1. BÖLÜM
Şehrin en yüksek gökdeleninin teras katında düzenlenen davet, dışarıdan bakıldığında cemiyet hayatının en seçkin isimlerini ağırlayan görkemli bir gece gibi duruyordu. Fakat kristal avizelerin süzülen ışıklarının ve canlı klarnet seslerinin arkasında, İstanbul yeraltı dünyasının tekinsiz dengeleri yatıyordu. İpek elbiseler, pahalı smokinler ve sahte tebessümler; bileylenmiş bıçakları saklayan süslü birer kılıftan ibaretti.
Gece Vural, siyah fidan kesim elbisesinin içinde, bir kadeh şampanyayı parmaklarının arasında tutarken bakışlarını salonda gezdirdi. Babası Tahir Vural, salonun diğer tarafında, belindeki silahın ağırlığını ceketinin duruşuyla gizleyen adamlarla hararetli bir pazarlığın ortasındaydı. Ağabeyi Rüzgar ise elindeki kadehle birlikte etrafa üstenci ve kibirli bakışlar atıyordu.
Gece bu dünyayı doğduğu günden beri tanıyordu. İçinde büyüdüğü şatoların duvarları altından değil, çeliktense örülmüştü. Bu masalın içinde zaaf gösteren herkes yok olmaya mahkûmdur.
Tam arkasını dönüp salonun boğucu atmosferinden uzaklaşmak amacıyla terasa doğru adımlayacağı sırada, salondaki müzik durmamış olsa da havanın bir anda ağırlaştığını hissetti. Kapıdaki muhafızlar hizaya geçmiş, davetlilerin arasındaki fısıltılar dalga dalga yayılmaya başlamıştı.
Tüm bakışlar tek bir noktaya kilitlendi.
Atlas Karahan içeri girdi.
Koyu renk, kusursuz kesim takımı, keskin yüz hatları ve çevresine yaydığı o ezici aura ile salondaki herkesi bir anda gölgede bırakmıştı. Yanında sağ kolu Bora ve gözü kara kardeşi Kaan vardı; ama Atlas, tek başına devasa bir ordu gibi duruyordu. Karahan ailesinin veliahtı, yıllardır süren o kanlı sessizliğin ardından ilk kez Vural ailesinin ayak bastığı bir mekandaydı.
Gece, gözlerini bu adama çevirmekten alıkoyamadı kendini. Atlas’ın bakışları salondaki kalabalığı teğet geçip, doğrudan Gece’nin gözlerine sabitlendi. O an genç kadının göğsüne amansız bir baskı oturdu. Bu bakışlarda sıradan bir merak ya da hayranlık yoktu; bu bakışlarda buz gibi biçilmiş bir kader, yıllardır beslenen bir intikam ateşi ve hesap soran bir karanlık vardı.
Atlas, adım adım Gece’ye doğru yürümeye başladı. Çevresindeki hiçbir insan var değilmiş gibi, hedefini kilitlemiş bir avcı sessizliğiyle tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe kapandığında, etraftaki uğultu Gece için tamamen silindi.
"Gece Vural..." dedi Atlas. Sesi salonun gürültüsünü tek hamlede kesecek kadar alçak ama pürüzsüzdü. "Sonunda tanışabildik."
Gece, elindeki kadehi hafifçe kaldırıp çenesini dikleştirdi. Bakışlarındaki tek bir geri adımı bile bu adama koz olarak vermeye niyeti yoktu.
"Atlas Karahan," diye karşılık verdi, sesi en az onunki kadar mesafeli ve soğuktu. "Ailenizin sınırlarımızı aşmama kuralını bozacağını düşünmezdim. Hangi cüret sizi bu çatının altına getirdi?"
Atlas’ın dudaklarının kenarında kıvrılan o tehlikeli, gölge gibi tebessüm derinleşti. Gece’ye doğru bir adım daha attı.
"Sınırlar değişir, Gece," diye fısıldadı Atlas, sadece ikisinin duyabileceği bir yakınlıkla. "Ve bazen alacağını almak isteyen bir adam, kuralları kendi elleriyle baştan yazar."
Gece tam bir cevap verecekken, arkadan gelen sert bir adım sesi konuşmayı böldü. Rüzgar Vural, gözlerinden saçılan nefretle ikilinin arasında belirdi ve Atlas’ın göğsüne doğru bir adım attı.
"Senin bu çatının altında ne işin var Karahan?" dedi Rüzgar, sesindeki öfkeyi bastırmaya çalışarak. "Burası senin çöplüğün değil. Kız kardeşimin etrafında dolaşmayı kes, yoksa bu geceden sağ çıkamazsın."
Atlas, Rüzgar’ın tehdidine milim istifini bozmadan baktı. Gözlerinde ne bir korku ne de bir telaş vardı; sadece bir katilin soğukkanlılığı.
"Rüzgar," dedi Atlas alaycı bir rahatlıkla. "Sesin çok çıkıyor ama ne yazık ki arkandaki güç artık o kadar yüksek değil. Ben buraya seninle çene çalmaya gelmedim."
Bakışlarını tekrar Gece’ye çevirdi. O gözlerdeki derinlik, Gece’ye ilk kez bu gecenin sadece basit bir davetten ibaret olmadığını hissettirdi. Atlas, gözleriyle adeta bir söz veriyor, zihnine gizli bir yemin kazıyordu.
"Bu sadece bir başlangıç, Gece," dedi Atlas geri çekilirken. "Yeniden karşılaşacağız. Ve o zaman, kaçacak bir sınırınız kalmamış olacak."
Atlas, arkasındaki Bora ve Kaan ile birlikte arkasını dönüp salonun derinliklerine doğru ilerlerken, Gece onun arkasından bakakaldı. Göğsündeki o tuhaf sıkışma geçmemişti. Bu adamın gelişi bir tesadüf değildi; fırtınadan önceki o tekinsiz sessizlikti.
Ve Gece Vural, hayatının en büyük savaşının tam da bu gece başladığını çok iyi biliyordu.