İçeriğe geç

Siyahın İçinde Sen

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Siyahın İçinde Sen

Bölüm 3

TEK ŞANS

Ben Deren Irgaz küçük yaşta başlayan ve bu genç yaşıma kadar süren bir mücadelenin içindeyim... Karşımda düşmanının oğlu ve ona sorduğum soruyla nası bir cevap alacağımı bekleyen ben. Bütün siyahlarımın içinde benim beyazım olabilecek misin.. Gözleri gözlerimi talan ederken dudakları aralandı "Olurum Deren, hayatın bize sunduğu zorluklara rağmen ben senin beyazın olmayı denerim. Seni o aydınlıkla buluşturmayı ve yüzündeki o gülümsemeyi görmek için her şeyimi veririm." yanıma yaklaştı ve yüzüme doğru eğilip bana baktı "Seni gül bahçesinde elinde kırmızı güllerle, beyaz ve kırmızı gül desenli elbise içinde seni koştururken hayal etmek... tarifsiz ama güzel bir duygu. Kalbime gül bahçesi getiriyorsun." diyerek çalışma koltuğuna doğru yürümeye başladı ben sırtıyla bakışırken kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Kendime gelmek için başımı iki yana salladım ve o tam oturmuşken "Artık ablama gidecek miyim?" bana baktı, ah o laciverte kaçan siyahları yok mu... insanı deli ederdi. "Birkaç gün daha burda kal adamlarım ablanı korumak için çevrelerinde." mala bakar gibi baktım "Korumalarımız ablamı korumak için yeterdi." beni baştan aşağı süzdü "O evde sadece ablan yok sen varsın o yüzden iki kişiye iki kat koruma hesabı gibi düşün," bu adamın deli olduğuna inanmak üzereydim. Ona sahte bi tebessüm sunarak çalışma odasından çıktım, merdivenlerden aşağı indiğimde Gökçe denen kızın hala gitmediğini gördüm göz devirmemek gerçekten çok zordu... Gökçe elindeki dergiyle büyük salonda oturuyordu, sarışın ela gözlü bir kızdı ve oldukça güzeldi. Dergiden başını kaldırınca beni gördü ve tebessüm ederek ayağa kalktı. "Merhaba ben Gökçe, Matheo`nun nişanlısı," nişanlısı değil eski nişanlısıydı "Merhaba bende Deren, bildiğim kadarıyla eski nişanlısısın," ela gözleri beni baştan aşağıya süzdü "Ona göre evet eski nişanlısıyım ama bana göre hala bana değer veren ve beni seven biri," bunu dediği an arkamda bir noktaya baktı, bende onun baktığı yere bakında aşağıya inen Matheo`yu gördüm. Bana bakarak aşağıya indi ve gözlerini benden ayırarak soru dolu bakışlarını Gökçe`ye çıkardı "Sen neden hala gitmedin?" Gökçe topuklularıyla ses çıkararak Matheo`ya yaklaştı ve kollarını boynuna doladı "Bu geceyi beraber geçiririz diye düşünmüştüm," tam yaklaşıp Matheo`yu öpecekken Matheo geri çekildi "Gökçe gider misin evimden biz boşandık," Matheo kızgın bir şekilde bakınca Gökçe küskün gözlerle ona baktı ve kapının yolunu tuttu. O gidene kadar arkasından baktık gittiği an karnımın üstünde bi el beni tutup arkadan kendisine çekti birinin sert göğsüne çarpınca ne olduğunu anlamadım. Arkamdan Matheo`nun sesi geldi "Üzgünüm ama kokun gülü andırıyor ve kaynak senden mi diye merak ettim," bu fırsatı yakalamışken ona küçük bir oyun oynayabilirdim "Hiç sorun değil," kalçamı ona sürttüğümde yerinde kasıldı "Rahat dur," karnımın üzerindeki elini tuttum ve onun nefesini saçımın arasında boynumun ise tam yanında hissettim. Boynuma burnunu sürttü ve yavaşça ısırdı inleyişime hakim olamadım bu ise onu daha fazla delirtmiş olmalıydı. Bir anda ondan uzaklaşınca kızgın gözlerle bana baktı "Lanet kadın!" kıkırdarken pantolonunu zorlayan sertliğini görünce gözlerim büyüdü "Bende soğuk bi duş almalısın," amacımın ne olduğunu ve amacıma ulaştığını anlayınca yüz kızartıcı küfürler edip tekrar yukarı çıktı ve banyonun sertçe kapanan kapısının sesini duydum. Benim için ayrılan odaya girdim ve üstüme daha rahat şeyler giymek için gardolapı açtım. İçinden rastgele şort ve tişört alıp giydim. Tişört biraz bol beyaz renkliydi altıma giydiğim bordo şort tam olmuştu. Biraz uzanmak için yatağa uzanacaktım fakat Matheo`yu sinir etmek daha