İçeriğe geç

Siyahın İçinde Sen

Bölüm 1 · 23 dk okuma

Siyahın İçinde Sen

Bölüm 1

KARANLIK

Dağdan inen bir tilki ve sümbül çiçeklerinin üstündeki karıncalar... sanki gökten taş yağacakmışcasına hepsi yuvalarını bitirmeye çalışıyordu. Kimi karınca çiğdem yapraklarının altına saklanıp dinlenirken kimi ise çalışmaktan güçsüzleşmişti. kelebekler polenlere konarak etrafa şen anlar katıyordu.. Güneş aya, sabah geceye karışmış ve bu hikayede böyle baslamış...

Alarm sesiyle homurdanarak gözlerimi araladım. Küçük bir esneme fastından sonra alarmı kapatıp yatakta oturur pozisyona geçtim. Saat 7.50 idi. Yine sabah uyanışı ve yine okul için hazırlanış... Ayağa kalktıktan sonra ilk işim lavaboya gitmek oldu. Lavaboda işlerimi hallettikten sonra mutfağa doğru ilerledim. Buzdolabına doğru yürürken, buzdolabının üstüne yapıştırılmış bir not gördüm. Notta "Hastamın durumu kötüleşmiş hastaneden çağırdılar, buzdolabında sandwich var onu ye. Ablan," yazıyordu. Notu orada bırakıp dolaptan sandwichimi aldım. Bir yandan kahvaltı yaparken bir yandan telefona bakıyordum. Her zamanki şeyler vardı. Kahvaltımı bitirdikten sonra hızlıca odama çıkıp beyaz dolabımdan okul formalarımı alıp giyindim. Çantamıda alıp evden çıktım. Okul yakın olduğu için okula gelmem 10 dakikamı almıştı. Sınıfa girdiğimde çoğu kişi gelmişti. Kendi sırama geçip kafamı masaya koydum. Bir anda kafama sert bir cisim çarptı. Daha doğrusu atıldı. Kafamı kaldırdığımda yanıma fırlatılan kalemliği gördüm. Kimin attığına bakmak için başımı kaldırdığımda okulun şu 'çakma sarı' kızı karşımdaydı. Küçümser bir şekilde bana bakıp "Ruh gibisin, insanlar senden nasıl ürkmüyor anlamıyorum," bunları derken kendi boyadığı çakma sarı saçlarıyla oynuyordu. Gözlerine dik dik bakarak "İlayda defol başımdan sabah sabah seninle uğraşamam," dediğimde, bana 'öyle mi?' der gibi baktığında tek kaşımı havaya kaldırdım "Defolup gidecek misin yoksa ben mi seni yolcu edeceğim," hâlâ olduğu yerde durduğuna göre ikinci seçeneği makul buldu. Benim için sıkıntı yok kendi bilirdi. Bir anda ayağa kalkıp o çakma saçlarından tutup çektim ve sürükleye sürükleye kapının dışına atıp kapıyı ardından kapattım. Yiyorsa bir daha girsin. Bu sefer yolunan şey sadece saçları olmazdı. Sınıftakiler bana aval aval bakınca "Ne var ilk kez mi kız gördünüz aval aval bakmayı kesin yoksa sizede aynı tarifi uygularım," sınıfın kapısı açılınca sınıfa giren kişiyle yüzümde varla yok arası bir tebessüm oluştu. "Deren nasılsın?" dedi tebessüm eden yüzüyle. "Sen nasılsın Gamze?" Nasılsın sorularına cevap vermeyi pek sevmiyorum. Tebessümü yüzündeki yerini korurken "Çok iyiyim her zamanki gibi seni gülümsetmeye geldim, bu gün üzgün emoji gibi gezmene izin vermeyeceğim," hep bunu diyor fakat bu benim doğal halimdi. Dik dik bakarak "Eminim yaparsın," dediğim an zil çaldı ve Gamze bana sarılıp kendi sınıfına gitti. Kendi sırama oturdum ve sessizce telefonuma bakmaya başladım. Yanımda bir hareketlilik hissettim ve yanıma baktığımda birinin yanıma oturduğunu farkettim. Laciverte kaçan siyah gözleri benim elalarıma bön bön bakıyordu. Yanımda oturacaksa otursun, yeterki sessiz kalsın. Siyah saçlarına parmaklarını geçirerek dağıttı. Yalan söylemeyeceğim gayet yakışıklıydı ve gayet normal bir şeydi. Hâlâ yüzüme bakmaya devam ediyordu, bu bakışmaya son vermek için önüme dönüp telefonumla ilgilenmeye devam ettim. "Sen hiç konuşmaz mısın ? Sınıfta o kadar artistlik yapıp şimdi hiçbir şey yapmamış gibi oturman ne kadar normal küçük kız ?" anlaşılan yanımdaki şahsiyet soru sormayı seven biriydi. Ona dönüp "Birincisi istediğimle konuşurum, istemediğimle konuşmam ikincisi artistlik değildi gerek olan bir şeydi üçüncüsü küçük kız diyen ağzını yamultmamam için geçerli bir sebep söyle." biraz hızlı konuşmalı olmalıydım yoksa aval aval bakması normal değildi. "Anladım, adın ne senin ?" Bu çocuk ne yapmaya çalışıyordu? Adımı bilmesinde sakınca yoktu. "Deren, senin ?" tebessüm edip, "Mathéo." sesindeki aksan çok belliydi yabancı olduğunun farkındaydım ve merak ettiğim için bu sohbeti sürdürdüm. "Nerelisin ?" onunla ilgili bir şeyleri merak etmem onun hoşuna gitmişti. "Annem İspanyol, babam Türk." ilginç bir şekilde bu sohbeti sürdürme gereği duydum. Tam konuşacaktımki sınıftaki esmer Yusuf borozan gibi bağırarak "İlk iki ders boşmuş!" dediğinde tüm sınıf coşmuştu. İki kişi dışında. Ben ve Mathéo. Ne söyleyeceğimi merak ettiği için Mathéo hâlâ bana bakıyordu fakat küçük bir sorunumuz vardı B12 sağolsun ne diyeceğimi unutmuştum. Sanki anlamış gibi "Sana kendimden bahsedebilir miyim?" dediğinde sebebini anlamadım ama madem bahsetmek