Gözlerimi açtığımda güneş ışığını pencereden direk yüzüme vuruyordu. Bundan rahatsız olsamda kıpırdamadım. Elimi telefona attığımda saatin sabah 8 olduğunu fark ettim. Bu gün önemli duruşmam vardı. Geç kalmazdım. Saat 12-de başlayacaktı. 15 yaşımdan beri bu günün hayalini kuruyordum. Ve işte o gün bu gündü. Kalkıp hızlıca duş aldım. Soğuk sudan nefret etsemde nedense iyi geleceğini düşündüm. Şarkı söyleyerek banyodan çıktığımda aşırı neşeliydim. Hepde boyle olurdum aslında. Boş şeylerin beni uzmesine izin vermezdim. Birden annemin dediği sözleri hatırladım. "Bu gün ne olursa olsun ciddi ol Mavi. Bak bu ilk duruşman. Səni alt etmelerinin kolay olduğunu düşünecekler. Amma onlara yanıldıklarını kanıtla kızım. Bu an için nelerden vazgeçtiğini en iyi ben biliyorum. Sonuna kadarda seninleyim. Bu gün o çiçekli elbiseleri giyme. Dolabında kendi ilk duruşmamda giydiğim elbise var. Onb giy. Ve her kese Sena Karatayın kızı olduğunu kanıtla. Seni çok ama çok seviyorum." İstemsizce yüzümde gülümseme oluştu. Koşarak dolabımı açtım. Siyah dar bir elbiseyle karşılaştım. Baya iddialı gözüküyordu. Annemin gençliğinin aksine benim boyum uzundu. Kısa dursada giydim ve makyaaj masama oturdum. Yine tıpkı onun gibi sıkı bir atkuyruğu yaptım ve yüzüme yakışır şekilde bir makyaj yapıb yerimden kalkıp boy aynasının önüne geçtim. Çok zayıflamıştım. Şu sıralar doğru dürüst yemek bile yemiyordum. Aklımda sadece bu günkü dava vardı. Hep özgüvenli oluşumdur. Hayatımın dönüm noktalarında bile kendime ve anneme güvenirdim. Tabi bunun en esas başında ergenliğin olmuştu. Yine o berbat anları hatırladığım da aynanın karşısında deli gibi bir kahkaha atdım. Dışardan birisi suan beni görürse aklın hastanesinden falan kaçtığımı düşunebilirdi. Derin bir iç çektim. "Sen bunu başaracaksın avukat Mavi Karatay!" "İşte be. İşte bu. Aradığım heyecan,enerji bu!"
Arkamdan gelen sesle irkildigimde Turgayin beni izlediğini fark etdim. "Ödümü kopardın aptal!" "Nasılsın şapşik?" "Az önceye kadar iyidim valla" "Bu iyiyimin altind uykusuzluk,açlık,sinir ve birazda gerginlik var sanırım ." Ben başımı sallayıp yüzümü buruşturduğumda beni kollarımdan çekip kutfağa götürdü. "Hiç iyi görünmüyorsun şapşik. Sana kahvaltı hazırladım." "Şuan hiç yemek yiyemem dosyalara bakmam gerek." Turgay sinirle kendisini koltuğa bıraktı. "Zaten tüm gece çalışmadınmı? Tam bir oğlak kadınısın valla. İşdən başka düşündüyün bir şey yok." Bu söyledikleri gülmeme neden oldu. Benim sırıttığımı görünce oda bana katıldı. Hoşuna gitmiş ölü aklı yanıma geldi. Bir anda yüzü ciddileşdi ve bana sarıldı. Sorgulamadim bende ona sarıldım. Başını omzuma yasladı. "Mavi" "Hımm" " Bu gün bu işi bitirmek zorundasın." Derin bir iç çektim. Ona daha sıkı sarıldım. "Bitireceğim. Ne pahasına olursa olsun o caniyi içeri tıktirmadan rahat yok bana." Gözlerim dolmuştu. Onun yanında ağlamaktan nefret ediyordum. "Hadi ama şapşik. Bunları seni ağlatmak için söylemediğimi iyi biliyorsun. Bana bak" Eliyle başımı kendisine çevirdi. Alnını alnıma yasladı. "Sen Sena Karatayın kızısın. Her şeyden önce njnh aklında bulundur. Ve karşındaki herif bir pislikden fazlası