Eray işte. Öylesine biriyim ben. Eray kim? Diye sorabilirsiniz ama inanın bana ben de bilmiyorum. Ama çok yakın bir zamanda öğreneceğim. İnkılap hocamız acayip saçma bir ödev verdi. Ödevin adı ‘’Kimim ben?’’. Bu ödevde herkes en yakın arkadaşlarına ‘’kimim ben?’’ diye soruyor. Arkadaşları ise bunu birkaç madde ile açıklıyor. Bu yüzden birazdan Umay ve Anıl gelecek ve bu ödevi onlarla birlikte yapacağım. Maalesef bizim sınıftan değiller. Umay 7. Sınıfa geçti, Anıl ise benden bir yaş büyük. Ama benim en yakın arkadaşlarım onlar olduğu için bu ödevi onlarla yapmamda bir sakınca görmüyorum.
Saat akşam beş. Umay ve Anıl kapıyı çaldılar ve anneme selam vererek içeriye girdiler.
‘’ Eray, Umay ve Anıl geldi!’’
‘’Geliyorum anne!’’ Çantamı alıp hızlıca aşağıya indim. İki katlı ama tatlı bir evimiz vardı. Aşağı indiğimde annem mutfağa gitmişti. Umay boynuma atladı ve:
‘’ Sonunda geldin Eroş’um’’ Umay bana hep böyle seslenirdi. Bir başkası dese hemen tepkimi koyabilirdim ancak Umay benim kız kardeşim olduğu için bir şey demiyordum. Umay bana sımsıkı sarılmaya devam ederken Anıl’ın sesini duyduk:
‘’Kız zilli! Çekil de ben de biraz sarılayım kardeşime.’’ Yüzüme tatlı bir tebessüm kondurduğumda Umay da yalandan bir kaşlarını çattı ve:
‘’ Zilli? Benim adım zilli değil seni kıskanç’’
‘’ Tamam, tamam. Kızma. Ama çekil de ben de sarılayım artık.’’ Umay gülümseyerek geri çekildiğinde Anıl kaburgalarımı kırmaya yemin etmiş gibi sarılıyordu.
‘’ Oğlum görüşmeyeli çok uzun zaman oldu lan. Özlemişim sizi aslan parçası.’’ Bunu söylemesinin üzerine gülerek:
‘’ İyi de daha iki gün önce buluşmadık mı?’’
‘’ Oğlum siz benim kardeşimsiniz. Sizden bırak iki günü iki dakika bile ayrı kalsam özlüyorum. Sizi abinizde böyle bir deli işte.’’
‘’Bana hiç böyle şeyler söylemedin Anıl’cığım. Yoksa sen Eroş’umu benden daha mı çok seviyorsun?’’
‘’ Olur mu öyle şey yavru muhabbet kuşum. Seni de çok seviyorum. Bir abi kardeşleri arasında ayrım yapmaz.’’
‘’ Aslan abim benim’’
‘’Ee artık prens, prenses ve şövalye saraylarına doğru yola çıkmalı. Hadi yürüyün.’’
‘’Tamam. Hadi gidelim. Ama önce anneme haber vereyim’’ Annemin yanına yani mutfağa gittim ve anneme haberi olmadan sessizce arkasından sarıldım. Annem korkmuş olacak ki ağzınsan minik bir çığlık çıktı:
‘’ Eray, ödümü koparttın! Ne yapıyorsun?’’
‘’ Özür dilerim annem. Ben çıkıyorum onu söyleyecektim’’
‘’ Tamam çık. Ama sana dediklerimi unutma. Say bakayım maddeleri’’
‘’ Anne sanki ilk defa Anıl’ın evinde kalacakmışım gibi gittin ne yapmam gerektiğini yazdın. Üstelik bunu ezberlettin. Ben artık çocuk değilim bana güvenebilirsin.’’
‘’ Annelere ses yükseltilmez İlk 5 maddeyi saymadan hayatta göndermem’’
‘’Of anne:
1) Gittiğim zaman ayakkabılarımı kaldırmak
2) Yemek yerken ağzımı şapırdatmamak
3) Yemekten sonra ellerimi yıkamak
4) En az elli sayfa kitap okumak
5) Evden dışarı çıkmamak
Oldu mu? İçin rahatladı mı annem?’’
