İçeriğe geç

Siyahın Günışığına Çekimi

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Siyahın Günışığına Çekimi

Bölüm 1

GİRİŞ

*Kitaptaki tüm karakter ve olaylar kurgudur. Şiddet içeren davranışlar olabilir.*

Ufak kamu spotumuzu da yaptığımıza göre devam...

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Bunun bir başlangıç olduğunu sanıyorlar ama yanılıyorlardı, bu sonun başlangıcıydı...

"Şşs, sessiz olsanıza biraz." Diyen Lynn daha az önce yerdeki bir dala basarak çıkardığı sesle nerdeyse tüm ormanı iletmişti. Buna rağmen sessiz olmaya çabalayan adımlarla hızla ilerliyorlar ve kamp alanını geride bırakıyorlardı.

Ellerindeki fenerler etraftaki uzun ağaçların sadece birkaçını aydınlatsada ay ışığında kalan yerler işlerini biraz daha kolaylaştırıyordu.

Ellie, David'in kolunu sarmalayarak, "Karanlık çöktü ve yeterince uzaklaştık kamptan, daha ileriye gitmeyelim." diyordu. Sesi neden olduğunu bilmediği bir fısıltıya bürünmüştü.

Lynn onlara dönerek "Birşey gördüğüme eminim diyorum size. Hem alt tarafı bakıp geri döneceğiz, korkuyorsanız gelmeseydiniz." diyerek alayla güldü. Kararlı adımlarını bir an bile duraksatmadan etrafı incelemeye devam ediyordu.

Lynn aklına gelen şeyle onlara döndü ve gözleri Hannah'ya odaklandı. "Halinden memnunsun sanırım, Hannah." diyerek göz ucuyla Ellie ve David'e imâyla baktığında kıkırdamayı da es geçmedi.

Hannah ona cevap vermek yerine göz devirmekle yetinmişti.

Hepsi Lynn'le, onun kampa yakın yerde gördüğü, ne olduğunu bile bilmediği şeyin peşinden gitmesine karşı çıkmamakla birlikte onunla gitmeyi teklif etmişlerdi. Ne kadar akıllarını bir kenara bırakıp hareket etselerde Lynn'in ne gördüğünü merak etmiyor da değillerdi.

Hannah, bunu kamp görevlilerine söylemeleri gerektiğini söylese de Lynn hemen geri döneceklerini söyleyerek itiraz etmişti. Aslında hepsi bunun doğru olmadığını biliyordu ama bazen bazı şeyler olurda sanki kulağına ne yapman gerektiğini fısıldar gibi olur ya hani. İşte onlar da tam bu durumla karşı karşıyaydılar: Akıl ve hisler... Bu durumda hangisini seçmeleri gerekirdi.

Cevap ne olursa olsun onlar bir seçim yapmışlardı...

Ve her zaman seçiminlerin bir bedeli olurdu.

Hepsinden önde giden Lynn, önünden hızla geçen karartıyla aniden duraksadı. İçinden bir anlık ürperme geçsede belli etmemeye çalışıyordu. Onun duraksadığını gören David, "Lynn birşey mi gördün, niye durdun?" diye sorduğunda arkalarından gelen çığlık ve hışırtı sesiyle oraya baktılar. Tuhafdır ki ses çok yakınlarından gelmişti.

Arkalarında herhangi birşey göremiyorlardı ve bu onları daha çok tedirgin etmişti. "Hannah, gelmeden önce kampta birkaç kişinin eğlendiklerini söylemişti, sesler oradan geliyordur." Ellie'nin titrek sesi havaya karışarak ortamı yumuşatmaya çalışsa da en son duydukları ses dışında hiçbir ses duyulmaması işi daha da tuhaf bir hale sokuyordu.

Fikrini desteklemek istercesine, "Değil mi Hannah?" diye soran Ellie arkadaşına döndü. Korku ve endişe karışımı duygular Ellie'nin suratını şekillendirdiğinde "Hannah!?" diyerek sesini koca ormana duyurmaya ve daha az önce yanlarında olan arkadaşını bulmaya çalışıyordu.

David tedirginlikle Ellie'yi kollarıyla sararak yanından uzaklaşmasını engellemeye çalışıyordu. David'in kolları arasına sıkışan Ellie çırpınarak bağırmaktan başka birşey yapamıyordu.

David bir yandan ilerideki ağaçlıkların arasına baka kalan Lynn'e bakarak ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. David'in baktığı yere bakarak Lynn'i gören Ellie, hızlıca onun yanına gitmeye çalıştı. Hannah'nın kaybolmasına rağmen orada öylece durarak ne yapmaya çalıştığını sorarak bağırmak istiyordu. David onu bırakarak Lynn'in yanına gitmesine izin verdi.

David'in kollarından kurtulan Ellie hışımla Lynn'in yanına gitti. Lynn'in anlamsızca ağaçların arasına bakan bakışlarıyla karşınca, "Ne yaptığını sanıyor-" diye bağırışı Lynn'in baktığı yere baktığı anda kesilmişti. Göz bebekleri gördüklerinin şokuyla küçülürken genzinden kopan feryat dolu acı çığlığı, boğazını yırtarcasına sessizliğin arasına sızdı.

Korkuyla gerileyen Ellie tökezleyerek yere düşmüştü. Gördükleri dilini adeta düğümlemişti, Hannah gözleri açık bir şekilde ağaçların arasında yatıyor ve herhangi bir tepki vermiyordu. Bir hayalet kadar soluk ve ruhsuz görünüyordu ama daha çok bir; ölü gibi...

