Ertesi sabah sınıfta projeden geçerli not almam için sunum yapmam gerekiyordu. Ve bu sunum sadece bir dersimi değil bütün ders notlarımı etkileyeceği için bütün ay boyunca bu sunum için çalışmıştım. Ve sanırım hazır hissediyorum.
Üzerime dolabımdan seçtiğim açık mavi sweetshırt ve siyah kot pantolonumu geçirdim. Hafif makyaj yaptıktan sonra mutfağa ilerledim. Kendine hızlıca bir krep yaptım. Masama oturup yemeye başladım. Saat 08.49'du ve geç kalacak gibiydim. Elimdeki krebi tabağıma bırakıp çantamı sağ omzuna astım. Anahtarımı alıp evden çıktım. Sanırım birazda gerilemiştim. Umarım bu projeyi sunarken emeklerinin karşılığını alırdım...
***
-"Ailemi puhaaha."
-"kızım bırak bunları sen nerden bileceksin aile hayatını.?"
-"Arkadaşlar sessiz!"
-"Ay canım ya kıyamam."
-"Gördünüz mü daha annesi babası yok gelmiş bize aile hayatı anlatıyor hahahah."
"Siz ne saçmaladığınızı farkında mısınız?"
-" Evet bebeğim farkındayız."
"Ne yaşadıysam yaşadım size ne? Siz benim yaşadıklarımın, gördüklerimin, çektiğim acıların onda birini çekseydiniz ayakta duramaz ölürdünüz."
Evet proje sunumum hiç iyi geçmemişti. Aile hayatını analtan bir konuda ilk herkes gülmeye başladı ve ardı arkası kesilmeyen alaylar...
Şuan hepsinin ettiği lafları kendilerine zehir ediyordum. Ve sözlerime çok güveniyordum.
Ve devam ettim.
"Benim babam bana miras olarak dert bıraktı. Ben o dertle yaşıyorum. Bir kurşun sesi... Benim annemin sesini sonsuza denk aldı benden... Bir kurşunla benim dağ gibi annem yıkıldı."
Konuşurken sesim titriyordu, gözlerim doluyordu. Fakat umrumda değildi. Herkese söylediklerini yutturacaktım ve buna şuanda yemin ediyorum.
"Yıkıldığı yerden, bı daha kalkamadı." Herkes tek kelime etmeden beni dinliyordu. Görüyordum. Onlarında gözleri dolmuştu. Hepsi ne yaptığını farkına varmıştı.
"Babam bana öyle bir miras bıraktı ki hiç bir zaman geçmeyecek. Ben ömrüm boyunca o mirasla yaşayacağım... Allah hiçbirinize böyle bir acıyı, böyle bir mirası nasip etmesin."
Hepsinin başı önüne geçilmişti. Hocamızda dahil...
"Sen okuldan çıkınca nereye gideceksin?"
"Peki sen?"
"Söyliyim, evinize. Acaba annem ne pişirmiştir? Ne yapmıştır? Bugün ne yiyeceğiz beraber diye düşüneceksiniz. Yolda gittiğiniz zaman o mahalleye girdiğinizde, o yemek kokularını alıp, acaba bizim evden mi geliyor? Acaba benim annem mi yaptı diyeceksiniz hepsiniz. Camdan size el sallayan, yolunuzu gözleyen annenize bakacaksınız."
Uzun konuşmuştum ama yorulmamıştım. Sonuna kadar devam edecektim.
"Kapıyı vurduğunda sana kapıyı kim açacak?"
"Anneniz"
"Ben hergün, o kapının içeriden açılmayacağını bile bile, hergün çalıyorum o kapıyı ben. Ama açılmıyor. Hiç bir zamanda açılmayacak biliyorum. Ama yine de çalıyorum o kapıyı! Ben onun fotoğraflarıyla avunuyorum. Ben onun fotoğraflarıyla uyuyorum."
Üstüne basa basa söylemem onları yaptıkları şey için daha da kırarken ben durmuyordum.
"Siz bu ne demek biliyor musunuz?" Diye devam ettim.
Ben acıyın diye anlatmadım bunları. Hala vaktiniz varken şu okuldan çıktığınızda gidin annenize sarılın diye anlattım. Çünkü bir gün onu özlediğinizde gidip toprağına sarılmak, dokunmak çok zor, çok ağır. Sarılıyorsunuz sıcaklık yok! Dokunuyorsunuz buz gibi! Allah hiç birinize annenizin toprağını gözyaşlarıyla sulamayı nasip etmesin. Bu acıyı yaşatmasın. Banada kimse bu geçecek demesin. Geçmiyor, geçmeyecek. Bitmeyecek! Benim güneşim söndü. Güneşli günler var demesin kimse! O masal o güneşli günler annesi gözlerinin önünde erkekler tarafından öldürülmeyen çocuklar için. Benim için değil sizin için o masal. Sizin güneşiniz hiç sönmesin..."
Son sözlerimi söyleyip ve sıranın üstünde duran çantamı hızla alıp sınıftan dışarı çıktım.
Bir an önce eve gitmek istiyordum. Okulun çıkışında duran arabamın kapısını açtım ve sadece arabanın beni götürdüğü yerin bir sonunu bekliyordum. Annemin mezarına geliyordum. Ona ihtiyacım vardı. Hava yağmurluydu. annemin toprağı çamur olacaktı. Ve ben annemin çamurlu toprağına, buz gibi bedenine sarılacaktım.
Arabadan indiğim esnada yağmur hızlandı. Ve heryer çamur... Annemin mezarını gördüm. Göz yaşlarımı tutamadım. Soğuk mezar taşına kollarımı sardım. Sadece ağladım. Içimi o k
adar çok dönmüştüm ki annemle konusacak bişey bulamıyordum...