Her yer zifiri karanlıktı, önümü görmüyordum, korkmuyordum , daha öncede sanki buradaydım. Ama nedense içimde bir panik ve endişe vardı. Karanlığın içinden çok güzel bir ses şarkı mırıldanıyordu. Arkamda beliren bir insan gölgesi bana gülümsedi. Ama hala korkmuyordum sanki onu yıllarca tanıyormuş gibi güveniyordum. Birden gölgeden bir ses yükseldi. ''HAHAHHAH! sonunda geldin ha. Hoş geldin. Görüşmeyeli nasılsın küçük kız.''
Bir anda yatakta terler biçimde uyandım. Daha önce gördüğüm bir kabus muydu. Ama öyle olsaydı korkmaz mıydım. Daha fazla düşünmeden yataktan kalmaya çalıştım. Ayağım soğuk mermer ile temas edince biraz ürperdim. Ardından baş ucumdaki şifonyere uzanıp telefonumu aldım. Her zamanki gibi içinde dolu mesaj vardı. Bu mesajları görür görmez mutlu olmuştum. Deli gibiydim. Belki de beni gerçekten önemsemeyen ama önemsiyormuş gibi görünen insanların mesajlarına gülümsüyor, bunlara deli gibi seviniyordum.
Evet çok tuhaf bir kızım ama aynı zamanda çokta sosyal biriyim. İnsanların beni gerçekten sevip sevmediği umurumda değildi. Yalan sevgide olsa, herkesten ilgi istiyorum. Bunun sebebi belki ailemin beni sürekli olarak sevgiye boğmalarıdır. Kendimi tanıtmam gerekirse kumral tenliyim. Herkes sarışın esmer ayrımı yaparken benim tenimi söyleyen pek çok insan olmaz. Şanslı hissettim bir konu ise kedi gözümün olması. O kadar tatlı duruyor ki yüzümde sarımsı bir renk var üstünde. Göz çeperimin ise yeşil olması ayrı bir tatlı yapıyor. Bu yüzden herkesten farklı olduğumu düşünüyorum. Farklı olmak hoşuma gidiyor.
''Sılaa! kalkar mısın artık. Sabahtır telefonun çalıyor kızım sustursana.'' Annemin sesini duyar duymaz ,elimde çalan sese odaklandım ve hızla alarmı kapattım. Elimi yüzümü yıkayıp dolabıma yöneldim. Terlemiştim bir duş almam iyi olur diye düşünerek banyoya girdim. Duşa girmeden önce suyu iki saatte anca ayarladım ve kendimi ılık suyun altına girerek rahatlattım. Kendimi temiz hissetimden emin olarak duştan çıktım.(İKİ SAAT ÇIKMADIM BU ARADA) Havluyu belime sarıp, dolabıma yöneldim. Elime aldığım beyaz gömleği ve dizime kadar inen bir eteği alıp ütülemek için yatağımın üzerine attım. Aynama yöneldim. Kendime aynadan bakarak yanağımı çekip , kendimi şımarttıktan sonra saçımı havludan kurtardım. Saçımı kurulayıp seçtiğim kıyafetleri ütüleyerek üstüme giyindim. Annemin yanına gidip, yanağından öpüp kahvaltıya oturdum.
''Merhaba anne. Nasıl benim kraliçem. Özür dilerim uyuya kalmışım. Alarm mı duyamadım.''
''Günaydın hanımefendi. Biraz erken kapattın ama neyse.'' Anneme sırıtarak bakıp uzaktan öpücük attım. Babam bir anda içeri girip yüzünü ekşitip bana baktı.
'' Kız sen yine mi şişmanladın. Bu göbek nedir? Bide annen bana diyor. Kızına da ses çıkarsana Nezihe Hanım''
'' Kıza karışma Osman Bey. Senin göbeğin level atlamış. Benim kızımın göbeği yok. Çok güzelsin canım kızım aldırma sen babanı.''
