İçeriğe geç

SİYAH YEMİN

Bölüm 6 · 4 dk okuma

SİYAH YEMİN

Bölüm 6

ZEHİRLİ YAKINLAŞMA

6. BÖLÜM

Selim’in cansız bedeni kan gölünün ortasında yatarken, kumarhanenin arka koridorundaki patlama sesleri ve sirayet eden kargaşa yerini boğucu bir sessizliğe bıraktı. Havaya sirayet eden barut ve yanık kokusu, ortamdaki tehlikeyi daha da somut kılıyordu.

Gece, bakışlarını yerdeki pimi çekilmek üzere olan el bombasından ayırıp Atlas’a çevirdi. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Atlas’ın hamlesi olmasaydı, o dar koridorda Selim ile birlikte patlamanın ortasında kalacaktı.

"Yine..." dedi Gece, sesi pürüzlü ama meydan okuyan bir tonla çıktı. "Yine beni borçlu çıkardın Karahan."

Atlas, belindeki silahını kılıfına yerleştirirken Gece’ye doğru yavaş, kararlı adımlarla ilerledi. İki adım kala durdu. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Gece onun nefesindeki sıcaklığı hissedebiliyordu.

"Seni borçlandırmak gibi bir niyetim yok Vural," dedi Atlas, sesi alçak ve gürültüden uzak, sadece Gece’nin ruhuna işleyen bir tondu. "Sadece bu hikayenin sonunda bitiş çizgisini benimle görmeni istiyorum. Bir bombanın patlamasıyla değil."

Gece çenesini dikleştirdi, geri adım atmadı. "Bana yardım ediyor gibi görünmen gerçekleri değiştirmiyor. Sen bir Karahan’sın, ben ise bir Vural. Bugün aynı safta olsak bile, yarın karşı karşıya geldiğimizde tetiği çekmekten çekinmeyeceğim."

Atlas’ın dudaklarında karanlık, bir o kadar da teshir edici bir gülümseme belirdi. Elini uzatıp Gece’nin şakağına dökülen bir tutam siyah saçı parmağının ucuyla geriye itti. O ufacık temas, ikisinin de teninde anlık bir elektriklenme yarattı. Gece hafifçe irkildi ama gözlerini Atlas’ın gözlerinden çekmedi.

"Tetiği çekmek kolaydır Gece," diye fısıldadı Atlas, parmağı genç kadının elmacık kemiğinde kısa bir iz bırakıp süzülürken. "Zor olan, tetiği çekmek istediğin adama bakarken kalbinin ritmini kontrol edebilmektir."

Tam o sırada koridorun sonundaki kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Kaan ve birkaç Karahan koruması içeriye daldı. Kaan’ın elindeki silah hazırdı ancak yerdeki Selim’i ve birbirine tehlikeli derecede yakın duran ikiliyi görünce adımları yavaşladı.

"Ağabey!" dedi Kaan, şüpheci bakışlarını Gece’nin üzerine dikerek. "Mekânın etrafı sarılıyor. Vuralların adamları ve polis aynı anda geliyor. Buradan hemen çıkmamız lazım!"

Atlas, bakışlarını Gece’den bir saniye bile ayırmadan geri çekildi. "Bora dışarıdaki aracı hazırladı mı?"

"Evet, arka sokağın çıkışında bekliyor," diye yanıtladı Kaan.

Atlas, Gece’ye dönerek ceketinin iç cebinden çıkardığı mendille elindeki hafif kan izini sildi. "Gidiyoruz. Seni burada bu halde bulurlarsa, Rüzgar bu geceyi savaşa dönüştürür. Buna henüz hazır değiliz."

Gece bir an duraksadı. Ağabeyi Rüzgar’ın öfkesini ve babasının sorgulamalarını düşündü. Selim’in ihaneti ortaya çıkmış olsa da, Gece’nin düşman Karahan ailesinin veliahtıyla aynı koridorda bir cesedin başında bulunması Vural ailesinde tam bir fırtına koparırdı.