‘’ Aferin benim kuzuma. İçim rahat artık merak etme. Hadi çık artık.’’ Annemin gazabından kurtuldum ve sonunda çıkabildik. Bir süre üçümüzde hiç konuşmadan yürüdük. Umay bir anda şarkı söylemeye başladı:
‘’Geldi bir daha, çaldı gönlümü.’’
‘’ Bir buse verdi, aldı gönlümü’’ diye devam ettirdi Anıl. İkisi de bana bakınca hayır anlamında başımı salladım. Umay yüzüne tatlı ve masum görünen bir bakış yerleştirdi. Bu bakışa dayanamadığımı biliyordu. Utansam da şarkının devamını getirdim:
‘’Bir bakış attı, bastı kahkahayı’’
‘’ Eller kıskandı, gözler hüzünlü’’
Umay bana bakarak:
‘’ Eroş’um umarım evlenmezsin sen’’
‘’ Allah Allah. O niye?’’
‘’Zorlama olmadan hiçbir şey yapmıyorsun da ondan. İki güne boşar seni kadın’’
‘’ Umay, ben zaten evlenmeyi düşünmüyorum. Yine de sen bu işlere karışma. Hem sen önce kendine bak, bazen bizimle bile konuşmaya çekiniyorsun.’’
‘’ İlla bana gelecek o laf değil mi?’’
‘’ Sen beni sokmazsan ben de seni sokmam kardeşim’’
‘’ Tamam Eroş’um bir daha yok. Söz veriyorum’’
Anıl bizim kavgamızı gülerek izliyordu. Ancak hiç konuşmuyordu. Az konuşup çok dinleyen bir kişiliği vardı. Bazen benim bile garibime gidiyordu bu sessizliği. Bize bile bu kadar az konuşan bir insan, dışardakilerle hiç konuşmuyordur bence. Sesi çok çıkmıyor ama seviyorum.
Anıl’ın evine geldiğimizde Rıza abi bizi karşıladı. İçeri girdiğimizde Umay Hayriye teyzenin kucağına atladı:
‘’ Hayriş. Biz geldik, bugünün menüsünde ne var?’’ Bir de bu kıza içine dönük diyorlar.
‘’ Hoş geldin Umay’ım. Bugün yeşil biber dolması yapacağım. En sevdiğinizden.’’
‘’ Yaşasın! Eroş ve abim de çok sever.’’
‘’ Zaten siz mutlu olun diye yaptım kızım. Neyse hadi siz gidin derslerinizi çalışın. Ben size atıştırmalık bir şeyler getiririm.’’
Umay Hayriye teyzeye gülümsedi ve Anıl’ın odasına gitmek için asansöre binmek için ilerledik. Evleri dört katlıydı ve Anıl’ın odası en üst kattaydı. Umay asansöre binmemek için her seferinde olduğu gibi yine direnmeye başladı. Asansörden korkuyordu ama dört kat yürüyerek, o dik merdivenleri çıkmak çok zordu. Anıl, Umay’ın ellerini tuttu:
‘’ Umay’ım, kardeşim. Ellerimi bırakma, gözlerini kapat. Tamam mı prensesim?’’
‘’ Anıl, istemiyorum. Orası çok dar. Nefes alamamaktan korkuyorum.’’
‘’ Korkma güzelim. Elimi bırakma. Asansöre bindiğini düşünme. Sadece bana ve Eray’ a odaklan.’’
‘’ Tamam’’
‘’ Ona kadar say. Bittiği zaman orada olacağız.’’ Umay derin bir nefes aldı ve üç adımda asansöre bindi. Gözlerini sıkı sıkı kapattı ve ona kadar saymaya başladı.
‘’Bir’’ derin bir nefes aldı.
‘’iki’’ derin bir nefes verdi. Anıl, Umay’ın ellerini hiç bırakmadı ve onunla birlikte saydı.
‘’Sekiz’’ derin bir nefes.
‘’Dokuz’’ Aldığı nefesi verdi.
‘’ On…’’ gözlerini açtı ve yüzüne hafif bir tebessüm kondurarak Anıl’a sarıldı.
‘’Geldik mi abi?’’
‘’ Geldik güzelim’’ sarılmaları bittiğinde Umay çok büyük bir şey başarmıştı. Dışardaki bir insan bunun abartı olduğunu düşünebilirdi ama Umay için bu çok büyük bir şeydi. Her zaman merdivenlerden çıkarak neredeyse pert olurdu. Ama bugün. Bugün başarmıştı…
‘’ Başardık kardeşim’’ dedim ve Umay’a hiç sarılmadığım kadar sıkı sarıldım.
