İçeriğe geç

SOĞUK İNTİKAM

Bölüm 2 · 9 dk okuma

SOĞUK İNTİKAM

Bölüm 2

Kriz

Keyifli okumalar!

...

Zor olan ne biliyor musun?

Çığlık çığlığasın ama

Sesini duyan yok..

CEMAL SÜREYA

...

***

Uzun koridorda önümdeki kadının beni yönlendirdiği yere doğru yürürken karşımıza büyük ve parlak bir kapı çıktı. Kadın o yöne doğru ilerleyince ben de o yöne doğru ilerlemeye başladım.

Kalbim nedensizce hızlı atarken ben, neler yaşayabileceğimi düşünüyordum.

Kadın önümüzdeki büyük kapıya kartını okutunca kapı kendiliğinden iki yana açılmıştı. Kadın içeri girince tereddüt etsemde ben de arkasından içeri girdim.

İçeri attığım ilk adımda içerideki herkesin bakışları beni bulmuştu. Benim ise ilk dikkatimi çeken büyük toplantı salonunda, salonun tam ortasına konulmuş olan, büyük dikdörtgen masa ve masanın etrafını kaplayan on beş, on altı kişilik insan grubunun bana olan bakışları olmuştu.

Masanın üzerinde ise herkesin önünde aynı benim elimde olan dosya gibi mavi bir dosya ve küçük şişelerde su vardı. Masanın etrafını saran insanlar ise sanki beni bekliyorlarmış gibiydi.

Bana bakan insanlara tek tek bakarken masada sadece iki kişi bana bakmıyordu, benim geldiğimi fark ettiklerinden şüpheliydim.

Biri benim yaşlarımda kumral kızdı, elindeki telefona resmen kafasını gömmüştü. Bu yüzden kızın yüzünü göremiyordum.

Diğeri ise tahminen yirmi beş, yirmi altı yaşlarındaki adam, elindeki dosyayı dikkatli bir şekilde inceliyordu. Gördüğüm sadece gür, parlak ve kahve saçları olmuştu. Bir kaç tutam anlına düşmüştü.

Masaya doğru bir adım atınca benim yaşlarımda esmer, fakat yeşil gözlü, uzun boylu yakışıklı gözüken bir adam hemen ayağa kalkıp elini bana uzatıp "Merhaba ben Enes Çalışkan," deyince nezaketen elimi uzatıp elini sıkarken düz bir ifadeyle "Azra Deniz Kara."

dedim.

Geçmişimden dolayı pek dost canlısı olduğum söylenemezdi. İnsanlara olan güvenimi bizzat en yakınlarım tarafından, ailem dediğim insanlar sayesinde bir bir yıkılmıştı. Çökertmişlerdi bütün güvenimi.

Adının Enes olduğunu öğrendiğim çocuk benim aksime içten tebessüm ederken, bende yüzüne bakmadan tebessüm etmeye çalıştım. Elimi çekeceğim sırada bırakmayıp daha sıkı tutunca "İsmin çok güzelmiş Azra," tekrar çekmeye çalıştım. Bu seferde bırakmayınca kafamı kaldırıp yüzüne bakarken elimi sertçe çektim. O da zaten gülüp göz kırparak elimi bırakmıştı.

Büyük toplantı odasında yankılanan, bir şeyin düşme sesi gelince masaya döndüm.

Gördüğüm sima ile elimdeki, bilgilerim yazılı olan dosya elimden kayıp ayaklarımın ucuna düşerken, aynı anda hem nefesimin kesildiğini hissettim, hem de kalbimin sıkıştığını.

Sanki boğazım görünmez eller tarafından sıkılıyordu ve nefesim kesiliyordu. Sanki kalbime bir bıçak saplanıyordu ama ben hiç bir şey yapmadan izliyordum.

Neydi bu his? Özlem mi? Hayır!

Bu hissettiğim, ihanetin kirli yüzünden başka bir şey değildi...

Olamazdı!

Elindeki, az önce kafasını gömdüğü telefonunu düşürmüş, gözleri gözlerime şokla bakarken tam karşımda oturuyordu İclal. Ağzı benden farksız, şaşkınlıkla aralanmışken bile gözlerimiz bir saniye olsun ayrılmıyordu.

İhanetin soğuk ve en ağır yüzünü tattığım ilk kişi...

Geçmişimin suçlusu tam karşımdaydı ve ben hiç bir şey yapmadan sadece ona bakıyordum. Oysa kendime hep onu ilk gördüğümde neler söyleyeceğimi hatırlatıp düşünüyordum. Ona bağırıp çağırıp geçmişimin hesabını sormam gerekiyordu ama şuan dilim tutulmuş gibi hiç bir şey söyleyemiyorum.