makul geldiği için onun banyoda olduğuna su sesinden emin olup sessizce odasına girdim. Odası sadeydi bir tane çift kişilik beyaz yatak vardı. Gardolapıda aynı şekilde beyazdı, bu odanın neredeyse her eşyası beyazdı. Gözüm yatağa ilişti ve yorganı alıp yere attım yastıklarıda alıp yorganın üstüne attım. Gardolapı açıp içinden birkaç tişörtü ve gömleği yere atıp üstüne bastım. En köşede duran kitaplığa doğru gittim fakat onları dağıtmaya kıyamadım çünkü kitapları bende severdim. Jose Mauro De Vasconcelos`un kaleme aldığı şeker portakalı kitabında elim durdu. İlk okuduğum kitaplar arasındaydı ve uzanıp onu aldım, sayfalarını karıştırmaya başladım. Ve bilin bakalım noldu, arkamdan kapının açılma sesi geldiği gibi ben olduğum yerde donmuştum. Kafamı kapıya doğru çevirdiğimde altında sadece havlu olan ve elindeki havluyla nemli saçlarını kurulayan Matheo`yu görünce nereye bakacağımı şaşırmıştım. Dokunmak için çıldırığım o karın kasları neydi öyle ya... Onu alıcı bi şekilde süzmüş olmalıyımki Matheo sırıtarak buraya doğru yaklaştı. O yaklaşınca ben bi adım geri attım ve bu onu güldürmüştü "Sadece kıyafet alacağım küçük hanım sakin ol." Gardolapa gidip ihtiyacı olan şeyleri aldı, hala bana bakıyordu `ne var` dercesine ona baktığımda "İstersen arkanı dön ama dönmek istemezsende sorun değil," dediği an eli altındaki havluya gidince hemen arkamı döndüm "Hızlı giyin," kısık gülüşünü duydum ben ise o sırada somurtuyordum birkaç dakika sonra arkamda adım sesleri vardı ben ise hala kitaplıkla bakışıyordum. Arkamdaki ayaklar sesleri dahada yakınlaştı ve kollarını belimin iki yanında geçirerek bana sardı. Gözlerimi kapatarak kafamı onun göğsüne yasladım. Olmaması gerekiyordu fakat bu his çok huzur vericiydi... Saçımın üstüne tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. Ona doğru döndüm ve ellerimi onun göğsüne bastırdım, yüzünü yüzüme doğru eğdiği anda kapı sanki alacaklısı varmış gibi çalınınca Matheo küfürler savurarak "Hızlı söyle," derken bana bakıyordu. Dışarıdan gelen erkek sesi "Patron, kapıda bir adam sizle görüşmeyi istiyor," Matheo bir süre boyunca bana baktı ardından "Geliyorum, gelen kişiyi büyük salona alın." ellerini belimden çekmeden hemen önce yanağıma hafif bi öpücük bırakarak "Bekle beni," dedi ve kapıdan dışarı çıktı. Yaklaşık yarım saat geçmişti fakat gelmemişti, bende merak edip aşağıya indim ve büyük salonda Tufan Yunal ile Matheo`yu karşılıklı koltuklarda otururken gördüm. Şaşırmamak elde değildi, babam bu adamı öldürmemi istemişti. Aslında bu işi burda halledebilirdim. Bu adam mafya örgütüne sızmaya çalışan kişinin kardeşi fakat burada ne işi vardı ? Matheo, adama olan bakışlarımı farketmiş olmalı ki "Deren burada bir şey konuşuyoruz istersen yukarı çık," onu dinlemeden Tufan denen adama yaklaştım yaklaşık 30 yaşlarındaydı -yanlış hatırlamıyorsam- tam karşısında durdum "Tufan bey, yeraltına sızmaya çalışan Mert Yunal`ın kardeşisiniz fakat siz Mert beyden daha fazla buralardasınız sizcede garip değil mi ?" Tufan benim baştan ayağa süzdü "Merhaba Deren, bu kadar dikkatli olman şaşırtıcı küçük kız fakat abim değilde ben bu işin içinde daha fazla varım," yüzümü ifadesiz tutmaya çalışıyordum fakat oldukça şaşırtıcıydı. Etrafımda birkaç koruma vardı ve birinin silahı ceketin ucundan gayet net gözüküyordu. Matheo napacağımı anlamış gibi uyarı dolu bakışlarla bana baktı ve bende ona tatlı tatlı gülümsedim. Sadece bir dakika sonra korumaya doğru eğilip silahı aldığım an tüm korumalar silahlarını bana yöneltti. Ben ise tek bir kişiye. Tufan Yunal. Tufan Yunal, benden böyle bir hareket beklememiş olacakki ilk başta şaşırmıştı fakat sonrasında "Aras`ın kızı bu kadar yüreklimiymiş ?" elimdeki silah anlının ortasına hedefliydi ve tek bir kurşunla hayatına son verilebilirdi. Matheo naptığımı anlamayarak