İçeriğe geç

Siyaz

Bölüm 12 · 12 dk okuma

Siyaz

Bölüm 12

Perdenin Ardında

12. BÖLÜM

Kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵Uzatma🎵

Masanın altında kaç dakikadır kaldığımızı bilemiyordum, utançtan kırmızılığına bürünmüş yanaklarımı kapattım. Karan üzerinde ki şaşkınlığı bir kenara bırakıp bakışları etrafa kaydı sessizliğin bozulduğu o dakikada ofisin kapısı sertçe açıldı ellerimi sıkıca dudaklarıma götürmeme fırsat vermeyen Karan, vücudumu sıkıca kendisine döndürdü ve dudaklarımı elleriyle mühürledi “sessiz ol.” Dercesine bana kısa ama uyarıcı bir bakış attı. Ofis kapısında yükselen ses “Ağam ?” Dedi Utku, bakışları odanın etrafında gezdiğini hissediyordum. Karan parmaklarını dudaklarımdan çekip olduğu yerden ayağa kalktı “Efendim Utku ?” Dedi tok sesiyle. “Abi sen nerden çıktın ? Ödüm koptu.” Dedi şaşkınlığını gizleyemeden bir kaç adım attı ama Karan “Sana ne zamandır buraya girme izin veriyorum ?” Dedi, Utkuyu tahammülsüz sesiyle duraklattı. Karan’nın bakışları masanın altında ki yüzüme kaydığında utançtan başımı aceleci bir hareketle yere çevirdim.

Bunu yapmak zorundamıydın Duru ? Hayır yani adam hala evli sende gittin öptün. Ne diyeceksin düşün bakalım şimdi, nasıl bir açıklama yapacağına karar verde sonra daha çok mahçup olmayalım.

Utku geri bir adım attı sonra durdu “Duru nerde ?” Dedi fısıltılı sesiyle, Karan masadan bir kaç adım attı Utkuya yaklaştı “Nerden bile bilirim git bak bakalım nerdeymiş.” şakayla karışık tok sesiyle, onu zorla ofisinden çıkarmaya çalışıyordu ama Utku’nun çıkmaya niyeti yok gibiydi. Cebimde ki usb parmaklarımla kısa süreliğine yokladım saklamalıydım “Abi sen iyi misin ?” Ardından, “Havalandırmada problem mi var? Neden böyle kızarık yanakların ?” Dedi sesinde alaydan çok merak vardı. Karan ise “Çık git oğlum seninle mi uğraşçam.” sesler yavaştan azalmaya başladığında ofisin kapısı tok bir sesle kapandı.

Gittiler mi ? Bence oyun oynuyor ola bilir sakın çıkma Duru. Sonra nasıl bir açıklama yapacaksın…

Cebimdeki USB’yi sessizce çıkardım. Nefes alışverişlerimi dengede tutarak göğsümün arasına yerleştirdim. Sütyenimi düzelterek görünmediğinden emin olduktan sonra dizlerimden destek alıp masanın altından çıkmak için hamle yaptım. Başım sertçe masanın kenarıyla tokalaştığında alnımın köşesine yayılan acıyı keskince hissettim. “İyi misin?” Duyduğum ses kulaklarımda yankılandı. Masanın köşesine tutunup bedenimi doğrulttum, kolumda beliren parmakları geriye ittirdim. “İyiyim ben.” Dedim, bir adım geri çekilerek etrafıma bakındım. Yanımda duran kişinin Karan olduğunu o an fark etmiştim. Karan’ın bakışları yeniden cebimdeki USB’ye kaydığında elini uzattı. “Onu bana vermelisin.” Dedi. Sakin sesi, bir anlığına etrafı soğutmuştu.

Hadi biraz rol yap Duru belki kanar da seni bırakır yoksa bu işin sonu belli değil.