Annemin bu lafından sonra, anın da babama dönüp dil çıkardım. Annem arkamdan saçımı çekip masaya kaynamış yumurtaları bıraktı. Ben anneme saçımı tutup ters ters bakarken dil çıkarma sırası babamdaydı. Kahvaltıda sadece annemin yaptığı sandviçi yiyip kakmıştım. Annemi ve Babamı öperek dışarı çıkmıştım. Tabi babam bana biraz trip atmış olsa da. (KENDİSİ DRAMA KİNGTE) Taksiye binerek iş yerime gitmeye başladım. Zaman geçsin diye çok tatlı olan şoför amcayla konuşmuştum. Onun hayat hikayesini dinlemiştim. Daha doğrusu dinleyip ağlamamaya çalışmıştım. İş yerime gelince şoför amcaya parayı uzatıp iyi günler diledim. Arkamı döndüm gibi manzaraya hayranlıkla bakıp tüm bu şehrin kokusunu içime çektim. O kadar güzeldi ki Nevşehir, burada yaşadığım her saniye daha mutlu ve huzurlu oluyordum. Ardından bu şehrin en güzel en iyi kafesine girdim. Ahhh evet tabi ki bura da çalışıyordum. Matematik bölümünü bitirmiştim. Öğretmenlik yapmak istemiştim. Bilin bakalım neden vazgeçtim. Çünkü şımarık bir kız çocuğu oldum için ailemden ayrılmak pek cazip gelmemiş ve bende 6 yaşından beridir belirlediğim hayalden vazgeçmiştim. Pişman değildim burada da yeteri kadar para kazanıyordum ve sigortalıydı. Aileme yük olmamak için çalışıyordum. Bu sayede odamın içinde bulunan kocaman kitaplığı doldurmuştum.
Bu temiz havayı içime çekerek kapıyı açtım. İçeri girer girmez Ceyda üzerime atladı. Ceyda benim üniversite arkadaşımdı. Beni gerçekten seven tek arkadaşım olabilirdi. O da işletme bölümünü bitirmişti. Ceyda'da aslında hiç bu bölümü okumak istememiş fakat boşta kalmamak için okumuştu. Sonra bu kafeyi bulmuştum. Ona da burayı önererek kendi yanımda çalışmasını sağlamıştım.
'' Sonun da geldin Sıla Hanım her zaman ki gibi harika bir güzelliğe sahipsin benimle çıkar mısın?'' Sırıtıp;
'' Öncelikle teşekkür ederim ve hayır seninle çıkamam Ceyda Hanım.'' Ceyda bana şaşırarak baktı. Ardından hiç şaşırmayacağım sözlerini söyledi.
'' Yoksa erkek yaptın ve bana söylemedin mi? İnanmıyorum nasıl beni aldatırsın. Yazıklar olsun sana.''
Ceyda saçlarını savurarak servis bölümüne giderken, bende arkasından başımı olumsuz şekilde sallayarak kuyruğu oldum. Tam servis masasının üzerine geldim de kafenin kapısının sesi geldi. İçeri bugün ki ilk müşteri gelmişti. ''Hoş gel-''
''Bana kaysefe getir. Hızlı ol.'' niyeyse çok sinirlenmiştim. Hem sözümü kestiği için hem de kaba olduğu için.
''Ben sizin hizmetçiniz değilim. Buranın çalışanıyım efendim.'' ( Benle düzgün konuş ya da defol git anladın mı!!!) demek isterdim ama buradan kovulmak gibi bir niyetim yoktu. Hiç mimikleri hareket etmeden gözlerime odaklanmıştı. Ardından biri omzumdan tutup kendine çevirdi. Ceyda bana, bende der gibi gözlerini kırptı. Ben derin bir nefesle oradan koşar adımlarla uzaklaştım. Ceyda adamın siparişlerini aldıktan sonra yanıma gelmişti. Ona gülümseyerek baktığımda tuttuğu nefesini geri bıraktı. Genelde burada böyle kendini beğenmiş kişiler olmazdı. Demek ki her yerden bir çürük elma çıkardı. Ama yakışıklıydı ve kalıplıydı da. Hani bazı fillimler de olan kötü karakterler çok yakışıklı olurdu ya onda da bu hava vardı. Bir süre diğer müşterilerle konuşurken (kesinlikle bir kadının onun aldattığı kocasının arkasından sövüp dedikodu yapmıyorduk).
