Berk’ten…
Melis ile rol yapmaya karar verdim. Rol yapmaya başladığımızdan beri tüm arkadaş gurubum bana nasıl sevgili olmaya başladığımızı soruyor.
Burak Melis’i rahatsız etmeseydi ve Melis bana kafasına göre gelip rol yapmamı isteseydi kabul etmezdim, ama benden bir yardım istedi.
Off ya Tuğçe karşıma dikildi. Tuğçe bana platonik aşık olan kızlardan biri, ama Tuğçe içlerinde en ileri gideni.
“Berk, nasıl benimle değilde o kızla sevgili olursun. Ne zamandır hep yanına geliyorum, ama o kız hiçbir zaman yanına gelmedi.”
Normal bir yüz ifadesiyle karşılık verdim.
“Kime aşık olduğumu sana soracak değilim Tuğçe. Sevgilime ve bana bulaşmaya çalışırsan çok fena olur.”
Melis’ten…
Bu gün spor yapacağımız için herkes bol ve rahat şeyler giymişti. Hocalar daha gelmemişti.
Burak yanıma geldi, benim bu çocuktan çektiğim nedir ya!
“Vayy, demek sevgilin Berk. Yanlız teneffüslerde hiç birlikte değilsiniz. Hiç yakın değilsiniz.”
Dedi ve gitti. Bunu diyeceğini hiç düşünmemiştim. Bir dakika, Burak şüphelenmeye başladı.
Kimsenin beni göremeyeceği bir yerde. Berk’e “Burak şüphelenmeye başladı. Teneffüslerde çok ayrılmayalım, ve şuan bir şey yapmamız lazım.” Diye bir mesaj attım. Bir süre sonra Berk mesajıma “Tamam, sen istedin” diye cevap vermişti.
Biraz bekledikten sonra Berk karşıma geldi ve…

Beni öptü…
Çok şaşırmıştım, bu benim ilk öpücüğümdü. Burak artık buna inanmıştır diye düşünüyorum.
Etraftan sesler yükselmeye başlamıştı. Öpüşme bittikten sonra sakin kalmaya çalıştım.
“Çok güzel olmuşsun.”
Berk’e gülümsedim, ve sarıldım. Berk sarılırken kulağıma fısıldadı.
“Sanırım ilk öpücüğündü, kalbin çok hızlı atıyor.”
O zaman kalbim daha sert atmaya başladı. Berk gülerek benimle konuşuyordu.
“Tamam, sakin ol.”
Hocalar gelmişti, herkes spor yapmaya başlamıştı. Spor yaparken Burak’a baktım, mutsuz bir şekilde bir şeyler düşünüyordu.
Hoca basketbolcular hariç herkesin oturma alanlarına çıkmasını söyledi. Basketbol maçı yaptıracakmış.
Berk’in her basket atışında tezahürat yapıyordum. Kaptan olmasına şaşırmamalıyız, basketbolu gerçekten çok iyi oynuyordu.
Bir süre sonra yer değiştirdik basketbolcular oturdu, biz tenis oynamaya başladık.
Aynı şekilde ben her sayı aldığımda Berk tezahürat yapıyordu, bu hoşuma gitmişti. Ben kazanmıştım, kazandığımda Berk iyice sevinmişti.
Berk’ten…
Melis tenisi gerçekten çok iyi oynuyordu. Oynarken gözlerimi ondan alamıyordum, bu rol bozulmasın diye değildi o an sadece Melis’e bakmak istiyordum. Ama tenis eteğini pek sevmemiştim, fazla kısa ve buradaki herkes Melis’i izliyordu.
Bizim çocuklara sadece gözlerimle Melis’e bakmamaları gerektiğini anlatmıştım. Onlarda bizim gurupta olmayan diğer erkeklere gidip teker teker söylemişti.
Tam bizim çocuklarla bir şey konuşurken Melis’in bağırma sesini duydum. Hemen yanına gittim, Melis ağlıyordu. Bunu Tuğçe yapmış, iyice sinirlenmiştim. Hoca onunla revire gitmemi söyledi.
Melis’i yürütmeye çalıştığımda az kalsın düşüyordu, bunu görünce onu kucağıma aldım ve revire doğru yürümeye başladım.
Melis’ten…
Berk beni kucağına aldı. Revire giderken Tuğçe’nin ne yaptığını anlatmamı istemişti. Beni bir anda arkamda çok sert ittiğini anlattım, sinirlenmişti.
Revire gittiğimizde Berk’in tek bir cümlesi beni güldürmeyi başarmıştı.
“Sakın hastalanma yada yaralanma, çünkü okul birinciliğini hasta birine karşı kazanmak istemiyorum.”
Gülerek cevap verdim.
“Heyy, o benim sözüm.”
“O zaman sözünü ödünç aldım.”
Berk bunu derken bana çok yakınlaşmıştı, burnumun dibinde duruyordu. Bir süre öyle bakıştık, sonra hemşire geldiğinden ayrıldık.
Hemşire ufak ufak sırıtıyordu.
“Sorun yok, sakatlanmamışsın ama bu gün tenis oynama.”
Tamam anlamında başımı salladım. Spor salonuna yine Berk beni kucağında götürdü. Hemşire hocamıza mesaj atmıştı o yüzden direk oturma alanlarına gittik.
Berk bizi diğer çocuklardan uzak bir yere oturtmuştu. İkimiz başbaşaydık.


