Volkan yanımızdan ayrılalı 15 dakika olmuştu. Eve yaklaşmıştık. Yer nasıl olmuş bilemiyeceğim ama kaygandı. "Bebitolarım yarın okul-" derken kayıp düştüm. Popom acıyordu. Devin'in ve Arden'in gülme sesleri kulağıma doluyordu.
"Lal, 'okul' diyerek düşen dayı gibiydin!" dedi hala gülerken. "Benim popom vardı ya," dedim cevap beklerken. Aynı anda "he" dediler. "İşte artık yok, kaldırsanıza lan beni!" dedim sinirle.
Sonunda akıllarına gelmiş gibi bana gülmemeye çalışarak yaklaştılar. Kollarımdan tutarak kaldırdılar. "Hadi eve gidelim artık." dedim koşmaya başlayarak. Arkadan Devin bağırdı "Sağdaki sokaktan gideceğiz" dedi. "Tamam bebis" dedim s'yi uzatarak.
Sağdaki sokağa girdim. Arkamı döndüm bebislerim yoktu. "Arden, Devin! Neredesiniz?" diye bağırdım ama ne cevap ne de adım sesi vardı. O sırada bir ses kulağıma ilişti "Kimi arıyorsun güzellik?" dedi çapkın bir tavırla. Elini omzuma koymuştu.
"Üçüzlerimi..." dedim sakin olmaya çalışarak. "Sakin ol yavrum bir şey yapmayacağım, sadece biraz sevip bırakacağım." Nasıl bu kadar sakindi? Elini yüzüme çıkardı. Geri geri adımladım. O sırada bir bedene çarptım. "Nereye kaçıyorsun güzellik?" dedi çarptığım kişi.
"Lütfen beni bırakın gideyim." dedim göğsüm hızla inip kalkarken. İkisi de bir anda üzerime doğru yürümeye başlamıştı. "Kimse yok mu?! İMDAT!! YARDIM EDİN!!" Yardım çığlıklarıma aldığım tek cevap sadece ikisinin sesleriyleydi.
"Burada kimse yok. Duyacak kimse." dedi derin sesiyle. O sırada gizlice telefonumdan ilk çıkan numarayı tuşladım. Zaten telefonumda sadece Volkan, Meriç ve aile üyelerinin numaraları vardı.
Telefonu karşıdaki kişinin iyi duyması için hoparlöre aldım fakat karşı tarafın sesi gelmesin ki anlamasınlar diye ise sesi kapattım. Adamlar üzerime doğru yürümeye devam ediyorlardı. "Gelmeyin ama üzerime yeter!" dedim hala nefes nefeseyken
"Naz yapma yavrum senin de istediğini biliyoruz." dedi sapık adamlardan biri. Elimi arka cebime attım ve astım ilacımı aramaya başladım. Aklıma odamda bıraktığım geldi. Galiba bayılacaktım. Yavaş yavaş gözlerim kararmaya başladı. Nefes alamıyordum.
Karanlık...
Zerak'dan
Telefonuma gelen aramayla kimin aradığına bakmadan açtım. "Ne var?" dedim adım sesleri geliyordu. Kimin aradığına bakmak için telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
"Ne var Sidelya, ne gibi planların olduğunu mu-" sözümü kesen şey Sidelya'nın nefes nefese bir şekilde "Gelmeyin ama üzerime yeter!" diye bağırmasıyla bölünmüştü.
"Sen iyi misin?" diye sordum. Endişelenmiştim, ama niye? "Naz yapma yavrum senin de istediğini biliyoruz." Bu bir erkek sesiydi. "Kim var yanında senin?!" Ses gelmiyordu. O sırada nefes sesleri artmıştı.
Bir düşüş sesi gelmişti. Dıt, dıt, dııtt. Telefon kapanmıştı. Ayağa kalktım. Hızla salona koştum. "HERKES SALONA ACİL!" Bağırışımı duyan herkes koşarak salona girdi.
Annem hızla konuştu "N'oldu oğlum gece gece?". Endişeyle bana bakıyordu. "Anne az önce Sidelya, beni aradı. Duyduğum şeylere göre yanında ne Feza var ne de Devin. Fakat yalnız değildi, yanında bir kaç kişi vardı. Sapıklar, ara sokak sapıkları. Hızlıca Feza'yı yada Devin'i arayın!"
Herkes hızlıca telefonunu çıkardı. Mesaj, klavye ve arama sesleri havalarda uçuşuyordu.
Yazarın gözünden olaylarları ilerleyişi:
Devin ve Feza Arden sokaklarda Lal Sidelya'nın adına sesleniyorlardı. Ama ses vardı ne de seda. O sırada bir çığlık koptu. "Kimse yok mu?! İMDAT!! YARDIM EDİN!!" Bu ses Lal Sidelya'nın sesiydi.
İkizler, üçüzlerini nefes nefese bir şekilde koşa koşa arıyorlardı. Fakat hiç bir sokakta yoktu üçüzleri. O sırada ikisinin de telefonlarına tonlarca mesaj sesi gelmeye başladı. Aynı anda telefonları çalmaya başladı. Devin'i Yavuzer, Feza Arden'i ise babası arıyordu.
Aynı anda cevapladılar telefonu. "Ne?!" ikisi de aynı anda, aynı tepkiyi vermişlerdi. Birbirlerine döndüler. Telefonları kapatıp eve doğru koşmaya başladılar.
Eve geldiklerinde kapıyı açan kardeşleri Bekir'di. "Zerak abim telefon sinyalinden yerlerini buldu oraya gidiyoruz. Eve hiç girmeyin." dedi aceleyle ayakkabısını giymeye çalışırken.
Herkes arabalara geçmişti. Yavuzer'in arabasında Devin ve Feza Arden. Zerak'ın arabasında Bekir. Zerage ise tek başına geliyordu.
Geldiklerinde, Zerage araba hareket halindeyken atladı ve sokağa girdi. Yerde bir telefon gördü. İlerledi, ilerledi. Gördüğü şey onun şoka girmesi için yeter, artardı bile.
Yerde yatan Lal Sidelya. Zerage hareketlendi ve hızlıca Lal'in yanına yere oturdu ve kafasını dizlerine yasladı. Gözlerinden yaşlar akarken kardeşlerini çağırdı. "Buraya gelin!"
Kardeşleri Lal'i öyle görünce hepsinin gözünden en az bir damla yaş aktı. Yavuzer, arkasına döndü ve gözünden akan bir yaşı sildi ve o korkutucu bakışlarını tekrar yerleştirdi.
"Arabaya götürün" Yavuzer'in emriyle Zerage, Lal'i kucağına aldı. Zerak, Yavuzer'in yanında kalmıştı. "Abi istersen sen hastaneye git onlarla. Ben burada kalıp ekiptekileri çağıracağım." Yavuzer bu teklifini kabul ettiğini başıyla belirtti ve arabaya doğru ilerledi.