‘’ Başardık değil mi?’’ ‘Başarmak’ çok güzel bir kelime. Ama çok yabancı olduğum bir his. Ben kendime göre başarılıyım ama babama göre hiçbir zaman başarılı bir insan olamadım. Hep ortalama bir insanın yaptıklarını yapmışım ve buna başarı denmezmiş.
Bir gün babam, annem ve ben balık tutmaya gitmiştik. Yaklaşık yarım saat sonra oltamın ucuna bir balık gelmişti ve ben balık tutmanın heyecanıyla oltayı çekip ucundaki balığı babama götürmüştüm.
‘’Başardım baba. Bir balık yakaladım!’’ heyecandan titreyen sesimle babama sarıldığımda babamın verdiği cevap ile heyecanım çabuk söndü:
‘’ Başarmadın Eray. Herkes balık tutabilir. Balık tutmak bir başarı değildir.’’ Bir insan öz oğluna neden böyle der ki? En azından ‘aferin oğlum’ deyip geçiştirir ama o gün babam beni geçiştirmeye bile gerek duymamıştı. Sadece bu değil.
Sınavlarıma hiç çalışmadan bile en az yetmiş-seksen alabilen biriyim. Özellikle Türkçe, matematik, fen gibi ana derslerde doksanın aşağısında notum yoktur. Bir gün babama tüm sınavlardan yüz aldığımı ve okul birincisi olduğumu söyledim ama o bana:
‘’ Bu normal bir şey Eray. Çok büyük bir şey başarmışsın gibi övünmeyi bırak!’’ demişti…
‘’Eroş’um? İyi misin?’’
‘’ İyiyim.’’
‘’Dalmışsın Eray. Bir şey olmadı değil mi?’’
‘’ Yok Anıl. Merak etme, Umay başardı. Onu düşünüyordum.’’
‘’ O zaman hadi gidelim, yoksa ödevini yapamayıp sıfır alacaksın.’’ Anıl’ın odasına girdiğimizde üç tane yatak bizim için hazırlanmıştı. Buraya her zaman geldiğimiz için bu görüntüye alışmıştık. Ben hemen kendi yatağıma uzandım ama Anıl beni zorla kaldırdı:
‘’ Kalk hadi. Hemen bitir ödevini de rahat rahat oturursun sonra.’’
‘’Dur bi daha yeni geldik. Biraz dinlenelim.’’
‘’ Beş dakikalık iş zaten hadi kalk. Bugünün işini yarına bırakma’’
‘’ Tamam, tamam. Kalktım.’’ Umay, ben ve Anıl bir üçgen oluşturacak şekilde oturduk ve kamerayı başlattım.
‘’ Beni karakter olarak nasıl buluyorsunuz?’’ Anıl’a baktım ve Anıl anlatmaya başladı:
‘’ Öncelikle hiçbir insan mükemmel olmaz. O yüzden önce kötü yönlerinden başlayayım.’’ Evet, itiraf ediyorum bunu hiç beklememiştim.
‘’ İnsanlar sana bir şey sorduğu zaman cevap vermiyorsun. Daha dorusu veremiyorsun. Bir insan nefes almaktan bile utanır mı? Sonra çok inatçısın.’’ Kameraya dönüp:
‘’ Hocam siz bakmayın bunun sessiz, sakin olduğuna. Okuldaki herkese taş çıkartan tiplerden bu.’’
‘’Teşekkür ederim Anıl ama hiç iyi özelliğim yok mu?’’
‘’ Olmaz olur mu? Çok yardımseversin, üzgün olduğumuzu hissettiğin an saçmalamaya başlıyorsun ve bizi güldürmeyi başarıyorsun, saygılısın, çalışkansın ve en önemlisi kardeşimsin. Kardeşlik görevini de en iyi şekilde yerine getiriyorsun. Bitti.’’ Bu güzeldi. Anıl konuşmasını bitirir bitirmez Umay konuşmaya başladı:
‘’ Abim gibi edebiyat yapıp lafı uzatmayacağım. Çok inatçısın, kıskançsın, sorgu meleği gibi nefes alsam bile sana hesap veriyorum. Yardımseversin ve benim abimsin.’’ Dedi ve sustu. Bu çocukları seviyordum. Hem de çok seviyordum…