değil. Bir an olsun onun etkisine geçme. Eğer kendini kötü hissedersen bana bakman yeterli." Yeniden derin bir nefes aldı,elinin tersiyle gözümdeki yaşları sildi. Turgayın elini tutdum. "İyiki varsın be şapşik!" diyince yeniden güldüm. Bana şapşik demesine dayanamıyordum. Saat 10-a geliyordu. Mahkemeye 2 saat kalmişdı. Sanki giden saatler ömrümü yiyordu. Evden cikiyorudm ki gözlerimi kapadım. Gözümün önüne o adamın yüzü geldi. O an sinirden yanıp tutuşuyordum. Elimde olsa onu bir kaşık suda boğardım. Evden çıkıp hızlıca abana ortudum ve mahkeme salonuna doğru yola koyuldum. İçeri girdiğimde her kes bana bakıyordu. Salona girdim. Henüz hiç kimse yoktu. Birazdan burda onlarca adamın olduğunu hayal ettim. Hakimin karar verişini,o caninin korkusunu ve en önemlisi kendi zaferimi. Yüzümde qurulu bir ifade yerini buldu. 8 yıldır yanıp titusdugum o intikam hissi bu gün bu salonda son bulacaktı. Geriye doğru adimladim ve salondan çıktım. Odama doğru yürürken her kes bana bakıyordu. Acaba başarabilecekmiydim? Kendimden çok emin göründüğümü yüzlerindeki ifadədən anlaya biliyordum. İnsanların bu endişeli tavırları hoşuma gidiyordu. Ama onlara nefret ediyordum. En basdada kendini bir şey sanıp aslında hic bir şey olanlarından. Bunun uğruna başlattım bu savaşımı. O nefret ettiklerimin başında gelenlerin ölmek için yalvarmalarını duymak uğruna. Bu benim. Mavi Karatay. Yaşamaya hakkı olmayanları,ölümü arzulatmak için geldim. Odamda oturmuş saatin ritmini tutuyordum. Tik tak,tik tak. Duruşmaya yarım saat kala yerimden durup avukat cübbesini giydim. Bir fotoğraf çekip altına "yaşamaya hakkı olmayanları ölümü arzulatmak için geldim!" yazıp paylaşdım. Övgü dolu yorumları okudukça yzukmde oluşan tebessüm qürur tebessümümden başka bir şey değildi. Yüzümün ifadesi okuduğum başka bir yorumla sarsıldı. "Bu ne cüret?" diye geçirdim içimden. Ardından telefonuma bilinmeyen numaradan arama geldi. Yorumu okudukdan sonra gelen bu arama beni şaşırtdı. Evet ,evet bu şaşırmaydı. Diğer türlüsü mümkün bile değildi. Bu duygu sadece bir şaşirmadan ibaret. Şimdi sakin ol ve telefonu aç. Elimi yeşil tuşa götürdüm ve dusunmeden kaydirdim. "Alo?" Ses yok "Alo kimsiniz?" Karşı tarafdan ses gelmeyince sinirleniyordum. "Bana bakın eğer 3 saniye içinde ses vermezseniz sizi şikayət edeceğim.!" Hayır hayır tam bir saçmalık. Şikayətdə neyin nesi. Sen avukatsin Mavi. Kendj kendime düşünürken karşıdan kahkahalarla dolu bir ses yükseldi. "Size kimsiniz diye sordum?!" Sesim çok iddialı çıkmıştı. Onun gülüşləri beni daha da deli ediyordu. Ses kesilince bir cevap vermesini bekledim. Ama ses yoktu. Tam telefonu kapatacaktimki karşıdaki kişi "Şapşik!"dedi alaylı bir ses tonuyla. Sinirden deliye dönmüşdüm. Turgay bile o kelimeyi yasaklamışken bu kişi hangi cüretle o lafı soyelye bilirdiki? "Sana kimsin dedim hadsiz şey!" üstüne bastıra bastıra kurduğum bu cümleye karşılık alamadım. Ard arda "alo!" diye bagirdiktan sonra telefon yüzme kapandı. Ofkeeylew teleofndaki yoruma bir kez daha baktım ve telefonu duvara fırlattım. "Bu kadar iddali olma bence taçsız prenses.! Herkesin yaşamaya hakkı var." Ben çok zor