istiyordu bahsetsindi. "Dinliyorum Mathéo." yüzünde küçük bir tebessüm belirdi ve konuşmaya başladı. "Adım Mathéo soyadım Kırlangıç, babamın adı Polat bir parfüm şirketi yönetiyor, aslında bir tane değil daha fazla. Annemin adı Belicia o çoğunlukla evde ya da alışverişte oluyor. Bu kadar sanırım merak ettiğin bir şey varsa sor, sende kendinden bahset."aile hayatı normal bir hayata benziyor ayrıca babasının adını birçok haberde görmüştüm, daha doğrusu Mathéo isminide duymuştum ama tek Mathéo'nun o olmadığını düşünürsek emin olamamıştım. Yüzlerinide görmemiştim. Büyük ihtimalle o da beni tanıyordu fakat görmemişti. "Saklamak zor değil mi Mathéo?" anlamamış gibi numara yapma konusunda gerçekten iyiydi. Bunlar sınıf içerisinde konuşulacak şeyler olmadığı için sınıf kapısını gösterdim. İkimizde ayağı kalkıp bahçeye doğru yürüdük. Okulun çardağına geldiğimizde bana sorgular şekilde bakmaya başladı. "Şifreyi söyle." anlamış gibi şaşırdı "05" dediğinde bizden biri olduğunu anladım. Daha doğrusu bizden demek yanlış olurdu. Babamın düşmanı Mafya Polat Bey'in oğlu karşımda oturuyordu. Benim babamın halkın bildiği maskeside parfüm şirketinde gayet normal bir şekilde şirketi yönetmesiydi ama aslında bir mafya kurulunun içindeydik. Babamın adı Aras Irgaz. İsmini söylerken bile başım hep dik olan babam. "Desene babalarımız düşmanken bizim birbirimizi bulmamız nasıl bir tesadüf değil mi Mathéo Kırlangıç." ona daha yeni jeton düşmüş gibi "Oyuna mı geldik ulan." evet ailelerimizden biri birbirimizi arkadaş yapıp bilgi öğrenecekti. Bu kişi ben olmadığıma göre Mathéo tezgaha gelmişti. "Babamın düşmanının oğluyla konuşmak ne kadar doğru olabilir ki?" Diyip tam masadan kalkacaktım ki bileğimi tutup beni durdu. Bileğimi onun elinden kurtarıp sorgular bakışlarımı ona gönderdim. "Bunu savaş ilanı olarak algılarım küçük kız." ayağa kalkıp önüme geldi ve boyu benden uzun olduğu için yüzünü bana doğru eğdi "Benimle savaşmak istemezsin." dedi ve yanımdan geçip gitti. Biz mafya çocukları normal bir şekilde büyümezdik. Bizi daha küçükken çeşitli işkencelere maruz bırakırlardı, yüzümüzdeki duyguları gizlemeyi öğretirlerdi. Bizler küçüklükten silah ve dövüş dersleri alırdık. Biz onların varisleriydik. İstediğimizde kimseye acımazdık. İlk 8 yaşında elimi kana bulamıştım. Bizim oyuncaklarımız silahlarımızdı. Pişman mıydım ? hayır değildim. Babamın varisi olmayı son demine kadar istiyordum. Ablam istememişti varis olmak. O her zaman normal bir hayat istemişti. Babam ilk başlarda onuda çok zorladı, denedi fakat ablamda bir gelişme görmeyip beni eğitmeye başladı. Ben tam onun istediği bir varistim. Benim gibi daha birçok varis vardı ve bir gün babalarımız veya annelerimiz yerine biz o koltuğa oturacaktık. Sınıfa geri döndüğümde Mathéo hâlâ benim sıramda oturuyordu, gider diye düşünmüştüm yoksa o masada birbirimizi yerdik. Sıraya doğru yürüdüm ve tam çantamı alıp başka sıraya geçeceğim sırada çantamı alıp tekrar aynı yere koydu "Küçük varis öyle kaçmak yok." küçük dediği sürece ağzının ortasına vurasım geliyordu. Ayrıca bunları burada söylememesi gerektiğini bilmiyor muydu bu züppe? "Senin yanında oturmak istemiyorum Mathéo Kırlangıç," yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi ve bana doğru eğilip tam kulağımda durdu "Korktun mu küçük kız ?" dediği an direkt yanına oturduğumda gür bir kahkaha kopardı. Gülmek ona yakışıyordu. "Susmazsan ses tellerini bağlayıp sana yediririm!" dediğim an bunu yapabileceğimin farkında olduğu için gülmekle gülmemek arasında kaldı. Aklına bir şey gelmiş gibi yönünü tamamen bana çevirdi. "Dövüşelim." dediğinde neden diye soracaktım fakat onun yerine "spor salonuna yürü," dedim ve spor salonuna doğru yürüdük. Spor salonuna geldiğimizde kendi dolabıma gidip bol bir siyah tişört ve eşofman giydim. O sırada o da üstünü değiştiriyor olmalıydı. Bir süre bekledikten sonra nihayet geldi "Görende podyuma çıkmak için hazırlanıyordun sanacak," üstüne o da bol bir siyah tişört ve eşofman giymişti. "Tuvalete gittim küçük kız hadi başlayalım." yer farketmediği için onayladım. Bana yaklaştığı an ilk hamleyi o yaptı ve yumruğunu suratıma geçireceği esnada arkaya doğru eğilerek yumruktan kurtuldum. "Yüzüme gelirse gebertirim seni!" Bu sefer ben ona yumruğumu geçirmeye çalıştım fakat yumruğumu havada yakalayıp ters döndürdü ve arkama geçti. "Ne oldu başaramadın mı ?" gülen sesini duyunca sinirlenip dirseğimi karnına geçirdiğimde geriye doğru sendeleyip bileğimi bıraktı. Bu durumdan faydalanarak biraz soluklandım. Tekrar bana doğru gelmeye başlayınca zıplayıp tekme atacaktım ki havadaki bacağımı tutup beni yere