Değişmişti İclal. Saçlarını uzatmıştı mesela, eskiden uğraşamadığı için saçı daha uzamadan küt keserdi. Daha bir olgun duruyordu.. zayıflamıştı. Gözleri ise pişmanlık, özlem ve yaşanmışlıklarla bakıyordu. Bu duyguları nasıl gözlerine biriktirip yansıttığını bilmiyorum ama, eskiden neşe ile bakan gözleri artık yoktu. Kaybolmuştu.

Boğazımda oluşan yumru giderek büyürken o gün aklıma geliyordu. O karanlık, o kanlı bıçak..

Aklımın kuytu köşelerine gömdüğümü sandığım anılar tekrar canlanmıştı.

Sanki o günü tekrar yaşıyordum.

Dudaklarımdan çıkan "İclal?" ismi fısıltılı çıkmıştı.

Dudakları kıpırdayınca "Deniz?" Dediğini anlamıştım. Hareketlerine bakılırsa benim gibi, o da beni burada görmenin şokunu yaşadığını anladım. Onun da haberi yoktu. Hoş, zaten olsaydı benden kaçarken benim olduğum yere gelmezdi.

Yaşadığım kötü anılar tek tek üzerime hücum ederken, boğazımdaki yumru boğazımı acıtıyordu. Gözlerim kontrolüm dışı dolarken aklımda sadece o gün vardı.

Ellerim yumruk olurken geriye adımladım. İçimde büyük bir savaş veriyordum ama onlar bunu bilemezdi.

Beynimin sürekli tekrarladığı cümleyi tekrarladım.

"Ben yapmadım."

"Sakin ol!"

Beynim bu iki cümleyi tekrar ediyordu.

Ağlamaktan nefret ediyordum ama engel de olamıyordum. Hiç bir zaman çabuk ağlayan biri olmamıştım.

Gözlerim doluyken bu insanların yanında zayıflığımı göstermek istemiyordum, bu istediğim son şey bile değildi.

Geçti sandığım krizim onu görünce tekrar ortaya çıkmıştı. Oysaki ne çok uğraşmıştım bir daha olmasın diye. Ve hemen buradan çıkmazsam buradaki herkes buna şahit olacaktı. Ama ben bunu istemiyorum!

Dudaklarımdan engel olamadığım o fısıltı çıktmıştı.

"Ben yapmadım,"

Diğerleri anlamamıştı, ama İclal anlamıştı. Nasıl anlamasın ki zaten, onu son gördüğümde delirmiş gibi bu kelimeyi tekrarlıyordum.

Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Şüphesiz buradaki herkes birbirimizi tanıdığımızı anlamışlardı. Masadakiler bir bana bir İclal'e bakıyordu. Onun da gözleri dolmuştu.

İclal ayağa kalktığında, kimseye hiç bir şey söylemeden arkamı dönüp açık olan kapıdan koşabildiğim kadar hızlı koşmaya başladım. Taşan gözlerimden İri bir damla yanağıma süzülünce elimin tersiyle sildim.

Sanki İclal'e bakınca gözlerinde geçmişimi görüyordum. Ve şu an İclal'den değil geçmişimden ve geçmişimin bende bıraktığı izlerden kaçıyordum.

Etrafımdaki çalışan insanların garip bakışları bile umurumda değildi.

Asansöre ulaşınca nefes nefese durdum. Asansörün boş olduğunu görünce hemen içine girip bahçenin olduğu katın düğmesine üst üste bastım. Asansör çalışmayınca aklıma kadının bana verdiği kart gelince hemen boynumdan çıkarıp okuttum.

Asansör çalışırken birinin bana seslendiğini duydum ama kapılar çoktan kapanmıştı.

Nefesim kesilince elimi boynuma sarıp nefes almaya çalıştım.

Ama olmuyordu. Elim tişörtümün yakasına gidince çekiştirmeye başladım.

Göz yaşlarım durmadan iri damlalar halinde akarken sebebi geçmişimdi. Sebebi geçmişte yaşadıklarımdı. Sebebi bende bıraktığı, yeni kabuk bağlayan derin yaralardı. Sebebi bu gün o yaraların kabukları kaldırılması ve o derin yaraya tuz basılmasıydı. Hissettiğim buydu işte. Benim geçmişim, bu gün sırtımdaki yüktü. Ve ben o yükün altında eziliyordum.

Kalbim sıkışınca elimdeki kart ayaklarımın önüne düştü. Elim kalbimin üzerine baskı uygularken aynadaki yansımam gözüme çarptı. Bir elim boğazımda, diğer elim kalbimde, gözlerim yaşla dolu... acınası haldeydim.

Sakin olmaya çalıştım. Ama geçmişim bana saldırırken güçsüzdüm.