''Hey köle olmayıp da bana efendim diyen kız. Hesabı getirsene.'' Şaşkınlıkla arkamı döndüm . Kendimi göstererek bana mı dedin der gibi mimik yaptım. Dedikodu yaptığım teyze kolumdan tutup 'sakın cazibesine kapılma kızım' diyerek bıraktı. Daha benle dalga geçen bu adamın dediklerini atlatamadan, teyzeye dönerek şaşkınlıkla bakmıştım.
''Evet sana dedim. Buraya gel ve hesabımı al''
Sinirle avuçlarımı sıktım. Bu adamın canı harbi dayak yemek istiyordu. ''Ceyda, git şuna bak yoksa elimden bir kaza çıkacak.'' Ceyda başını sallayarak hareketlendi.
''Hayır hayır dur ! Sen değil. O gelsin.'' Sabır dilenip. Ceyda'ya tamam diyerek başımı salladım. Gülümseyerek masanın üstünde ki bulaşıkları topladım. Mutfağa eşyaları bırakıp, servis masasında ki ücret kartını alarak masaya doğru ilerledim. Kartı uzatıp masaya bıraktım.
'' Afiyet olsun efendim. Yine bekleriz.'' Tam gitmek için adım attım, onun sesi kulaklarımı doldurdu.
''Biraz oturur musun? Yanlış anlama kötü bir amacım yok bir şey konuşmak istiyorum senle.'' Ne diyeceğini merak etmiştim. Ve ilk defa fark ettiyseniz alay eder bir tonda konuşmuyordu. Karşı sandalyeye oturarak merakla ne diyeceğini bekledim.
''Hiç aniden bir atak ya da saldırıda bulundun mu?'' Aniden gelen bu soru karşısında afallamıştım.
''Anlamadım. Neden böyle bir şey sordunuz?'' Hiç tepki vermeden. yüzüme bakmaya devam etti.
''Bana sordum şeylerin cevabını verir misin? Ani öfkeyle birine saldırdın mı?'' O kadar ciddi bir yüz ifadesiyle baktı ki düşünmeye başladım. Bir anda aklıma lanet bir anım geldi.
****
"Anne gerçekten benden iki tane var. Adı Ares çok tatlı biri ama çok öfkeli neden inanmıyorsun."
"Sus ne olur sus!? Yok öyle biri kızım ne olursun yapma." Annem beni sırf rüyamda gördüğüm o tatlı ve benim gibi olan kıza inanmadığı için ve benim sürekli onu sayıklamam yüzden beni odama kilitler ve okula göndermezdi. Arkadaşlarım benle dalga geçer ve onlara sinirlenip bir yerlerini çizip kanattığım için öğretmenim sürekli ailemden bundan bahsederdi. Ben bunlardan kurtulmak için ailemden gizli kendime zarar verirdim. Annem bu yaralarımı görünce ise düştüm diyerek yalan söylerdim. Evet. Çok fazla ani saldırılarla insanlara zarar vermiştim.
****
O korku dolu kabustan uyanır uyanmaz panikle ayağa kalktım. Arkamda düşen sandalyeyi umursamadan oradan kaçtım. Dışarı çıktımda derin derin soluklar aldım. Dışarıda duran yazın kafenin çalıştırdığı çardaklara ilerledim. Oturup ağlamaya başladım. Bir anda gözüm karardı. Kulağım şiddetli bir çınlamayla beraber ağrımaya başladı.
''Sıla! Sakın anlatma, sakın!'' Biri koluma dokunduğu an irkilerek gözümü açtım. Ceyda kafamda bana bir şeyler söylüyordu. Duymuyordum. Sağır mı olmuştum.
''Sıla, iyi misin lütfen bir şey söyle.'' Sesi boğuk geliyordu ama anlamıştım. ''İyiyim sanırım tansiyonum düştü. ''
Ceyda derin nefes alarak başımı öptü. Sarılıp başımı okşadı. Ardın başka bir el koluma dokundu. Başımı kaldırıp dokunan kişiye bakmak için başımı döndürdüm. Bu o adamdı. Sinirlenerek ayağa kalktım. Ne cüretle hala buradaydı.