Ani bir darbe, Ellie'yi kucaklayıp adeta savurmuştu. İlk korkusunu üzerinden attar atmaz ardı ardına çığlıklar atarak üzerine çıkan, insan vücuduna benzeyen karartıyı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Boynunda hissettiği sızı ile dişlerini sıktığında David'in kolları üzerindeki karartıyı az da olsa ondan ayırabilmişti. Karartının, bir insanınkine benzeyen ama insanınkinden oldukça güçlü kolları, Ellie'den ayrılıp dikkatini daha çok çeken David'e saldırdı.

David acı ile onu savuşturmaya çalışıyordu ama kolları ve vücudunda ki güç, pekte kafa tutulur cinsten değildi.

Ellie'nin tüm vücudu korkudan zangır zangır titriyordu. Eli ayağı sanki bağlanmışçasına hareket kabiliyetini kaybetmişti. Yapabildiği tek şey titreyen bacakları üzerinde durmaya çalışmaktı. David'in, karşısında kıvranarak kendini kurtarmasını izlemek ona daha da acı veriyordu fakat yapabileceği pek birşey yoktu.

Lynn karartının arkasından hızla sırtına atlayarak kafasına vurmaya çalışıyordu ama pek etkili oluyor gibi değildi. Ellie, dizlerini sıkarak ayağa kalktığında yapabileceği tek şeyi yapmaya karalı olarak hızla kamptakilere haber vermek için koşmaya çalışıyordu. Hızla uzaklaşırken David'in, kulakları inleten acı dolu feryadı kulaklarına doluşmuştu. Acı çeken sesler beynini uyuştururken o duraksayarak arkasını döndüğünde David'i görmüştü fakat ay ışığında parlayan bir çift diş boynunu delmişti. Boynundan arsızca akan kanlar bedenine geri gelmemek istermiş gibi hızla fışkırıyordu. Dişlerin sahibi, kanlı ağzını bir kez daha, Ellie'nin güzel bulduğu, David'in o boynuna batırarak bir acı feryâdın daha yayılmasına sebep olmuştu.

Ellie'nin daha fazla tutamadığı göz yaşları bir anda yanaklarından bocalanırcasına akıyordu.

Beyni korku seliyle savrulurken o sadece yola odaklanmaya çalışıyordu, geldikleri yolu hafızası korkudan silmiş gibiydi. Ellerini gözlerine bastırarak sakinleşmeye çalışıyor ve hızlıca kampa varmaya çalışıyordu.

Göz yaşlarından bulanıklaşmış bakışları, gökyüzüne yükselen dumanları görünce içine ufak bir umut yerleşmişti. Hızlı nefeslerinin fazla sesli çıkması bile onu korkutuyordu, bu yüzden nefeslerini kesik kesik alıyordu ve bir yandan titremesini geçirmeye çalışıyordu.

Başı feci şekilde zonkluyor, her an düşebilecekmişcesine dönüyordu. Sanki kanı yavaş yavaş vücudunu terk ediyor gibi hissediyor, bu da üşümesine sebep oluyordu.

Göz kapakları fazlasıyla ağırlaşmıştı bile, direncinin artık son kırıntılarında dolaşıyordu.

Aklında tek bir soru dolaşıyordu: Acaba ölecek miyim?

Kampa birkaç metre yakınlıktaydı ve ayakta duracak takati bile kalmamıştı. Vücudunda kalan son enerjisini son bir umutla dudaklarının arasından yankıyla uzaklaşmasına izin vererek bağırıyordu.

"Hey! Lütfen biri yardım etsin!"

"Lütfen, buradayım!"

"Burada-"

Vücudu pili bitmiş oyuncaklar gibi kapanmak üzereydi. Konuşacak enerjisi kalmayınca toprağın üzerine yatarak duyan birilerin olup buraya gelmesini tüm kalbiyle istemekten başka çaresi kalmamış gibi görünüyordu.

Etrafında birkaç ses duyuyordu fakat gözleri yattığı yerden pek birşey göremiyordu.

Ne ara kapattığını bilemediği gözlerini, dibinde hissettiği nefes ve bağırış ile aralamıştı. Başı, net göremediği biri tarafından dizine yatırılmış ve inceleniyordu. Parmaklarını Ellie'nin boynunda dolaştırdığında yüzüne bir şok dalgası yayılmıştı.

Birden fazla ayak sesleri duymak Ellie'yi sanki daha da rahatlamıştı.

Etrafında endişeli nidalar yükselirken, "Kızın neyi var?" diye sormuştu bir kız sesi.

Ellie'nin boynunu görenler panikle geriye kaçmışlardı.

Çünkü biliyorlardı ki o yara, son zamanlarda birçok kişinin boyunlarında görülen yara ile aynıydı.

Ellie aldığı derin nefesle dudaklarını araladığında, "Arkadaşlarımla dikkatimizi çeken birşeyden dolayı ormana girmiştik." sözleri boğazını yırtarcasına çıkıyordu. "O-onları öldürdü sanırım o." Sesi fazlasıyla titremeye başlamıştı.

Hepsinin gözlerinde gördüğü merakla, "Çok hızlıydı, fazla güçlüydü ve dişleri... Dişleri çok keskindi." tekrar konuşmuştu.

Fısıltıları kulaklarımı tırmalıyordu ve sonra sanki hepsi bir anda nefeslerini tutmuş gibi bir sessizlik yayılmıştı. Titrek güçsüz bir edayla söylediği söz kendisini bile ürpertmişti sanki.

"Vampirler..."
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.........................

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.