3. BÖLÜM
Yağmur İstanbul’un üzerine kabus gibi çökerken, Gece Vural’ın siyah spor arabası Karahan ailesinin kontrolündeki eski tersane bölgesine doğru hızla ilerliyordu. Sileceklerin ön camda bıraktığı izler, Gece’nin zihnindeki karmaşayı silmeye yetmiyordu. Sevkiyat rotasının sızdırılması sıradan bir güvenlik açığı değildi; bu, Vural imparatorluğunun göğsüne saplanmış doğrudan bir hançerdi. Ve bu hançerin kabzasında Atlas Karahan’ın parmak izleri vardı.
Araba, terk edilmiş depoların ortasında, denize sıfır duran tarihi bir hangarın önünde acı bir fren sesiyle durdu. Gece, torpido gözündeki küçük, gümüş kaplama tabancasını kontrol edip beline yerleştirdi. Yağmurun altında, tek bir geri adım atmadan hangarın devasa demir kapısına doğru yürüdü.
İçeride, loş ışıkların altında birkaç Karahan koruması duruyordu. Gece’nin içeri girdiğini gördüklerinde silahlarına davrandılar; ancak hangarın üst katındaki balkondan yükselen o tanıdık, tok ses hepsini tek hamlede durdurdu.
"Bırakın."
Atlas Karahan, demir merdivenlerden yavaş adımlarla aşağı indi. Üzerindeki siyah gömleğin kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı. Gözlerinde, avını tuzağına düşürmüş bir avcının tehlikeli tatmini vardı.
"Ayağıma kadar geleceğini biliyordum Vural," dedi Atlas, Gece’ye birkaç adım kala durarak. "Ama bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Sabırsızlık, sizin ailede irsi galiba?"
Gece, gözlerindeki öfkeyi saklama gereği duymadı. Atlas’a doğru sert bir adım attı.
"Güney limanındaki sevkiyat," dedi Gece, sesi hangarın boşluğunda çınlayarak. "Kameraları sildirdin, rotayı sızdırdın. Bizimle savaşmak istiyorsan yüz yüze savaş Karahan! Arkadan iş çevirmek senin gibi bir adama bile ucuz kaçıyor."
Atlas’ın yüzünde derin, alaycı bir gülümseme belirdi. Gece’nin üzerine doğru yürüdü, aralarındaki mesafeyi sıfırlayana kadar durmadı. Gece, adamın üzerindeki odunsu parfümün ve yağmurun kokusunu alabiliyordu. Atlas, başını hafifçe eğip Gece’nin kulağına doğru fısıldadı.
"Seni buraya getiren şey benim hamlem değildi Gece... İçinizdeki haindi."
Gece’nin gözleri kısıldı. "Ne saçmalıyorsun sen?"
"O rotayı ben sızdırmadım," dedi Atlas, geri çekilip gözlerinin içine dimdik bakarken. "Ama sızdırılacağını biliyordum. Babanın en güvendiği adamlardan biri, o bilgiyi dün gece bana satmaya çalıştı. Ben de reddettim. Çünkü Vural ailesini bir hainin yardımıyla değil, kendi ellerimle yıkacağım."
Gece’nin göğsü hızla naik kalkıyordu. Atlas’ın yalan söyleyip söylemediğini anlamak için yüzündeki en ufak bir mimiği bile süzdü. Ancak Atlas Karahan’ın gözlerinde buz gibi bir doğruluktan başka hiçbir şey yoktu.
"Yalan söylüyorsun," dedi Gece, sesi bu kez hafifçe titreyerek. "Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorsun."
"İnanıp inanmamak sana kalmış," dedi Atlas, cebinden çıkardığı küçük bir USB belleği Gece’ye doğru uzatarak. "İçinde o hainin ses kayıtları ve hesap hareketleri var. Al ve kendi gözlerinle gör. Ama bil ki..." Atlas eğilip Gece’nin bakışlarını kilitledi. "...bu iyilik değil. Seni korumuyorum. Sadece benim olan avı, başkasının vurmasına izin vermiyorum."
Gece, parmakları titremesine rağmen USB belleği Atlas’ın elinden çekip aldı. Tam arkasını dönüp gideceği sırada hangarın dışından kulakları tırmalayan fren sesleri ve ardından gelen yoğun silah taraması patlak verdi.
Hangarın camları devasa bir gürültüyle tuzla buz olurken, Atlas tek bir saniye bile düşünmeden Gece’yi belinden yakalayıp yere doğru çekti. İkisi birden kurşun yağmurunun ortasında, devasa ahşap sandıkların arkasına yuvarlandı.
Aynı anda hem Vural hem Karahan ailesini hedef alan o gizemli üçüncül güç, ilk kanı dökmek için saldırıya geçmişti.
Ve Atlas ile Gece, nefretin ortasında hayatlarını kurtarmak için birbirlerine sarılmış halde bulmuşlardı kendilerini.