''Özür dilerim. Ben psikolog Murat Aydın. Bir hastamda gördüğüm belirtileri sende olduğunu düşündüm bu yüzden sana bu soruyu sordum. Ve sanırım sorumun cevabını aldım.'' Elini cebine koyarak bir kart çıkardı. Çıkardığı kartı bana uzatarak. ''Lütfen seni ofisimde bekliyorum.'' Bu adam iyi değildi, hala ofisime bekliyorum diyor, delirecektim. Kartı elinden alıp yırttım. Tabi ki böyle bir şey yapmıyacaktım, hem artık öyle bir şeyler' yapmıyordum. Sinirle ''Çık git buradan! '' diye bağırdım. Hiç tepki göstermeden gözüme bakmaya devam etti. Kulağım yine aynı şiddetle çınladı. ''Sakin ol! Göstermeeeeee!'' Başımda bu çınlama yankı yaparken, bu sesin nerden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Murat denilen adam bir anda arkasını dönerek yürümeye başladı.
Ceyda bir anda kolumdan tutup beni içeri doğru götürdü. Biraz başımda dönse tüm günümü çalışarak geçirdim. Kafeyi, Ceyda'yla beraber toplayıp, kapattık. Ceyda beni eve götürmek istese de , ben izin vermedim. Taksi çağırdım, binerken Ceyda endişeyle bana baktı. '' Lütfen dikkat et. Söz ver bana.'' Ceyda'nın elini tutarak ben iyiyim diyerek arabanın kapısını kapattım. Şoföre evin adresini söyledim. Yola çıktımda, cama yaslanıp yolu seyrettim. Eve geldim de şoföre parayı uzatıp indim. Gecenin huzur veren kokusunu içime çekerek apartmana girdim. Asansör tuşuna basarak gelmesini bekledim. Geldin de binip evin kat numarasına basıp telefonuma gelen mesajları cevapladım. Asansör durduğunda ,inip çantamdan anahtarı çıkardım. Eve girdim. İçerde babamın kızgın sesi geliyordu. Ceketimi çıkarıp askıya asacakken başka birinin kabanını gördüm. Ama sanki bu kabanı bir yerden hatırlıyordum. İçeri yavaş adımlarla ilerledim. Ve ardından o kişinin sesini duydum. Bu sabah kafeye gelen, psikoloğum diye tanıtan adamdı. İçeri hızla girdim. Onun burada ne işi vardı.
''Sıla çık odana! Hemen ve ben seni çağırana kadar gelme.'' Babam bana ilk kez bağırıyordu. Neler oluyordu. Babamı dinleyerek arkamı dönüp salondan çıkacaktım ki iki adam beni kollarımdan tuttu. Babam benim yanıma koşacakken o adam babamı tuttu.
''Onunda bunları duymaya hakkı var. Bırak dinlesin.''
''Neyi duymaya hakkım var, anlayamadım.'' Babam adama öfkeyle bakmaya başladı.
''Öncelikle otur Sıla. Duyacaklarına karşı dayanamayabilirsin.''
''Ne söyleyeceksen söyle artık, uzatma. Olayı neden bu kadar dramatik yapıyorsun bilmiyorum ama adamların diye umduğum kişileri parçalayabilecek bir eğitim aldım, pis elinle tuttuğun adamdan.'' Cebimde her zaman taşıdığım meyve bıçağını çıkardım. Ve beni tutan adamlardan birinin kolunu hafiften çizip kanattım. Acı ile elini benden çekerken diğerine de bıçağı doğrultum.
''Kızı rahat bırakın.'' Arkamda duran tehlikeyi unutmuştum. Kolumu tuttuğu gibi çevirip bıçağı düşürmeme sebep oldu. ''Şimdi şu havaları bırak da. Benim drama mı dinle, küçük kız.'' Kolumu bıraktığında hızla arkamı dönüp yüzüne ani bir refleksle yumruk attım. Başı yanına düştü.
''Uvvvvv çok kötü vurdu.'' Bunu söyleyen kişi babamın oturduğu tekli koltuğun yanında bulunan uzun kanepede oturuyordu. Herkes bu gergin yerde ona dönerken. Ayağı kalkıp bana doğru adım attı. Elini uzatıp sıkmamı bekledi. Elinin boş kalacağını anladığı gibi de geri çekti ve konuştu.