“Neyi vermemi istiyorsun? Telefonum aşağıda.” Dedim, iki elimi de havaya kaldırdım. “İstersen bakabilirsin.” Diyerek ona bir adım attım. Karan, sinirden mi bilinmez, kısa bir kahkaha attığında yüzümde beliren Ne yapmaya çalışıyor bu adam? bakışıyla ona baktım. “Dalga mı geçiyorsun?” Derin bir nefes alıp devam etti. “Beni öpmeni sağlayan her neyse, onu istiyorum.” Avucunu açmış, benim ona USB’yi vermemi bekliyordu. “Neyden bahsettiğini bilmiyorum. Eğer açık bir şekilde ne aradığını söylersen sana bulmanda yardımcı olabilirim.” Dedim, kaşımı hafifçe kaldırıp avucuna baktım. Başını geriye doğru atıp kısa bir nefes daha aldı, ardından avucunu kapattı. “Öyle olsun. Ama neyle uğraştığın konusunda hiç bir fikrin yok.” Benden uzaklaştığında elini ofisin kapısına doğru uzattı. “Git.” Dedi umursamaz bir ses tonuyla. Yanından birkaç adım attıktan sonra ofisin kapısını araladım. Odadan dışarı çıktığımda kapıyı yavaşça kapattım. Islak saçlarımdan akan su damlalarını havlu bile engelleyememişti. Parmağımı yüzümden usulca süzülen su damlasına götürüp sildim ve koridora doğru ilerledim. Elindeki telefona dikkatle bakan Utku, bedenini duvara yaslamış, koridorun sonunda beni bekliyordu.

Yanına gidip gitmemek konusundaki düşüncelerimi bir kenara bıraktım ve Utku’nun yanına yaklaştım. Topuklu ayakkabılarımın zeminde bıraktığı sese doğru başını kaldırıp bana baktığında, “Oo, Karakız, nerelerdeydin?” dedi. Telefonunu usulca cebine koyup ağzındaki on iki dişini de göstererek gülümsedi. Odamın kapısında öylece bekliyordu. “Hiç, etrafı geziyordum.” Parmaklarımın istemsizce gerilmeye başladığını fark ettim. “Annen varmış Malatya’ya?” dedi, yaslandığı duvardan çekilip bedenini dikleştirerek. Dudaklarım tebessümle kıvrıldı. “Evet, varmış.” Dedim ve odamın kapısını açmak için hamle yaptım. “Neden ofisteydin?” Dedi. Kapı koluna giden parmaklarım durdu. Arkamı dönüp ona baktım. “Ofis mi?” Mimiklerim şaşkınlığı şakaklarımda toplamıştı. İki kolunu göğsünde birleştirip beni baştan aşağı süzdü, en son başımdaki havluda gözlerini durdurdu. “Saçlarını kurut, sonra anlatırsın.” Dedi. Koridora doğru ilerlediğini anladığımda kapının kolunu sıkıca tutup çevirdim. Odanın içine girdiğimde rahatlamıştım, üzerimden büyük bir yük kalkmıştı. Kapının arkasındaki kilidi döndürdüm. Sütyenimin içine uzanan parmaklarım USB’yi çekip çıkarttı.

Nereye takıp bakacaksın şimdi Duru ? Denizden bürodan getirmesini istesen belki ola bilir ama kimse duymaması ve bilmemesi gerekli.

Avucumun içinde tuttuğum belleğin içinde neler ola bileceğini kestiremiyordum, Karan için önemliydi neden bana güvendi ki hiç mantıklı değil, belkide şifrelidir açamayacağımı düşünüyordur veya beni kandırıyor içinde hiç bir belge ve delil yoktur. Belleği bir yere koymalıydım, nereye odanın içinde dönüp durdum yatağın altına bakındım bir kesik açıp içine koya bilirdim ardından banyoya yöneldim aslında en riskli bölge burasıydı bir damla su bile değse bozulurdu. En mantıklı seçenek Deniz ola bilirdi ama ona bu durumu anlatamam zarardan başka verdiğim bir şey yok zaten. Hala en mantıklı olan benimle kalmasıydı fakat en küçük hatada mahvolurdum.