Sakin olamıyordum! Lanet olası geçmiş!

Tekrar tekrar kendime hatırlattım.

"Ben yapmadım... ben yapmadım... sakin ol..."

Asansör sonunda durunca kapıları da açıldı. Elimi kalbimden çektim. Nefesim git gide kesilirken temiz havaya ihtiyacım vardı. Boş olan elimle asansöre tutunarak çıkarken farkında olmadan kartıma basmıştım ama onu almadan çıktım. Kartımı alacak vaktim bile yok gibi hissediyordum.

Bahçeye çıkan kapıyı görünce kalan son gücümle oraya doğru yürümeye başladım.

"Ben yapmadım.."

Bahçe orman gibiydi. Tamamen büyük ağaçlarla dolu ormanlık alana doğru takatsizce yürürken krizinin beni ele geçirdiğini biliyordum.

Fısıltıya karışık inlemeyle "Ben yapmadım..." Dedim.

Artık kendimi tatmin etmek için ve ya sakin olmak için söylemiyordum bunu, krizin beni ele geçirdiği için bilinçsizce söylüyordum.

Durduğum büyük bir ağacın gövdesine sırtımı dayayıp halsizce yere oturdum. Sırtım ağacın gövdesine yaslıyken dudaklarımdan bir hıçkırık koptu.

Dizlerimi kendime çekip başımı dizlerime gömdüm. Elimi boynumdan çekip bilinçsizce, tüm gücümle tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Ellerim yumruk olurken, boğazıma dizilen hıçkırıklarım kendini serbest bırakmıştı. Yumruk olan ellerimi şakaklarıma bastırıp hıçkırarak ağlamaya devam ettim.

"Ben yapmadım"

Nefesim boğazıma takılırken kendimde değildim. O gün gözlerimin önüne geldiğinde daha çok ağlayarak gözlerimi sımsıkı kapattım. Artık sessiz değildi ağlayışlarım. Ama buraya gelmedikçe de kimse duymazdı beni. Çünkü uzaklaşmıştım oradan.

Bu krizin geçeceğini biliyordum ama hiç bir şey yapamıyordum. Sadece beni ele geçirdikten sonra bitmesini beklemeliydim.

Adımı birinden duydum. Ancak kafamı kaldırıp bakamıyordum. Sımsıkı kapattığım gözlerim açılmıyordu. Titriyordum. Zangır zangır titriyordum.

"Ben yapmadım... bana inanmadılar... ben yapmadım." Takılı kalmış gibi sürekli bu kelimeleri ağlayıp hıçkırarak tekrar ediyordum.

Birinin yanıma geldiğini hissettim.

Sımsıkı yumruk yaptığım ellerimin üzerinde sıcacık ve büyük eller hissettim. Ellerimi açmaya çalıştığını hissettim. Ama ellerim açılmadı. O kişi ellerimi açmaya çalıştıkça ellerim daha sıkı yumruk oldu.

Burnuma bir koku geliyordu. Koku çok güzeldi, ferahlatıcı okyanus kokusu.. bu bir erkek farfümü müydü? Ne yani ellerimi açmaya çalışan bir erkek miydi?

Hıçkırarak ağlarken bile kısık çıkan sesimle "Ben yapmadım... bana inanmadılar..." diye acı içinde mırıldandım.

Canım yanıyordu. Hemde çok yanıyordu.

Sıcak elleri kolumda hissettim. Sıcak ellerin sahibi net bir sesle "sakin ol!" diyordu. Ama sesi bile çok uzaktan geliyor gibiydi. Oysa yanımdaydı. Biliyordum.

"Sakin ol!" Diyordu tekrar tekrar. Olmuyordu işte! Elimde değildi!

Ellerini, dizlerime gömdüğüm yüzümün iki yanında hissettim. Yüzümü kaldırmaya çalıştı.

Titremelerim devam ederken, yüzümü yasladığım dizimden zor da olsa ayırabilmişti.

Yüzüm tanımadığım eller tarafından kaplıyken ellerin sahibi, göz yaşlarımı silip "Gözlerini aç!" Diyordu. Sesi emir verici, sert ve soğuktu. Ama istesem bile gözlerim açılmıyordu. O göz yaşlarımı sildikçe daha fazla yaş akıyordu gözlerimden.

"Ben yapmadım," dedim.

"Sen yapmadın! Aç gözlerini!" Dedi. Bağırmıyordu. Aksine sanki beni birşeylere ikna ediyordu.

Ses giderek netleşirken ben hâla titriyordum.

Bu seferde "Bana inanmadılar!" Dedim. Ama bende bağırmıyordum. Sesimde sitem ve acı vardı.

"Ben sana inanıyorum!" Dedi. Sesi de bana inandığını doğruluyordu. Sesi beni garip bir şekilde sakinleştiriyordu.