''Ben senin psikoloğunum. Adım Semih Arslan. Yani eğer ailende kabul ederse öyle olacak.''
''Anlamadım, benim ruhsal hastalığım mı var? Ne demek oluyor bu. Lütfen tam açıkla.''
''Şöyle diyeyim. Senin çoklu kişilik bozukluğunun olduğunu düşünüyoruz. Aslında senle kafede çalışan iş arkadaşım öyle olduğunu söyledi. ''
''Peki o arkadaşınız bunu nasıl anladı. Ne belirtilerimi gördü.''
''Öncelikle küçük kız, olmasa bile emin olmalıyız. Anlamalısın, bu kötü bir hastalık ve sana zarar verebilir. Seni bu yüzden Semih Beyle tanıştırmak istedim. Bu konu da senle konuşup böyle bir durumun olup olmadığını anlayacak. Ama ailen buna karşı çıkıyor. Senin de öğrenip bu konu hakkın da fikrini sunmanı isteyeceğiz.''
Önce kafamda bunu biraz düşündüm. Böyle bir hastalığım olduğunu düşünmüyordum. Bu yüzden tedirgin değildim. Ama içimde ki ruhum çok gergin gibiydi. Bir tarafım kabul etme diye çığlık atıyordu. Ama mantıklı düşününce kabul edip bu dertten çabucak kurtulmak istedim.
''Tamam, kabul ediyorum.'' Babama dönüp ona doğru yürüdüm. Bir şeyim yok diyerek babamın elini tutup sıktım. Arkamı dönerek Murat denilen adama doğru adım attım.
'' Eğer hastalığım yoksa bu yaptığınızın hesabını çok pis ödetirim size. Şimdi çıkın evimden.'' Elimi uzatarak kartını vermesini bekledim. Murat gülümseyerek cebinden çıkardığı kartı bana verdi. Sonrasında arkasını dönüp evden çıktı. Arkasından Semih denilen adam, yaraladığım ve bıçak tuttuğum adam çıktı. Annem kolumu tutup kendine çevirdi.
''Neden böyle bir şeyi kabul ettin. Biz seni korumak için buradaydık. '' Annemin elini tutup ona her şeyi anlatmaya başladım.
''Anne bunun hakkın da bir çok makale okudum. İsteseler beni almak için yazılı kanun metni çıkarıp zorla beni götürüp hastaneye koyabilirler. Bu yüzden hastalığımın olmadığını onlara göstermem gerekiyor. Ve bence yalan söylüyorlar. Bu işin arkasında bir şeyler var. Merak etme telefonumu hep yanımda taşıyacağım ve açık tutacağım.''
Annem hala gözlerime tedirginlikle bakıyordu. Babama dönüp beni onaylaması için gözlerinin içine lütfen dercesine baktım. Ardından annemden kurtulup. Elime verilen karttaki numarayı aradım.
''Alo nasıl yardımcı olabilirim.'' Kadın sesi duyunca, onun asistan olduğunu anladım.
''Merhaba ben Semih Arslan adına bir psikolojik destek almak istiyorum Yardımcı olur musunuz.''
''Bir dakika efendim. A evet Semih bey sizi almam için bir mesaj göndermiş, hemen yarın gelebilirsiniz.''
''Teşekkür ederim.''
''Rica ederim.'' Telefonu kapatıp koltuğa attım. Derin nefes alıp verdim. Çok yorgundum ayağı kalkıp odama doğru ilerledim. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Sadece uyumak istiyordum. Düşünmek bile istemiyordum. Bugün çok yorgun ve kötü geçmişti. Üstümü çıkarıp, duşa girdim. Biraz suyun altında kaldıktan sonra bornoza sarılarak, dolabımdan pijama takımımı çıkardım. Yumuşak ve sıcak tutanı giydikten sonra yatağıma atladım ve battaniyeyi kafama kadar çektim. Yavaş yavaş gözlerim kapandı.
******
''Sıla, sakın gitme. Gitmemelisin. Tehlikeli. Öfkeni kontrol edemiyorsun, seni yakalayacaklar, seni yapma bunu kendine. Hayatın değişecek.''