Avucumun içinde dolanan belleği parmaklarımın arasına aldım ve tekrardan göğüsümün içine yerleştirdim. Başımda yarım yamalak duran havluyla aynada göz göze geldik nemli saç tellerim yanaklarımın en köşesine yapışmış “artık beni kurut.”der gibi alay ediyordu. Duvarın yanında ki dolabın çekmecelerini adım adım karıştırmaya başladım ilk çekmeceyi açtığımda renkli havlular vardı diğerine geçtiğimde nevresim takımları duruyordu dolaptan uzaklaşıp banyoya yöneldim.

Banyonun dolabını araladığımda son model kurutma makinesini fark ettim. Uzanıp alacağım sırada kapının iki kere tıklandığını duydum. “Duru?” Deniz’in sesi kapının arkasından yükselmişti. Anlığına gerilen bedenim, sesini duyar duymaz yeniden nefes almaya başlamıştı. Banyodan çıkıp kapının önünde durakladım. “Ne oldu?” Dedim, kapının kilidini çevirip araladığım anda Deniz tek eliyle kapıyı bastırıp sertçe açtı. Ben de afallayarak geriye doğru bir adım attım. “Dün neredeydin?” Hesap sorularıyla uğraşacak ne gücüm ne de sabrım vardı.

“Herkes neden bana bunu soruyor?” Gözlerimi devirip arkamı döndüğümde Deniz kolumdan yakaladığı gibi beni kendine çevirdi. “Neredeydin?” Ses tonu bir hayli yükselmişti. “O elini çek!” Kolumu parmaklarının arasından kurtarıp öfkeli tonumu dizginleyemedim. “Ben anlamıyorum! Ben sadece avukat değilim. O an sadece Duru’yum! Benim de bir hayatım var, kendime ait alanlarım var!” Sesim duvarlarda yankılandığında içimde kabaran bütün siniri Deniz’den çıkardığımı fark ettim ve sustum. Deniz ise sakinliğini korumaya devam etti. “Ben sadece özel hayatının da olduğunu söylemek istedim.” Yutkundum. Ama o hiç tepki göstermedi. “Anlıyorum. Ben sadece zarar görmeni istemiyorum.” Usulca söylediği bu söz nedense iyi hissettirmişti. Elini omzuma yavaşça koydu.

Abi edasıyla koruyordu, ama benim bir abim var zaten, hem bana güvenmemesi gerek çünkü abimi kendi işlediğim suçun katili gibi bırakmıştım ortada…

“Sen iyi ol da gerisi önemli değil.” Sıcacık bir gülümseme yayıldı yüzüne, gamzeleri belirginleşti. Elini omzumdan çekti. “Üzgünüm… Şu sıralar her şey altüst oldu.” Kaşlarım hüzünle çatıldı ama o, bunu bir kurtuluş yolu gibi görmüş olmalıydı. Kolumdan tutup beni kendine çekti ve bedenime sıkıca sarıldı. Öyle sıkı sarılmıştı ki kollarının arasında ağlamamak neredeyse imkânsızdı.

Başımı göğsüne dayadım. Gözlerimden süzülen yaşlar ırmak gibi taşıyordu. Narin parmakları başıma doladığım havluyu usulca çekip saçlarımı serbest bıraktı. “Saçlarını kurutalım.” Sesi öylesine sakindi ki içimde kopan fırtınanın aksine, onun yanında zaman yavaşlamış gibiydi. Cevap veremedim. Sadece başımı hafifçe salladım. Elim istemsizce gömleğinin kumaşına tutundu. Beni kendinden ayırmadan birkaç saniye daha bekledi. Sonra başıma doladığım havluyu usulca çekip saçlarımı serbest bıraktı. “Saçlarını kurutalım.” Banyoya doğru birkaç adım attığında arkasından seslendim. “Dolabın içinde saç kurutma makinesi var.” dedim parmağınla yanında ki dolabı işaret ettiğimde “Tamam.” Dedi ve banyoya girip dolabın kapağını açtı. Birkaç saniye sonra elinde saç kurutma makinesiyle yanıma döndü. Fişi takıp çalıştırdığında odanın sessizliğini makinenin uğultusu doldurdu. Gözlerimi kapattım. Sıcak hava saçlarımın arasından geçtikçe bedenimdeki gerginlik yavaş yavaş çözülüyordu. Deniz her zamanki gibi hiçbir şey sormadan yanımda duruyor, saçlarımı kurutuyordu. Onun bu hâline alışkındım.