"Benim kendi arabam var," dedi Gece, soğukkanlılığını toplamaya çalışarak.

"Arabanın etrafı çoktan sarıldı Vural," dedi Atlas, buyurgan bir tavırla. "Şimdi gururunu bir kenara bırakıp benimle geliyorsun."

Gece, dişlerini sıkarak Atlas’ın peşinden ilerlemek zorunda kaldı. Binanın arka kapısından yağmurun ıslattığı karanlık ara sokağa çıktıklarında, çalışan çalışmaz durumdaki siyah bir VIP minibüs onları bekliyordu. Sokağın başında siren sesleri ve çakar ışıkları belirmeye başlamıştı bile.

Minibüse bindiklerinde kapı hızla kapandı ve araç gıcırtıyla hareket etti. Aracın arka kısmında sadece Atlas ve Gece vardı. Dışarıdaki ışıklar karartılmış camlardan içeri süzülürken, ikisinin üzerine çöken sessizlik adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Gece, camdan dışarı bakarken elindeki gümüş kaplama tabancanın soğuk gövdesini sıkıyordu. Atlas ise oturduğu deri koltukta rahat bir tavırla Gece’yi süzüyordu.

"Selim'in çantası," dedi Gece aniden dönerek. "İçindekileri kontrol etmeliyiz."

Atlas, koltuğun yanında duran deri çantayı Gece’nin önüne bıraktı. Gece çantayı açtığında içinde sadece paralar olmadığını gördü. Şifrelenmiş birkaç belge ve üzerinde yeraltı dünyasındaki tüm kaçakçılık rotalarının haritası bulunan bir hard disk vardı. Ancak en dikkat çekici olan, belgelere basılmış o mühürdü.

Siyah bir aslan figürü.

Gece’nin gözleri büyüdü. Mührü görünce bakışlarını hızla Atlas’a çevirdi. "Bu... Bu Karahanların eski mührü değil mi? Bu belgelerde sizin ailenizin imzası var!"

Atlas’ın yüzündeki o sakin ifade anında kayboldu. Keskin gözleri belgelerdeki siyah aslan simgesine kilitlendi. Yüzü bir an içinde kireç gibi beyazladı, ardından çene kasları öfkeyle kenetlendi.

"Bu imkansız..." diye mırıldandı Atlas, ilk kez kontrolünü kaybetmiş bir ses tonuyla. "Bu mühür, yirmi yıl önce babamın öldüğü gece kaybolmuştu."

Gece ayağa kalkar gibi doğruldu, gözlerinde derin bir şüphe ve öfke belirdi. "Bana oyun mu oynuyorsun Karahan? Bütün bunşar... Selim’i kullanıp bizi tuzağa çekmek, babamın sevkiyatlarını vurmak... Hepsi sizin eski bir planınız mıydı?"

Atlas tek bir hamlede Gece’nin bileğini kavradı ve onu kendine doğru çekti. İki beden tekrar birbirine çarptı. Atlas’ın gözlerinde bu kez sadece karanlık değil, geçmişin yakıcı ateşi vardı.

"Bana bak Vural," dedi Atlas, sesi adeta kükrer gibi kısıktı. "Benim babam o mührün basıldığı gece katledildi! Eğer bu mühür bir ihanetin altındaysa, bu sadece sizin ailenizin değil, benim de geçmişimin yalanlar üzerine kurulu olduğunu gösterir!"

İkisi de soluk soluğa birbirine bakarken, araç büyük bir fren sesiyle durdu. Şoför koltuğundaki Bora’nın sesi duyuldu:

"Atlas Bey... Malikanenin önündeyiz. Ama dışarıda büyük bir hareketlilik var. Babanız Harun Karahan sizi içeride bekliyor."

Gece, bileğini Atlas’ın elinden çekip aldı. Gerçekler karmakarışık bir hal almıştı. Düşmanlık, ihanet ve geçmişin karanlık sırları ikisini de aynı yangının tam ortasına çekiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.