Biri bana inanıyordu!

"Derin nefes al ve gözlerini aç." Sesi artık sert çıkmıyordu. Aksine yumuşak ve merhamet dolu çıkıyordu.

Gözlerim kapalıyken derin nefes almaya çalıştım.

"Aferin. Devam et." Diyen sesini duydum.

Derin nefesler içime çekince, bunu bir kaç daha tekrarladım. Sakinleşmiştim.

Nefesim düzene girince, "Şimdi gözlerini aç." Diyen sesini duydum.

Gözlerimi yavaşça araladığımda, görüş alanıma bir çift hahve hareler düştü. Ben o harelerin güzelliği ve büyüleyiciliği ile ona bakarken ellerini yüzümden çekip "Aferin." Dedi.

Ben ıslak gözlerle ona bakarken o, çömeldiği yerden yavaşça kalktı. Ayakta durup bana uzun uzun baktı.

Ben gözyaşlarımı kolumun iç tarafıyla silerken az da olsa hâla titriyordum.

Göz yaşlarım bir süre sonra yerini iç çekişlere bırakmıştı. O ise bu süre zaafında sigarasını yakıp beni izlemişti.

Avuçlarımda ılık bir sızı hissedince yavaşça avuçlarımı açıp baktım. Beyaz tenimde yer yer tırnak izleri, kızarıklık ve kan vardı. Çoğunlukta kan olsa da izler ve Kızarıklıklar da vardı.

Kızarıklıkların bir süre sonra yerini morluklara bırakacağına eminim.

Elimdeki kanın gitmesi için elimi oturduğum çimenlerde üzerine sürüp geçirmeye çalıştım. Avucumu bir kaç defa daha çimenlere sürdüğümde çoğunluk gitse de yinede kan vardı işte.

O anları unutmak için elimle uğraşırken kafamın üzerinde bir şey hissettim. Kafamı kaldırıp baktığımda gördüğüm şey beyaz bir mendildi. Buna şaşırsam da bir süre mendile baktım. Alışkın değildim birinin bana yardım etmesine. Bu zamana kadar hep tek başımaydım, kimse yardım etmezdi. Zaten verselerdi bile ben istemezdim.

Harbiden bana yardım etmişti değilmi o? Eğer beni sakinleştirmeseydi ve bana yardım etmeseydi belkide hâla kriz geçiriyor olabilirdim. Normalde uzun daha sürerdi ama o müdahale ettiği için kısa sürmüştü.

Ama, yaptığı iyilik için ona teşekkür etmeyecektim. Ne de olsa bana yardım etmesini ben istememiştim değil mi?

Bana dikkatle baktığını görünce daha göz yaşlarım yeni dinmişken ıslak kirpiklerime inat gülüp, "Ne o, bana söz mü veriyorsun?" Dedim. Kesin deli olduğumu düşünüyordur. Mendili elinden aldım.

Anlamaz gözlerle bana bakınca alayla, "Diyorum ki hani bana mendil verdin ya, beni mi seviyorsun? Söz mü veriyorsun? Öyle bir gelenek var ya hanii," Açıklamam ile kaşları önce çatıldı sonra alayla havaya kalktı. Çok yakışıklıydı vicdansız, fazlasıyla hemde.

Bir şaka yapım dedim anlamadı.

Onun bu ifadesine bakarken boyu çok uzun olduğu için boynum ağrımıştı.

Mimiksiz bakan suratı alaya bürününce bu seferde ben kaşlarımı çatmıştım.

"O niyetle vermedim. Vermem de. Ama şuda var ki mendili versem alırmışsın... " dudağının kenarı kıvrılınca alaylı ifadesiyle devam etti konuşmasına,

"Seni umutlandırmak istemem. Boşuna umutlanma..." durdu. Gülüp, "Zaman geçtikçe belki.." deyip göz kırpınca kaşlarım daha çok çatıldı. Elindeki bitmiş olan sigarayı yere atıp ayağıyla ezdi.

Ne demek istiyor bu adam?

Arkasını dönünce bende ayağa kalkıp tam dudaklarımı aralamıştım ki benden önce davranıp konuştu.

"Git elini yüzünü yıka. Sonra da yukarı gel seni bekliyorlar." Sesi buz gibi çıkmıştı.

Adamın ruh hali çok çabuk değişmişti. Ben kendim öyleyim millete niye laf atıyorsam artık?

O gözden kaybolunca ben durmuş arkasından bakıyordum.

Gözümden bir damla düşünce hemen silip kapıya yürümeye başladım. Bazen rol yapmak zor geliyordu.

***

yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın:)

Kitap hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Lütfen yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın:)

Bölüm sonu

1 yorum