Ne zaman kötü olsam fazla soru sormaz, sadece yanımda olurdu. Belki de bu yüzden ona karşı kendimi bu kadar rahat hissediyordum. Fakat onun bakışlarında benim fark etmediğim başka bir şey vardı. Saçlarımın arasından geçen parmakları bir anlığına durdu. Yüzüme düşen birkaç teli usulca kenara ittiğinde gözlerinde kısa süreliğine beliren o duyguyu yine göremedim. Tam o sırada kapının önünde beliren gölge dikkatimi çekti. Gözlerimi açıp başımı hafifçe çevirdiğimde Karan’ı gördüm. Kapının eşiğinde durmuş, sessizce bizi izliyordu. Bakışları önce Deniz’in elindeki saç kurutma makinesine, ardından bana kaydı. Deniz ise Karan’ı fark etmemişti. Karan’ın yüzünde hiçbir ifade yoktu ama gözlerindeki sertlik, az önceki sakin hâlinden eser bırakmıyordu. Bakışları Deniz’in yüzünde birkaç saniye daha kaldı. Sonra bana döndü. Bir şey söylemesini bekledim fakat sadece çenesini hafifçe sıktı ve kapının kenarından ayrıldı.

Deniz saçlarımı kurutmaya devam ederken bir süre sessiz kaldı. Ardından sanki aklına yeni gelmiş gibi konuştu. “Bu arada yanan köşkle ilgili bir gelişme olmuş.” Gözlerimi açıp ona baktım. “Ne olmuş?” Kurutma makinasını bir saniyeliğine kapattı “Henüz kesinleşmiş değil ama Adli Tıp’tan gelen ön rapora göre cesedin kimliği büyük ihtimalle belli. Eski kayıtlardan eşleştirme yapıyorlarmış.” Kaşlarım hafifçe çatıldı “Umarım amcasıdır.” Gözlerimi devirip saçlarımı geriye attım. “Ha bu arada sen boşanma davasını açtın mı ?” Deniz kurutma makinasının fişini çekip “Evet bugün notere gidicem.” Kurutma makinasını bulunduğu yere doğru ilerlediğinde “Benimde gelmem gerek.” Banyonun kapısına yapışıp dudaklarımı büzdüm. Deniz dolabın kapağını da kapatıp yanıma yaklaştı “Gel hem değişiklik olur.” Gözleri odanın içine kaydığında dudaklarımı bir birine bastırdım “Sen aşağıda bekle beni hemen geliyorum.”

Deniz başını sallayıp kapıya doğru yöneldi. “Tamam ama fazla oyalanma.” Dediğinde gözlerimi devirip banyoya geri döndüm. “Beş dakika.” Koridora çıkarken arkasından yastığı fırlatacak gibi yaptım ama çoktan kapıyı kapatmıştı. Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı. Derin bir nefes alıp yüzümü ellerimin arasına aldım. “Toparla kendini Duru.” diye fısıldadım. Saçlarımı hızlıca toplayıp odadan çıktığımda koridorun sessiz olduğunu fark ettim. Merdivenlere doğru ilerlerken aşağıdan Deniz’in sesi geliyordu. “Sonunda.” Başımı merdivenlerden aşağı uzattığımda onu girişte beklerken gördüm. Kollarını göğsünde birleştirmiş, sabırsızca bana bakıyordu ama diğer tarafta olan kişi ise Karan’dı.

Niye şaşırdıysam adamın kendi boşanması onun da imzası gerek..

Merdivenlerden aşağı inip yanlarına yaklaştığımda Karan’ın bakışları üzerimde durdu “Notere gidiyoruz değil mi ?” Diye sordu “Evet.” Dedim giriş kapısının yanında bekleyen korumalar çoktan hazırlıklarını yapmıştı. Birkaç dakika içinde çıkacakları belliydi. “Bir kaç saniye bekleyin telefonumu almam gerek.” Salona doğru bir kaç adım attığımda koltukta gözleri kızarmış olan Sinemi gördüm şaşkınlıkla yanlış bir zamanda orda olduğumu fark ettim “Ben..üzgünüm.” Sinemin ağlamaktan kızarmış gözleri bana döndüğünde “Önemli değil.” Dedi koltuktan sessizce kalktı.