düşürünce acı içinde inledim fakat hızlıca toplayıp kalkmaya çalışmıştım ama kahrolası üstüme kadar çıkmıştı! Omuzlarından onu iterek ben üste çıktım ve "Ben yeri sevmem gökleri severim yakışıklı çocuk." bana manyak görmüş gibi bakıyordu, neden öyle baktığını anlamadım fakat tam mahrem yerine oturuyordum! Tam ayağa kalkacaktımki yüzüme bir yumruk geldi "Ruh hastası adam dikkatimi dağıttın," yüzüme sırıtarak baktı "Dikkat önemli bizim için unuttun mu ?" dediğinde bu sefer ben yüzüne yumruğu geçirdim. "Kalkmamı beklersin sanmıştım manyak herif!" Bir anda kendimi yerde onu ise üstümde buldum, soluk soluğa hızlı hızlı nefesler alıyordum. Yüzü yüzüme çok yakındı, sıcak nefesini yüzümde hissediyordum. Sanki yüzümü keşife çıkmış gibi beni izliyordu. İzlemesine neden bilmiyorum ama izin verdim. Yutkundu, ademelması hareket etti. Haddinden fazla bana baktığını anlayınca yüzünü benden uzakşaltırdı ve tamamen kalkıp "Bu günlük bu kadar dövüş yeter, yarına daha iyi hazırlanmalısın küçük kız." kafası karışmış gibi duruyordu, nedenini sorsam söyler miydi acaba? onu onaylamak için "Tamam ama daha okul bitmedi eve mi gideceksin ?" sırıttı. "Nereye gideceğimi mi merak ediyorsun ?" dedi ve ardından ekledi "Toparlan seni eve bırakacağım," dedi ve başka bir şey demeden spor salonundan çıktı. Cidden beni eve mi bırakacaktı ? Hemde babalarımız düşmanken. Bahse varım bu benim başıma büyük işler açacak. Spor salonundan çıktığımda beni kapıda beklediğini gördüm. Bir baş hareketiyle gidelim işarete yaptı. Dışarı çıktığımızda bir motorun yanında durduk. Siktir! Bu onun muydu ? Motorlara bayılırım! "Sen ciddi olamazsın!" kaskı alıp bana doğru yaklaştı. "Çok mu beğendin?" bunu sorarken bana kaskı takıyordu "Ben motorları genel olarak çok severim," dedim, benim kaskımı taktıktan sonra siyah motora bindi "Gezeriz bir ara istersen," dedi fakat ben başka bir şeye takılmıştım "Sen kask takmicak mısın ?" bana döndü, kafamdaki kaskı işaret ederek "Kafandaki kask zaten benim, yanımda normalde kimseyi götürmem o yüzden sadece bir kask var," bu sevgilisiyle aynı kaskta mı gidiyordu "Nasıl yani sevgilinle aynı kaskta iki kafa şeklinde mi gidiyorsunuz?" bunu dediğim an gür bir kahkaha attı "Sevgilim olmadığı için tek kaska iki kafa sığdırmıyorum." dediğinde şaşırmıştım. Çok yakışıklı biriydi nasıl sevgilisi olmazdıki? Onun arkasına bindim, bindiğim an "Kollarını karnımda birleştir." bunu yapmayı bende biliyordum fakat temas etmek pek istemiyordum. Ondan destek almadığımı anlayınca çok umursamadan gaza bastı. Gaza bastığı gibi ona sarılmam gerekti. Sarıldığım an tüm vücudu kasıldı. "Seni babanın evine götüreceğim değil mi?" dediğinde babamın evini bildiğinin farkındaydım. Sonuçta bende onun babasının evini biliyordum. "Hayır, ablamın evine gideceğiz." bir şey soracak gibi oldu ama vazgeçti, ona adresi söyledikten sonra daha da konuşmadık. Eve gelince motordan indim ve kaskı çıkarmaya çalıştım. Bu, kaskı çivilemiş miydi? "Çıkaramayım diye çiviledin mi ?" dediğimde sırıttı, motorun üstünde olduğu için "Yaklaş," dedi. Yaklaştım ve kaskı çıkarmaya başladı. Kaskı çıkardıktan sonra o tekrar gazladı ben ise eve doğru yürüdüm. Eve girdiğimde ablamı evde görünce mutlu oldum. Kalp ve Damar Cerrahı Lara Irgaz. O da beni görünce yüzünde büyük bir tebessüm oluştu "Hoş geldin kardeşim," ona doğru yürüyüp sarıldım, hastanede işleri yoğun olduğu için onu fazla göremiyordum "Hoş buldum abla," alnımı öptü ve "Neden erken geldin ?" babamın düşmanının oğluylaydım diyemezdim. "İlk iki ders boştu sıkıldım geldim. "Kafana göre okuldan çıkamazsın Deren." onun gibi varisliği kabul etmemi hiç istememişti fakat ben istiyordum zaten haftaya okuluda bırakacaktım. "Abla zaten haftaya okulu bırakacağım," babam okulu bırakıp bana yeraltı dünyasında dönenleri anlatacaktı. "Deren, bunu yapmak zorunda değilsin kardeşim." Ablama tebessüm ettim "Abla ben zorlanmıyorum, ben buyum. Gelecekte o koltukta olmak istiyorum. Ablam ne kadar istemese de kabullendi. Telefonum çalmaya başladı. Babam arıyordu. "Ben balkondayım," dedikten sonra balkona çıkıp telefonu açtığımda babamın sesini duydum "Nasılsın güzel kızım ?" tebessüm ettim "İyiyim baba sen nasılsın ?" Onunda tebessüm ettiğine emindim. "Bende iyiyim. Yarın okula gitme benim evime gel seninle konuşmalıyız kızım. İstediğin zaman gel yarın hep evde olacağım." neden diye sormak istedim fakat zaten yarın öğrenecektim, sormamın anlamı yoktu. Ablamın yanına gidip "Ben uyuyacağım," dedim ve odama çıktım. Üstümü tam değiştirecektim ki bildirim sesiyle durdum. Yabancı numara. 0545*******: Yarın geliyor musun okula ? Ben Mathéo.