''Kimsin sen? Nerden tanıyorsun beni?''
''Sıla çok zamanımız yok. Beni dinlemelisin. Sana zarar verecekler. Seni deney faresi gibi kullanacaklar.''
''Kim beni kullanacak? Evime gelen adamlar mı?''
''Sıla onlar senin yanın da ki insanlar...''
*****
Yataktan sıçrayarak uyandım. Güvenmemen kişi kimdi. Yanımda ki kişiler mi? Bu nasıl bir rüyaydı. O adamlardan bahsediyordu belki de, ama neden gitmemi istemiyordu. Tehlikeli adamlar mıydı? Kafam çok karışmıştı. Kalkıp elimi yüzümü yıkamam iyi olacaktı. Kendimi yataktan aşağıya bıraktım. Biraz başım dönüyordu. Elimi uzatıp telefonumu aldım. Bugün o psikoloğun yanına gidecektim. Ceyda bir kaç kez aramıştı. Kalkıp banyoya doğru yürüdüm. İçeri girerek aynadan kendime baktım, yüzümü iyice yıkadıktan sonra salona geçtim. Salondan televizyon sesi geliyordu. Genelde annemler sabahları televizyon açmaz ya da izlemezlerdi. İçeri girip ne olduğuna bakarken annemin koltukta uyuduğunu görüp annemlerin odasındaki dolaba doğru paytak adımlar ile ilerleyip bir battaniye alıp, aynı şekilde salona geçtim. Annemin üzerini örtüp, televizyonu kapattım. Kahvaltıyı hazırlayıp biraz atıştırdıktan sonra masaya küçük bir not bıraktım.
'Merak etme anne Ceyda ile psikoloğa gidicez.'
Notu katlayıp bardağın altına koyduktan sonra odama gidip hazırlandım. Altıma ispanyol
paça bir kot, üstüme yarım hafif geniş kısa sıfır kol kazak giyinip dışarı çıktım. Ceyda'yı hazırlanırken aramıştım. Kapıda kendi arabasıyla bekliyordu. Elinde tuttuğu telefona ciddi bir şekilde bakıyordu.(Bu çok tuhaftı Ceyda bazı konular dışında asla ciddi bir kız değildi.) Beni görünce telaş ile telefonu saklayıp, bana gülümsedi.
''Her zaman olduğu gibi bir elmas gibi parlıyorsun. Neden böyle giyindin? Yoksa psikolog çok mu yakışıklı?''
''Saçmalama Ceyda oradan bir yerlere gideriz diye hazırlandım. ''
''Peki inandım.''
''CEYDA!''
''Tamam, tamam sustum''
Teslim olur şeklinde elini kaldırdı. Ben ise gıcık diye tıslayıp arabaya atladım. Ceyda da arabaya binip bana baktı. Yüzünde yine ciddi bir ifade vardı.
''Emin misin?'' Gerçekten baskına gelir gibi çat kapı gelen kişilerin teklifini kabul mü ettin , demek istiyordu.
''Eminim.''
Ceyda arabayı çalıştırıp verdiğim konuma kadar sürdü. Yol boyunca çok sessizdik sanki ikimizde bir kıyametin kopacağından emindik gibi. Geldiğimiz de arabadan inip derin nefes aldım. İlk defa bu güzel şehir zehirli hava veriyor gibiydi. Koca apartmana bakıp ürkütücü görünen camlarına baktım. İçeri doğru ilerledim. Danışma kısmında yazan yerde bulunan, kadına doğru ilerledim.
''Merhaba, Semih Beye bakmıştım.''
''Tabi rezervasyonunuz var mı?''
''Evet. Adım Sıla Demir.''
''3. kat efendim.''
''Teşekkür ederim.''
Üçüncü katta çıkmaya başladım. Her adımımda göğsüm sıkışıyordu. Odanın kapısının önüne gelince gözlerimi kapatıp derin derin soluk aldım. Ve kapıyı açtım. Açmamla beraber onu gördüm. Bu imkansız...
''Merhaba seni korumak için buradayım sakin ol. Kendinden korkma sakın.''