Telefonumu almak için masaya yöneldim. Elime aldığım sırada arkamdan gelen ayak sesleriyle başımı çevirdim. Karan kapının eşiğinde duruyordu. Önce bana, ardından Sinem’e baktı. Karan birkaç saniye boyunca Sinem’in yüzünden gözlerini ayırmadı. Sonra bakışlarını benden yana çevirdi. “Duru, gidelim.” Başımı salladım. Sinem’in yanından geçerken ona son kez baktım. İçimde garip bir sıkışma vardı. Birkaç saat sonra Karan’la boşanma işlemlerini tamamlayacaklarını düşünmek, karşımdaki kadının hâlini görünce daha da ağır gelmişti. Karan kapıya doğru ilerlerken Sinem arkasından sessizce baktı. Kapı kapanmadan hemen önce göz göze geldik. Dudaklarını kıpırdattı. “Bitti.” dediğini ancak okuyabildim. İçimdeki suçluluk daha da büyüdü. Çünkü ne kadar inkâr edersem edeyim, o kadının kocasıyla aramızda yaşanan şeyi artık geri alamazdım.

Koridora çıktığımda Deniz bizi bekliyordu. “Sonunda.” Dediğinde ona kısa bir bakış attım. “Telefonumu arıyordum.” Deniz gözlerimin içine baktı. “Bir şey mi oldu?” Başımı iki yana salladım. “Yok.” Karan arkamızdan çıkıp kapıyı kapattığında Deniz’in bakışları ona kaydı. “Sinem ağlıyordu.” Karan’ın yüzü bir anda sertleşti. “Biliyorum.” Deniz birkaç saniye sustu. “İyi mi?” Karan’ın sesi beklediğimden daha düşük çıktı. “Değil.” Deniz başını eğip iç çekti. “Bugün onun için zor olacak.” Bu cümleyle mideme yeniden bir ağırlık oturdu. Gözlerimi yere indirdim. Sinem’in yüzü gözümün önünden gitmiyordu. Karan’ın yanında yürürken istemsizce aramızdaki mesafeyi açtım. Dışarı çıktığımızda geniş merdivenlerin yanında duran arabayı ve korumaları fark ettim. Utku da arabanın koltuğuna yayılmış bir vaziyette bizi bekliyordu. Karan önden ilerleyip arabaya yaklaştığında Utku ağasını gördüğü an yerinden doğruldu ve sanki hazır ola geçer gibi hızla arabadan indi.

Karan’ın yanına gelip başını hafifçe eğdi. “Hazır.” Dedi. Karan ona yalnızca kısa bir bakış attı. “Notere gidiyoruz.” Utku başını sallayıp arka kapıyı açmak için araca yöneldi. Deniz yanıma yaklaşırken alçak sesle, “Bunlar her seferinde böyle mi?” diye sordu. Gözlerimi Utku’dan ayırmadan omuz silktim. “Karan’ın yanında çalışan herkesin ayrı bir düzeni var.” Utku arka kapının önünde beklerken Karan hiçbir şey söylemeden araca bindi. Ben de Deniz’in ardından ilerledim. Tam araca binecekken Karan’ın sesi duyuldu. “Duru.” Başımı kaldırdım. Bana bakmıyordu. “Sen arkaya geç.” Bir an duraksadım. “Zaten geçecektim.” Dedim. Karan cevap vermedi. Deniz yanıma gelip arka koltuğa oturdu. Ben de onun yanına geçerken Karan ön koltuğa yerleşti. Kapı kapandığında aramızdaki mesafenin yalnızca birkaç santimetre değil, çok daha fazlası olduğunu hissettim.

