmeye çalışıyordu. “Sence... bana farklı mı davranıyor?”
Dila bir anda heyecanlandı. “Nasıl yani? Ay, yoksa seni mi kesiyor?”
Ela hafifçe güldü. “Dila! Kesmek değil. Sadece... bilmiyorum. Bazen onun bana bakışlarını yakalıyorum. Ama belki de ben abartıyorum.”
Dila kaşlarını kaldırdı. “Hmm... Bunu daha önce fark etmemiş miydin?”
Ela başını iki yana salladı. “Aslında hayır. Yani, hep nazik biri oldu. Ama sanki... bilmiyorum, son zamanlarda hissetmeye başladım.”
Dila, kıkırdayarak dirseğiyle Ela’yı dürttü. “Belki de adam yıllardır sana yanık ama sen yeni fark ediyorsun?”
Ela, Dila’nın bu kadar doğrudan konuşmasına gülümseyerek karşılık verdi ama içinde garip bir his vardı. Gerçekten olabilir miydi? Kaya ona uzun zamandır farklı mı bakıyordu?
............
O sırada, Kaya Akar, karakolun kantininde oturmuş, elindeki çay bardağını düşünceli bir şekilde çeviriyordu. Yanında oturan meslektaşı Arda, gözlerini Kaya’ya dikmiş, onun bu sessiz haline anlam vermeye çalışıyordu.
“Oğlum, sen kaç saattir öyle boş boş bakıyorsun?”
Kaya, gözlerini Arda’ya çevirdi. “Ne?”
Arda, kıkırdayarak sandalyesini geriye yasladı. “Dostum, seni yıllardır tanıyorum. Ve senin suratında o ifadeyi her gördüğümde, bir şeyleri takıntı haline getirdiğini anlıyorum. Söyle bakalım, neyin var?”
Kaya başını iki yana salladı. “Boş ver.”
Arda gözlerini kıstı. “Ela ile ilgili mi?”
Kaya bir an duraksadı. “Ne alakası var?”
“Bence çok alakası var.” Arda, Kaya’nın kolunu dürttü. “Bak dostum, dört yıldır bu mahalledeyiz. Ben bile Ela’nın farkındayım ve senin ona olan bakışlarını görmemek için kör olmak lazım.”
Kaya, sinirlenmiş gibi çayından bir yudum aldı. “Boş konuşuyorsun.”
“Boş mu?” Arda gözlerini devirdi. “Sana bir şey sorayım, Ela’nın başkasıyla sevgili olma ihtimali seni rahatsız eder mi?”
Kaya aniden durdu. Çayı dudaklarına götürmüştü ama içemedi. Olasılık bile kalbini sıkıştırmıştı.
Arda, Kaya’nın bu sessizliğini görünce kahkaha attı. “İşte bu yüzden boş konuşmadığımı biliyorum!”
Kaya, çay bardağını masaya koydu ve ellerini cebine soktu. “Bilmiyorum, Arda. Yani, ona bir şey söylememin ne anlamı var ki?”
“Ne anlamı mı var?” Arda şaşkınlıkla ona döndü. “Dostum, kıza dört yıldır aşık olduğunu unutuyorsun galiba?”
Kaya derin bir nefes aldı. “Ela hâlâ çok genç. Daha yolun başında. Onun hayatına böyle bir yük olmak istemem.”
Arda başını iki yana salladı. “Bunu bir yük olarak görmen bile başlı başına saçmalık.”
Kaya sustu. İçinde fırtınalar kopuyordu ama bunu dile getiremezdi. Arda haklıydı, Ela’nın başkasıyla olma ihtimali onu delirtirdi. Ama ne yapabilirdi ki? Ela’nın gözünde sadece mahalleden tanıdığı, abisinin arkadaşı olan biriydi. Onun dünyasında bir yer kaplıyor muydu? Bunu bilmiyordu.
.............
Ela, akşam evine döndüğünde, babasının restoranına uğramadan edemedi. Kapıyı itip içeri girdiğinde, buram buram yemek kokuları burnuna doldu. Babası Akif Yurt, mutfaktan çıkıp ona gülümsedi.
“Elacığım, iyi ki geldin! Bugün yeni bir tatlı denedim, mutlaka tadına bakmalısın.”
Ela gülümsedi. “Baba, senin tatlıların her zaman güzel oluyor.”
Tam o sırada, restoranın kapısı açıldı ve içeri biri girdi. Ela, başını çevirince göz göze geldiği kişiyi gördü: Kaya.
Genç adam, Ela’nın orada olduğunu görünce bir an duraksadı ama sonra babasına selam vererek içeri adım attı.
Ela’nın kalbi, nedenini bilmediği bir şekilde, bir anlığına hızlı attı. Onu gün içinde defalarca görmesine rağmen, şimdi, burada, onunla aynı ortamda olmak garip bir şekilde farklı geliyordu.
Kaya, Ela’nın gözlerinin içine kısa bir an baktı. Ela ise gözlerini kaçırdı.
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra babası konuştu. “Kaya, bugün senin için özel bir yemek yaptım. Biliyorsun, polisler bizim baş tacımız.”
Kaya hafifçe gülümseyerek başını salladı. “Teşekkür ederim, Akif amca.”
Ela, yavaşça masaya oturup babasının tatlısından bir parça alırken, kendini sorguluyordu.
Neden bu kadar garip hissediyordu?
Neden Kaya'nın varlığı, artık ona daha farklı gelmeye başlamıştı?
Ve en önemlisi, neden onu düşünmeden edemiyordu?