Çığlık sesleri susmak bilmiyordu, her bir bağrış sesi kalabalık bir sahilde insanlara isyan eden bir deniz misali hırçın ve asabi şekilde kulaklarımı tırmalıyordu. Baş etmeye çalışıyordum, anlamlandırmaya çalışıyordum, sorgulamamaya çalışıyordum çünkü sorguladıkça haksız duruma düşmekten kendimi alamıyordum. İnsanların masum olduğuna kendimi inandırmak için çabalıyordum ama her seferinde çabalarımın boşa çıktığını da en yakınımdaki kişilerden neticesiyle öğreniyordum.
Başımı ellerimin arasına almış ve dizlerimi kendime çekmiş içler acısı manzarayı izlemekle yetiniyordum. Karşımdakiler artık gerçekliğini yitiriyormuş gibi hissettiriyordu ya da sadece beynim kabullenmek istemiyordu, bilemiyordum.
Gözlerimle görmemek için direnmeme rağmen kontrolü elimde tutmaya gücüm yetmedi ve gözüm yerde yatan cansız bedene kaydı. Bir kadın bedeniydi; siyah kömür karası saçları, saçlarıyla tezat bir görüntü oluşturan ve bir okyanusu andıran masmavi gözlerini artık göstermekten çekinmeyen cılız bir bedendi bu beden. Yaşadığı olumsuzluklara güçlükle göğüs germiş ve bencillik yapma düşüncesini aklının en ücra köşesinden bile geçiremeyen ama kendi bedeninden tek sevdiği parçası olan saçlarına baktığı ve bakımlı olduğu gerekçesiyle bir gecede omuzlarından da kısa uzunluğa gelen saçlarının acısını bile yaşayamamış bir kadındı. Şimdi ise oldukça kısa olan saçları yerde aynı onun gibi güçsüzce serilmiş bir şekilde uzanıyordu.
Bu kadın benim annemdi.
Severek evlendiği adamın zamanla dönüştüğü canavarı yıllarca seyretmiş ve bu canavarın en kötü eseri olarak hayatına gözlerini yummuştu.
Şimdi ise annemden geriye kalan sadece öfke ile burnundan soluyarak bana bakan, sadece doğmamda etkili, baba demeye bin şahit gerektiren bir adam ve yanı başımda olan biteni benden daha fevri karşılayan küçük kardeşim kalmıştı.
Küçük kardeşim ayağa kalkıp yerde duran boş ve devrilmiş alkol şişelerinden birini eline aldığı gibi babama doğru bir hamle yapması da kaçınılmaz oldu. Yapacağı şeyi önceden anlamam ile adeta kitlenmiş vücudum çözüldü ve buz tuttuğunu düşündüğüm eklemlerim ile harekete geçerek babamla kardeşimin arasında durup çıkacak bir kargaşaya daha engel olmaya çalıştım fakat sonuç yine hüsrandı.
Öfkeden ve damarlarından akan alkolün sarsıcı etkisinden çıkamayan babam için annemi öldürmesinin üstüne kardeşimin de ona karşı durması daha da çıldırmasına neden oldu ve benim çığlıklarla onları ayırma çabalarımı boşa çıkartarak adeta bir çöp poşeti gibi elinin tersiyle ittirerek aralarından çekilmemi sağladı. Cılız bedenim onun şiddetli vuruşu karşısında dayanamayarak yere yapışsa da durmadım ve direnmek üzere tekrar kalkarak kardeşimin önüne siper oldum.
Kardeşim ise bana hiç yardımcı olmayarak babamı kışkırtmaya devam ediyordu.
"Annemi sen öldürdün"
"O yaşamayı senden daha çok hak ediyordu"
"Keşke annemin yerine sen ölseydin"
Bu kadar sözden sonra artık babamda da sabır kalmadı ve haykırarak kardeşimin boğazına yapıştı. Kıpkırmızı gözleri kendinden geçmiş bir şekilde kardeşime bakarken elleri de boğazını son gücüyle adeta öfkesinin etkilerini göstermek istermişçesine sıkıyordu.
Engel olmak için ellerini ittirmeye çalışıyordum ama asla ellerini gevşetmeye yanaşmıyordu.
En sonunda korktuğum gerçekleşti ve kardeşimin cansız bedeni babamın elleri arasından usulca süzüldü. Onun ölmeden önceki çırpınışları sadece benim hafızamda kalacaktı, benden başka kimse öldüğünü görmemiş ve çaresizce nefes almaya çalıştığı ama babamın güçlü ellerinden kurtulamadığı için öz babası tarafından acımasızca boğularak öldürüldüğünü göremeyecekti.
Yaşanan onca şeyin ardından artık göz yaşlarım usulca ve acıma ortak olmak istercesine teker teker süzülmeye başladı.
O gece benim annem ve kardeşim öz babam yüzünden kimsenin ruhu duymadan canice katledildi. İki cansız bedene çaresizce bakarken o gece yüzüme tokat gibi çarpan en büyük gerçek ise kafamı çevirdiğimde koltukta sızan babamın sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamayacağını bilmek oldu ve bu gerçek aldığım yaraların tamamından daha derin bir yara olarak kalbimde yerini aldı.