Siz: Hayır, gelemeyeceğim. Ayrıca numaramı nereden buldun ?

0545*******: Buldum işte. Neden gelmeyeceksin?

Siz: Babamın yanına gideceğim.

0545*******: Eve geçince beni ara geleyim seninle konuşmamız lazım.

Siz: Ne hakkında ?

0545*******: Yarın konuşuruz, merak ettiğim şeyler var.

Siz: Tamam, iyi geceler.

0545*******: İyi geceler.

Meraka girmiştim ama yarını beklemeliydim. Üstümü değiştirmekten vazgeçip soğuk bir duşa girdim ve pijamalarımı giyip yatağa girdim. Neyse ki yarın okula gitmiyordum istediğim kadar uyuyabilirdim.

💎

Gözlerimi aydınlık bir sabaha açtım. Yanımdaki dijital saate baktığımda saatin 12.06 olduğunu gördüm ve pekte umursamadım, sonuçta bu gün okula gitmeyecektim. Bir dakika bu gün babam çağırmıştı! Yataktan bir anda kalkıp direkt lavaboya doğru gittim. Lavaboda işlerimi bittikten sonra üstüme beyaz straplez bir crop altına ise beyaz kalem etek giydim. Toka kutumun içinden beyaz bir kurdele aldım ve ön taraftaki saçlarımdan biraz alıp arkada birleştirerek bağladım. Beyaz sade bir çanta aldıktan sonra kapıya doğru yürüdüm. "Deren nereye gidiyorsun?" ablamın sesini duyunca duraksadım ve arkamı döndüğümde direkt ablamı gördüm. "Ablam bu gün beni babam çağırdı onun yanına gidiyorum," ablam beni süzdü ve "Çok güzel olmuşsun, hadi git ama akşam geç gelme evde olmazsam eve geçince beni ara," ablamı onaylayıp evden çıktım. Telefona bakma fırsatım olmamıştı. Telefonumu yatmadan önde sessize aldığım için sesi kapalıydı, telefonun sesini açıp tekrar çantama koydum. Taksi durdurup, gideceğim yeri söyledim. Taksi babamın evinin önünde durduğunda taksiciye parasını verip taksiden indim. Kapıdaki korumalar beni görünce ceketlerini iliklediler. Büyük demir kapı benim için açılmıştı. Ayağımdaki beyaz topuklular içeriye doğru yürümeye başladım. Tüm korumalar sağımda ve solumda dizilmiş şekilde beni karşıladı. Kapıdaki görevli "Aras Bey sizi çalışma odasında bekliyor efendim," dedi. Merdivenlerden çıkarken bana ne diyeceğini çok merak ediyordum fakat yüzümdeki ciddiyeti koruyordum. Babamın çalışma odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklattım "Gel." babamın sesini duyunca içeriye girdim. Beni görür görmez "Hoş geldin prensesim," dedi ve yanıma gelip bana sarıldı "Hoş buldum baba." Odanın siyah üçlü koltuğunda oturan kadını görünce sevecen bir şekilde tebessüm ettim. Babamın karısı, benim üvey annem. "Merhaba güzel kızım," onun yanına gittim ve ona sarıldım. "Merhaba Oya," annem ben küçük yaştayken öldürülmüş, onu hiç hatırlamıyorum ama beni sevdiğinden çok eminim. Hangi anne evladını sevmezdiki? Ablam hep annemizin beni sevdiğini söyler. Oya ise babamın karısı yani üvey annem uzun zamandır onu tanıyorum ve bir abla olarak onuda seviyorum. Babam Oya'ya bakıp "Bizi biraz yanlız bırakır mısın canım?" Oya tebessüm ederek odadan çıktı, babamla baş başa kaldığımda yüzümde ciddiyet yer edindi. "Dinliyorum baba, sorun nedir ?" Babam uzun uzun bana baktı. "Sorun Mathéo," onun ismini duyunca yutkundum. Konuşmaya devam etti "Senin okuluna kayıt olmuş, bu işin altından her şey çıkabilir. O çocuğun piç babasına asla güvenmiyorum, Mathéo'nun seninle aynı okula gelmesi tesadüf değil. Polat seninle oynayabilir dikkat etmelisin," babama inanamaz bir şekilde baktım. "Baba farkındaysan ben 20 yaşıma daha 1 hafta önce girdim. Kimlerin ne yapabileceğini kestirebiliyorum, kendime dikkat edebilirim. Ayrıca ben senin kızının küçüklükten beri aldığım o dersler boşuna değildi." babam gururlu bir şekilde bana baktı "Sana güveniyorum güzel kızım fakat bir korumamın numarası artık sende olacak, zaten çoğunun var ama içlerinden en güvenilir ve en yetenekli olanını sana vereceğim burada hem bana hem sana çalışacak." Bir korumamın olması