🕯️

Noterin kapısından dışarı çıktığımızda derin bir nefes aldım. İçeride geçirdiğimiz süre boyunca üzerimde biriken gerginlik, dışarıdaki havayla biraz olsun dağıldı. Deniz elindeki dosyayı kapatıp kolunun altına sıkıştırdı. “Sonunda.” Dedi. Başımı salladım. “En azından ilk adım tamamlandı.” Karan birkaç adım önümüzde yürüyordu. Yüzündeki ifadesizlik hiç değişmemişti. Sinem’le olan boşanma süreci daha yeni başlamıştı. Bugün yalnızca gerekli işlemleri ve evrakları halletmişlerdi. Yani Sinem hâlâ Karan’ın eşiydi. Bu düşünce mideme yeniden bir ağırlık oturttu. Çünkü birkaç saat önce o kadının ağlayan gözlerine bakmış, ardından hiçbir şey olmamış gibi Karan’ın yanında notere gelmiştim. Deniz bana doğru dönüp “İyi misin?” diye sordu. “İyiyim.” Dedim ama sesim oldukça cılız çıkmıştı. Karan birkaç adım ilerledikten sonra durdu ve arkasına baktı.

Bakışları önce Deniz’e, ardından bana kaydı. “Aracı hazırlayın.” dedi korumalardan birine. Sonra gözleri yeniden üzerimde durdu. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. “Sen de bizimle geliyorsun, değil mi?” Sesi soğuk ve mesafeliydi. “Hayır.” Dedim tok bir sesle. Karan’ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Sadece başını bir kez salladı. “Tamam.” Dedi ve bakışlarını benden çekip aracına doğru ilerledi. Utku kapıyı açtığında hiç oyalanmadan araca bindi. Kapı kapandığında camın ardından bile bana bakmadı. Araç çalışırken Deniz yanıma yaklaştı. “Sen ne yaptın bu adama?” Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Hiçbir şey yapmadım.” Deniz birkaç saniye Karan’ın aracına baktı. “Öyle görünmüyor.” Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kaçırdım. “Belki de artık konuşmak istemiyordur.” Deniz bir şey söylemedi. Karan’ın aracı önümüzden uzaklaşırken ben olduğum yerde kalıp arkasından baktım.

Karan’ın aracı gözden kaybolduktan sonra Deniz yanıma gelip ellerini cebine soktu. “Hadi, biz de büroya geçelim.” Başımı salladım. “Olur.” Dedim. Yoldan geçen bir taksiyi durdurmak için etrafa bakındık. Diğer köşeden gelen taksiyi gördüğümüzde elimi kaldırıp durması için işaret verdim. Taksi önümüzde durduğunda Deniz arka kapıyı açıp binmem için kenara çekildi. Ben içeri geçtikten sonra o da yanıma oturdu. Kapıyı kapatıp şoföre adresi verdi.

🕯️

Göğsümün arasından çıkardığım belleği masanın üzerinde duran bilgisayara taktım. Acele etmeliydim çünkü Deniz ansızın gelebilirdi. Aç olduğumu söyleyip onu aşağıdaki bakkallardan birine göndermiştim. Sırf bu belleğin içinde ne olduğunu öğrenebilmek için birkaç dakikalığına yalnız kalmayı göze almıştım. Bilgisayarın ekranında bellek açılırken gözlerimi ekrandan ayırmadım. İçerisinde birkaç dosya ve şifreli bir klasör vardı. Kaşlarım çatıldı. “Ne saklıyorsun bakalım?” diye fısıldadım. Klasöre tıkladığımda karşıma çıkan şifre ekranıyla birlikte parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.

Şifre koymasını tahmin etmiştim zaten şimdi asıl soru bunu kıra bilecek birini nerden bulacağımdı. Ama birinin bileceğinden eminim…

Koridordan gelen ayak seslerini duydum. Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Lanet olsun…”

2029 Aralık Ayı

“Acıtır mı?”

“Ne?”

“Ölüm...Acıtır mı?”

“Hayır, küçüğüm.”

“Peki neden bana öyle baktın?”

“Çünkü ölüm canımı yakmadı... Seni doya doya sevememek yaktı. Sana söyleyemediğim her şey, yaşayamadığımız her an... işte onlar. Gözlerimde gördüğün acıydı.”

Devam Edecek…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.