Sabah saat tam sekizde, İstanbul’un kalbindeki Karahan Holding’in devasa cam binasının önünde duran Arya, derin bir nefes aldı. Üzerindeki profesyonel ceketini düzeltti, omuzlarını dikleştirdi. Burası sadece bir şirket binası değil, Ege Karahan’ın yasal dünyadaki kalesiydi.
İçeri girdiği anda tüm bakışların üzerinde toplandığını hissetti. Resepsiyondaki görevli, ismini duyar duymaz Arya’yı en üst kata yönlendirdi. Asansörün kapıları açıldığında onu bekleyen isim Arda Yılmaz’dı.
"Zamanlaman etkileyici, Arya Hanım," dedi Arda, yüzünde hiçbir ifade barındırmayan profesyonelliğiyle. "Patron sizi bekliyor."
Arya, Arda’nın peşinden devasa koridorları geçerek Ege’nin odasına girdi. Odanın kapısı kapandığında içeride sadece ikisi vardı. Ege, masasının başındaydı; önündeki dosyadan başını kaldırmadan konuştu:
"Dakik insanları severim. Bu, işine duyduğun saygıyı gösterir."
"Ben işime değil, gerçeğe saygı duyuyorum Karahan," dedi Arya, masanın önündeki koltuğa otururken. "Süreç başladı. Bana ne göstereceksin?"
Ege yerinden kalktı, ceketini ilikledi ve masasının üzerindeki anahtarı aldı. "Önce, o gece limanda gördüğün kutuların içinde aslında ne olduğunu göreceksin. Ama unutma, gördüğün her şey senin sorumluluğunda."
Binadan çıktıklarında Arya, kendisini bekleyen siyah lüks araç yerine Ege’nin kullandığı spor bir araca binmek zorunda kaldı. Şehrin dışındaki eski bir antrepoya geldiklerinde hava hala gri ve kasvetliydi. Sarp Kaya ve ekibi çoktan oradaydı.
Ege, antreponun ağır demir kapısını açtırdı. İçerisi limandaki kutuların aynısıyla doluydu. Arya makinesini hazırladı ama Ege bir kutunun önüne gidip bizzat kapağını açtı.
Arya, kameranın vizöründen baktığında donup kaldı. Kutuların içinde beklediği gibi yasa dışı maddeler veya silahlar yoktu. Kutular, tıbbi cihazlar ve nadir bulunan ilaçlarla doluydu.
"Bunlar..." diye kekeledi Arya. "Resmi kayıtlarda görünmüyorlardı."
"Çünkü resmi kanallardan gelirse, rakip aileler bu sevkiyatı asla şehre sokmazdı," dedi Ege, Arya’ya yaklaşarak. "Bu ilaçlar, bu şehirdeki devlet hastanelerine bağışlanmak üzere getirildi. Eğer sen o gece limanı deşifre etseydin, bu cihazlar gümrükte takılacak ve ihtiyacı olan yüzlerce insan mağdur olacaktı."
Arya şüpheyle Ege’ye baktı. "Bu sadece bir kılıf olabilir. Neden sana inanayım?"
Ege, Arya’nın tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki Arya, Ege’nin parfümünün ve yağmurun kokusunu alabiliyordu. Ege, Arya’nın elindeki fotoğraf makinesini yavaşça indirdi.
"İnanmanı beklemiyorum Arya. Sadece bakmanı istiyorum. Gerçek her zaman en parlak olan değildir, bazen en karanlık köşede gizlenir."
Tam o sırada Sarp’ın telsizinden bir cızırtı yükseldi. "Patron! Batı kanadından saldırı var! Çeteler mekanı bastı!"
Silah sesleri antreponun duvarlarında yankılanırken Ege, Arya’yı hızla belinden kavrayıp bir sütunun arkasına çekti. Arya’nın kalbi korkudan değil, Ege’nin bu kadar yakınında olmasından ve bir anda başlayan kaosun şokundan deli gibi atmaya başladı.
"Şimdi," dedi Ege, belindeki silahı çıkarırken. "Gerçek bir savaşın tam ortasındasın gazeteci. Sakın yanımdan ayrılma."