kötü bir şey değildi. "Ben çağırmadıkça gelmediği süre boyunca sıkıntı yok," babam birine mesaj yazdıktan iki dakika sonra kapı çaldı "Gir," bir koruma içeri girdi "Buyurun efendim," babam korumaya dikkatli bir şekilde bakarak "Kızıma numaranı ver artık onun yakın korumasısın fakat kızım çağırmadıkça peşinden gelme, kızım nasıl rahat edecekse öyle olacak fakat kızımın olduğu mekanların hepsinde 20 koruma olacak. Uzaktan izleyeceksiniz. Tamam mıdır Ferit ?" Ferit kafasını sallayarak "Emredersiniz efendim," dedi ve bana numarasını vererek odadan çıktı. "Küçük varisim artık bu günden sonra okula gitmeyeceksin," sorgularcasına ona baktığım için "Sana ilk görevini vereceğim," dinliyorum dercesine başımı salladım "Tufan Yunal, 35 yaşında mafya örgütüne sızmaya çalışan bir çakalın kardeşi onun işini bitirmeni istiyorum. Kendisi bir barda çalışıyor yarın işini bitir nasıl yapacağın sana kalmış." babam masasına doğru gidip şifreli çekmecesini açtı ve içinden bir silah çıkardı, gümüş renginde fakat üstündeki yazı altın rengindeydi üstünde Su yazıyordu. Babam silahı bana doğru getirdi ve silahı bana doğru uzatırken "Bu silah senin ve üstünde kod adın yazıyor," başka bir kutu daha verdi "Buradada kulakta gözükmeyen kulaklıklar var iletişim için gerekecek. Sahaya ineceğin zaman bana haber vermelisin ve iletişim sağlamalyız," Silahı ve kulaklığı alıp çantama koydum "Tamamdır baba." diyip odadan çıktım. Ferit de yanımda yürürken bana bilgi veriyordu "Efendim babanız size araç aldı bundan sonra bu aracı kullanmanızı istedi," arabanın yanına geldiğimde Ferit benim için kapıyı açtı ve binmemi bekledi. "Anahtarı ver," sorgulamadan anahtarı verdi ve ben arabaya binip evden çıktım. İlk olarak arabada ses kayıt cihazı ve kamera var mı diye baktım. Neyse ki yoktu ama cps olduğundan emindim. O bana herhangi bir sorun yapmayacağı için sorun etmedim. Arabayı evin önünde durdurdum ve telefonu elime aldım Mathéo'nun numarasına bastım ve tek çalışta açıldı "Dün beni bıraktığın yerdeyim, bekliyorum," tek bir cevap verdi ve kapattı "5 dakikaya oradayım." Tam 5 dakika sonra sokağın başında bir ışık belirdi, buraya doğru gelen bir ışık. Evet o Mathéo'ydu. Tam karşımda durdu ve "Kaska gerek var mı yoksa direkt atlar mısın ?" Direkt atlardım fakat kalem etek giydiğime pişman olduğum için "Benim arabamla mı gitsek ?" Neden diye sorarcasına bana bakınca eteğimi gösterdim "Anladım," dedi ve motordan indi "Anahtarı ver küçük kız." anahtarı ona verdikten sonra direkt sürücü koltuğuna geçti ben ise yolcu koltuğuna. Hızı sevdiği çok belliydi. Aslında bende hızı seven biriydim bu yönden ortak yanımız vardı. "Nereye gidiyoruz Mathéo ?" kısa bir an bana baktı ve tekrar yola odaklandı "Benim evime," başka buluşacak yer yokmuş gibi onun evine gidiyorduk. Yol boyunca daha fazla konuşmadık. Yaklaşık 15 dakika sonra bir evin önünde durduk. Neredeyse evin yarısı camdandı ve iki katlıydı. Dışarıdan güzel gözüküyordu. Arabadan ilk inen ben oldum sonrada o indi. "Evime gelen şanslı kişilerdensin küçük varis," sanki onun evine çok meraklıymışım gibi konuşuyordu adi herif. Eve girdiğimde uzun bir koridor beni karşıladı sol tarafta büyük salon, sağ tarafta ise mutfak vardı. Hiç çekinmeden mutfağa girdim ve buzdolabını açtım fakat umduğum şeyleri göremeyince buzdolabını kapatıp Mathéo'ya döndüm "Seni aç mı bırakıyorlar doğruyu söyle," sırıtarak "Yok, ben buraya fazla gelmem," somurtarak salona yürüyüp büyük kahverengi koltuğa oturdum "Desene aç kaldık." O da yanıma gelip koltuğun diğer ucuna oturdu. Ona doğru dönüp "Anlat ne merak ediyorsun," sorduğu sorulara doğru cevap vermeyecektim. Yüzüme baktı daha sonrada saçlarıma "Saçlarında neden kırmızı tutamlar var ?" Kırmızı benim yas