bir bana bir Tufan`a birde elimdeki silaha bakıyordu ve uzun süre bu üçgen çıkamadı "Deren indir o silahı," derken bir yandan eliyle tüm korumaların silahlarını indirtiyordu, neyseki burada Tufan`ın adamları yoktu bu iş düşündüğümden daha kolay hallolacaktı. Parmağımı kaldırıp şıklattığımda cama bir kurşun geldi ve cam tuzla buz olup yere doğru serpildi. Camın kırılmasıyla oluşan boşluktan Ferit hızla içeri girdi ve yanıma gelerek kod ismim olan `su` mühürlü silahı elime aldım, Tufan`a doğrulttuğum silahın namlusuna baskı uyguladım ve oturduğu koltuk kan içinde kalırken başı önüne düştü. Matheo kızgın gözlerle bana baktı ve dibime kadar geldi, tam Ferit beni korumak için öne atılcaktı ki onu durdurdum "Sen çıkabilirsin, babama Tufan Yunal`ın öldüğünün bilgisini ver." Ferit şüphe etsede başını sallayıp evden çıktı. Matheo bana kızgın gözlerle bakmaya devam ediyordu "Deren yürü çalışma odama gidiyoruz," bıkkın gözlerle ona bakıyordum, ben onun peşinden merdivende çıkarken o, korumalarına talimat veriyordu "Ceseti bodrumda bi yere koyun ve buralarıda iyi temizleyin, adamlarımızdan onu andıran biri varsa ya da kalıp olarak benzeyen biri varsa Tufan`ın aracına binip yüksek hızda gitsin anlık bir kaza gibi yolda bulduğu bir ağaca vesaire çarpsın fakat bu evden çıktığı belli olmasın tüm kamera kayıtlarını silin otoban yolunda yapsın bu kazayı ve oradaki adamımız ölmeden en yakın yerde sağlık ekiplerimizle bir ambulans olsun tesadüf eseriymiş gibi ambulans o aracı bulsun. Cesedin kurşun yarasını araba çarpmasında kafasına demir saplanmış gibi görünen bir hale getirin gerekirse o demiri oraya sokun! Ambulans adamımızı hastaneye getirirken başka yoldan içinde Tufan`ın bulunduğu ambulansı sokcaz ve kamera kaydından o kısmıda silcez iki aracında plakaları aynı olsun. Sanki kazada kafasına demir saplanarak ölmüş süsü verin." Adamları cümle bittiği an harekete geçmişti ve bizde Matheo`un çalışma odasına girmiştik kapıyı kapatır kapatmaz Matheo adeta bana kükrercesine "Sen benim anlaşma yaptığım adamı ne haltla öldürüyorsun?" bana böyle bağırması hoşuma gitmiyordu "İlk önce sesinin ayarını düşür ayrıca babam öldür dedi bende gördüğüm an öldürdüm senin için sorun mu var ?" Bana mal görmüş gibi bakıyordu "O adamları yeraltı dünyasına ben soktum amacım daha çok bilgi almaktı, sen onu öldürmekle benim işimi bozdun," yok artık yani bu Tufan denen kişi Matheo`nun mu iti? "Beni ilgilendirmez sonuç olarak artık yaşamıyor," soğuk şekilde gülümsedim ve kapıya doğru yürüdüm kapıyı açtığım an Matheo`nun eli yanımdan geçerek sert şekilde kapattı. Arkamı döndüğümde sırtım kapıya yaslı, yüzüm ise Matheo`ya dönüktü ve yüzlerimiz birbirine oldukça yakındı "Deren..." yutkundum ve onu ne ittim ne de kendime çektim "Çok güzelsin be kadın," hayran olmuş gibi yüzümün her zerresinde gözleri geziyordu en son gözlerimde durdu ve oraya baktıktan sonra gözleri dudaklarımı buldu "Yapma böyle, zaten kafam karışık birde sen allak bullak ediyorsun yavrum," napacağımı bilemiyordum ve artık akışına bırakmak gibi bir karar almıştım "Sana sadece tek bir şans verdiğimi biliyorsun Matheo ve o tek şansı boşa bitirme," Matheo yüzüme uzun uzun baktı ve yavaşça geriye çekildi "Haklısın Deren ve inanki o tek şans asla boşa gitmeyecek," dedi ve bende odasından çıkıp kendi odama gittim...

Zamanın bize getireceği zorluklar, can alıcı kayıplar, ayrılıklar... ve daha birçok şey bizi çıkmaza sürükleyecekti fakat biz hiçbir şeyin farkında olmadan düşman ailelerin içinde ne yapacağımızı bilmiyorduk fakat bir gün öyle bir şey olacaktı ki ne yılanın tıslaması ne de suyun berraklığı kalacaktı gökte ve karada sadece tek bir ses hüküm sürecekti...

Vahşi bir kurtun dinmeyen uluması...

Tıpki dinmeyen bir yara gibi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.