işaretimdi, annemi her daim hatırlamak için saçlarımın bazı tutanların kırmızıya boyatmıştım ve hep tazeliyordum. Bu konuda doğruyu söylemek istemedim "Kırmızı tutamlar yakışır diye kırmızı boyattım," yüzümü ifadesiz tutuyordum. Uzun uzun bakıp "Anladım küçük kız," yaşı kaçtı da bana küçük kız diyip duruyordu aramızda sadece 3 yaş vardı! "Aramızda sadece 3 yaş var!" Sırıttı "Evet, senden 3 yıl erken doğdum yani senden büyüğüm küçük kız," bir dakika o zaman bunun benim okulumda ne işi vardı? Aniden ayağa kalkınca sorgulayan bakışlarını benim yüzümde gezdirdi, "Sen 23 yaşındasın ve benim lisemdeydin, doğruyu söyle seni baban gönderdi değil mi?" Sanki bir pot kırmış gibi bakıyordu "Zeki kızsın Deren ama bazen fazla zeki ve doğru olmak hata olur," ne demek istiyordu ? "Yani diyorumki teşhisin doğru ama baktığın yön yanlış." Hiçbir şey anlamadığım için "Tamam başka bir şey diyecek misin ?" Hayır anlamında başını salladı "Sen bana bir şey sormayacak mısın küçük kız?" Onun yanına doğru gittim ve o oturduğu için ona üstten baktım "Neden benim okuluma geldin, baban niye seni gönderdi?" O da oturduğu yerden kalktı "Bunu sana söyleyeceğimi düşündüren nedir?" yüzlerimiz birbirine çok yakındı o sadece gözlerime bakıyordu. Boyu benden 10 cm uzun olmalıydı "Haklısın söylemezsin, sonuçta sende bir varissin ve buna göre eğitildin ayrıca bizim dövüş işi ne oldu?" Yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi "Bunu neden şimdi yapmıyoruz?" Çok mantıklı bir karardı "Spor salonun var mı ya da dövüş için?" Tabii ki var dercesine bana baktı ayrıca şimdi fark etmiştim üstünde siyah tişört ve ceket vardı altında ise siyah pantolon hâlâ yakışıklıydı "Bana göre kıyafet var mı ?" Bu soruyu sorunca baştan aşağıya beni süzdü "Bunlarla dövüşemezsin," Bak sen şu işe bende keyfim istedi diye sormuştum. "Gel sana kendi kıyafetlerimden vereyim." bir odaya girdi bende peşinden girdim odanın ortasında büyük beyaz bir yatak, sağda giyinme odası solda ise lavabo vardı birde minik bir kütüphane. Giyinme odasından bana bir şeyler getirdi "Şort annemin, tişört benim." ben lavaboya girdim ve üstümü değiştirip çıktım ama gördüğüm manzara beni pişman etti bu arada annesinin bedeni bana şaşırtıcı bir şekilde tam oldu gördüğüm manzara ise altında eşofman olan üstünde ise hiçbir şey olmayıp elinde tişörtü olan bir Mathéo tam karşımdaydı ona baktığımı fark edip yavaşça bana doğru döndü "Yakışmış," bir dakika onun karın kasları mı vardı öyle ? Neye şaşırıyorsam sonuçta o da bir varis ve kasları olması çok normal ama bir kas bir insana bu kadar fazla mı yakışırdı. Biraz fazla bakmış olmalıyımki "İstersen üstümü giymeyeyim," dedi sırıtarak "Üstünü giy salak herif!" kısık sesle bir kahkaha attı "Gel," dedi ve alt kat merdivenine doğru yürümeye başladı. Bodruma indiğimizde iki kapı var sağ ve solda Mathéo soldaki kapıyı açtı, içeride kocaman bir dövüş salonu vardı, kum torbası, arena gibi. "Vay be demekki benden başka kişilerle de dövüşüyorsun," sırıttı, "Ne oldu kırıldın mı küçük varis?" dalga geçmesine ayak uydurdum "Baya kırıldım evi terk etmek istiyorum," bunu söyleyiş tarzım çok komikti ve o gür bir şekilde kahkaha atıyordu. Daha sık gülmeliydi. Yavaşça ona doğru yaklaştım ve tekmeyi karnına geçirdim. Geriye doğru biraz sendeledi fakat yıkılmadı. Ardından o bana sert bir yumruk sakladığı an geriye doğru belimi büküp yumruğundan kurtulmuştum, yumruğunu tekrar sallayınca bileğinden tutup dizine tekme attım. Bu sefer fazla sendelemişti. Onu kızdırmış olmalıyımki tam karnıma sert bir tekme attı. Şu an burada normal bir insan olsaydı yerdeydi fakat ben sadece hafif sendeledi ve onun üstüne atlayıp, yere düşürdüm tam karnına oturdum. "Cüsseye değil, marifete inanmak lazım değil mi yakışıklı çocuk." Bunu dediğim an beni geri itip o üstüme çıktı "Yanılıyorsun, cüssesi büyük birini yıkmak daha zor olur ama sen nasıl oluyorsa gayet başarılıydı, yanlış anlama ben yıkılmak fakat benim yerimde başka biri olsaydı sen onu kara toprağın altına şu an gömerdin küçük kız, ayrıca bu dediklerim benim içinde geçerli." Kısaca birbirimizi toprağın altına gömemeyecek kadar iyiydik.Yaklaşık bir saat boyunca dövüşüyorduk ikimizde hem ter içindeydik hem de çok yorulmuştuk. Bıkkın bir sesle "Kaç saattir dövüşüyoruz yeter," Mathéo baştan aşağıya beni süzdü, çoğu yerimde kan vardı o da benden farklı sayılmazdı "Tamam bu günlük yeterli bu kadar." bir dakika bu günlük derken ne demek istiyordu, olamaz bu her gün anlamına mı geliyordu, yavaş yavaş bana yaklaştı "Yaralarına bakalım yürü," dediğinde hem şaşırdım hem de anlayamadım "Sen neden benim yaralarıma bakacakmışsın," yüzüme baktı ve tam söyleyecekti ki vazgeçti. Odadan çıkınca onun yatak odasına doğru yürüdük, tekli koltuğu göstererek "Otur, geliyorum." dedi ve dediğini yapıp koltuğa oturdum deri ve siyahtı. Bir süre sonra elinde bir kutuyla geldi "Kolunu uzat küçük kız," bana emir vermesi sinirlerimi bozsa da dediğini yaptım. Batikonu pamuğa döktü ve nazikçe tek tek yaralarımla ilgilendi. "Acıyor mu ?" sırıttım "Bu yaraları sen yapmamışsın gibi konuşma," o da sırıttı ve sustu. Tüm yaralarıma baktıktan sonra kendi yaralarıyla ilgilenmeden tam odadan çıkacaktı ki "Mathéo şimdi sıra bende otur koltuğa yaralarına bakayım," ilk başta itiraz eder gibi oldu fakat ona en ters bakışımı atınca uslu çocuklar gibi koltuğa oturdu. Kollarında derin yaralar yoktu fakat karnına çok tekme atmıştım. "Tişörtü çıkar," bana ters ters baktı "Beni koltuğa mı atacaksın ?" yok artık dercesine ona baktım "Karnına çok tekme attığım için karnına bakacağım eğer bir yere atılmak istiyorsan seni camdan aşağıya atabilirim," bir şey demeyip tişörtünü tek hamlede çıkardı, eyvah hâlâ kasları vardı bence kendi yaralarına kendisi bakabilirdi değil mi ? "Benim gitmem lazım," tam çıkmak için arkamı döndüğüm anda kolumdan tutup beni kendine çekti, o oturduğu için az daha onun üzerine düşüyordum "Lafından geri dönmek sana hiç yakışmıyor küçük varis," yutkundum ve inat etmek daha baskın olduğu için karnındaki yaraya pansuman yapmaya başlamıştım. Şu an bu yarayı delmek varken onun yarasını temizliyordum! Bir daha asla böyle bir şey olmayacaktı "Deren," onaylar bir mırıltı çıkardım ses gelmeyince ona doğru baktım "Tişört fazla bol gelmiş sanırım," siktir, eğildiğim için sütyenimin üstünden göğüslerim gözüküyordu "Bir dahakine yanımda yedek kıyafet getireceğim!" Güldü ve bir anda ciddileşti "Bu gün ilk görevini aldın ne hissediyorsun?" görev aldığımı nasıl bildiği şüpheliydi fakat bozuntuya vermedim "Değişik ama heyecanlı," uzun uzun bakıp "Başarılar dilerim küçük varis." Ona bakıp "Başarılar senin olsun Kaslı adam," yaralarına bakmayı bitirince doğruldum ve üstünü giymesi için tişörtünü işaret ettim o ise "Kendi evimde istediğim gibi dolaşırım," dedi ve tişörtü alıp yatağa fırlattı. "Ben gideyim artık çok yoruldum," anlarcasına başını salladı "Tamamdır küçük varis sonra görüşürüz," görüşmesek daha makul olabilirdi. "Vahşeti uykular dilerim," tebessüm etti "Sanada vahşetli uykular küçük kız." eyvallah dercesine başımı sallayıp evin kapısına doğru yürüdüm. Dışarı çıktığım an ilk işim Ferit'i aramak oldu "Babama buraya geldiğimi söylerseniz işinizi bitiririm!" diyip telefonu yüzüne kapattım ardından arabaya binip gazladım 15 dakikada eve vardım, ablam eve gelmemişti onu arayıp burada olduğumu ilettim ve direkt odama çıktım. Telefonuma bildirim geldiğinde söverek telefonumu çıkardım, bu baş belası beni salacak mıydı?

0545*******: Kıyafetlerini benim evimden al.

Siz: Koca götünü kaldır ve kendin getir Mathéo.

0545*******: Güzel götümü senin için yoramam.

Siz: Tamam o zaman babama bu gün senin evine gittiğimi ve kıyafetlerimi orada unuttuğumu söyleyeyim belki gönderir. Hem babalarımız da kendi aralarında daha fazla kaynaşır.

0545*******: Beş dakikaya oradayım!

Bir rahat uyku yok bizede. Ablam birinin geleceğini duysa direkt evi toplardı fakat gerek duymadığım için sadece bekledim ve beş dakika sonra cidden kapımın zili çalmıştı. Uykulu bir şekilde kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı açtım. "Ver kıyafetlerimi," tam kıyafetlerime uzanacaktımki "Ulan hiç misafirperver değilsin, insan bi eve davet eder," dediği sırada evime girmiş bulunuyordu. "Tek mi yaşıyorsun küçük varis?" onun bana eskiden dediği gibi "Kiminle yaşadığımı mı merak ediyorsun kaslı adam?" Bana baktı ve "Evet, merak ediyorum." bir anda kapıdan kırılma sesi geldi, çekmecemdeki iki silahı alıp birini ona verdim. "Siktir, burayıda mı buldunuz şerefsizler!" sırf varis olduğum için ve babamın soyunu kurutmak için baskın düzenliyorlardı. Bunlar yüzünden 13 ev değiştirmiştim. Mathéo hâlâ alaya vuruyordu "Yeteneklerini bu gün zevkle izleyeceğim," bu salak hâlâ yetenek diyordu "Tüm yeteneklerimi senin üzerinde deneyeceğim!" daha fazla oyalanmadan kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı açıp direkt saklandım, iki kişi bu tarafa doğru geliyordu. Sessizce bekledik ve tam geldiklerinde birini ben alnından vurdum, diğerini ise Mathéo kalbinden vurdu. Salona doğru yürüdüğümüzde salonda 5 kişi vardı, halledebilirdik. Parmaklarımla sırayla bir, iki ve üç yapıp dalmasını işaret ettim. Dört kişiyi hallettik fakat diğeri neredeydi? Arkamda bir soğukluk hissettim tanımadığım bir erkek sesi "Buraya kadarmış Aras'ın minik varisi," demesiyle alnına kurşun yemesi bir olmuştu "Ben Mathéo Kırlangıç, onun ben varken ölmesine asla izin vermem." neden bilmiyorum ama yüzümde içten bir tebessüm belirdi "Teşekkür ederim," o da bana tebessüm etti "Borç defterine yazıyorum ve mutfakta üç kişi daha vardı fakat artık ahirete yolculukları gerçekleşti," uzun uzun ona baktım "Biraz konuşmalıyız Mathéo," tamam dercesine başını salladı ve salondaki koltuğa oturduk. "Neden hayatıma girdin ? Benimle oynama Mathéo, cidden sende mi tezgaha düştün yoksa bu yaşananların hepsi oyun mu ?" gözlerini ifadesizce bana dikiyordu bir anda belinden silahı çıkarıp bana doğrulttu "Hani demiştim ya 'ben varken asla' çünkü senin ölümün benim ellerimden olacak. Her şey planlıydı Deren. Senin evime gelmen, okulda karşılaşmamız hatta bunlar olmadan öncede seni hep izledim fakat plana uymayan tek bir şey oldu ilk kez sana bakarken bir duygu hissettim. Sahiplenme duygusu ama sen hiç bilmeden bir hata yaptın Deren. Abim baban yüzünden öldü, en değerlim senin baban yüzünden öldü Deren. Şimdi benimde onun en değerlisini almalıyım." böyle bir şey olması mümkün müydü ? Ne hissettiğimi çözemiyordum kızgınlık hissetmiyordum, sevgi hissetmiyordum sanki sadece ihanet hissediyordum ve pişmanlık. Yüzüme bakmaya devam ediyordu "Senin hatan babanın en değerlisi olmak be güzelim," ilk kez bana iltifat ediyordu fakat bu iltifat çok canımı yakmıştı, belki haketmiştim bilmiyordum. En değerlisi gitmişti ve ben hiçbir şey diyemiyordum. Eli tetiğe doğru gitti "Bakma öyle, her zamanki gibi ifadesiz bak," nasıl bakıyordumki ? Eli tetiğe baskı uyguladı ve tam karnımda derin bir acı hissettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.