sinirlene bilen adamlardanim. Sinirleninceyse aklım ve kalbim benim kontrolümde olmuyordu. İşte bu kendimde sevmədiyim ilk huyumdu. Normalde karıncayı bile incitmezken ofkelenince tüm şehri yaka bilirdim. Duruşmaya 10 dakika kala kendimi dışarı attım. Koşarak lavaboya gittim. Lavaboya girdiğimde kapıyı arkadan kilitledim. Arkamı kapıya yaslayıp yere çöktüm. Hayır, hayır şimdi değil Mavi. Hayır buna izin veremezsin. Hemen kendine gel. Kendime sayiklayarak söylediğim bu sözlərin hiç bir anlamı yoktu. Artık çok geçti. Astmam tutmuşdu. Küçüklüğümden beri bu hastalık peşimi bırakmıyordu. Hatta bana inat en güzel günlerimi, en heyecanlı anlarimi mahv etmişti. Ve şimdi yine geliyordu.15 yıl önce
Saat akşam 9-a geliyordu.Birazdan doğum günü pastamı kesicektik. Annem, babam,teyzem,arkadaşlarım hepsi benim için toplanmışdı. Onları o kadar çok seviyorumdum ki bir an bile yanımdan ayrılmasınlar istiyordum. "Kızım ,hadi pastanın başına geç,mumları üflemeden önce mutlaka dilek tut." Annem beni seslediginde koşarak yanına kaçtım. Pastanın üstünde kocaman mavi renkte 8 rakamı vardı. Bunu özellikle kendim seçmiştim. Üstünde o kadar çok mum ve fişekler vardı ki sanki yılbaşını kutluyorduk. Teyzem hepsini yakarken ben gözlerimi sıkıca kapattım. Hayır, hayır dilek tutmak için değil ateşten korktuğum için. Gözlerim kapalıydı,ateş yüzüme vuruyordu. Beynimedi korku ətrafdakı seslere karıştı. "Hadi Mavi" "Üfle mumları" " Hala ne bekliyorsun?" "Mavi?Hadi ama kızım " İşte her şey o anda başlıyordu. Kalbim o kadar sıkışmıştı ki nefes alamıyordum. Gözlerimi açmaya korkuyordum. Sanki açarsam her şey son bulacakmış gibi hissediyordum. Dayanamıyordum. Zorlukla gözlerimi açtığımda ellerimi boğazıma götürdüm. O kadar sıkıyordum ki küçük ellerimi boğazımdan çektiğinde acidigini hissetdim. Annem anlamış olacakki telaslaa beni kucağına aldı. O günün sabahı hastanede uyandım. Tahlillerden astma hastası olduğum anlaşılmıştı.Zamanımız
Hayır Mavi. Bu kez izin vermeyeceksin. Zorla tutunarak ayağa kalktım. Aynanın karşısına geçip kendime baktım. "Bana bak Mavi. Sen içindeki o kız çocuğunu 8 yıl önce öldürdün. Şimdi kendine gel. O orospu evladı her kimse onada sıra gelecek. Şimdi ortayı alevlendirmek zamanı." Ellerimle boynumu ıslattım. Kendime çeki düzen verdikden sonra koşup mahkeme salonuna girdim. Düşündüğümden daha fazla insan vardı. Hepside o it hericin destekçileriydi. Bana nifretle bakıyorlardı. Tabii ki ben de onlara. Topuklularımın sesi salona yansıyordu. Aralarındaki fısıldamaları buradan duya biliyordum. Çenemi kaldırıp herkese fevri bir bakış atdım. Hakimin karşısındaki oturma koltuğuna geçtiğimde gözlerim bir çift toprak rengi gözle karşı karşıya kaldı. O an bana attığı bakışlarda neyin yattığını anlamıyordum. Benim kardeşim o mezarda uyurken bu insanın dışarda rahat gezmesine katlanamıyordum. Bana karşı bakarken dudaklarında oluşan o gulumsemeyi silmek için canımı bile verebiliridim. Amma biliyordum. Er yada geç onu içeri attıracaktım ve mümkünse idamı için her şeyi yapacaktım. Yüzüne bakınca kendini beğenmiş 20-li yaşlarında,zengin, ukala bir herif olduğunu anlamak zor değildi. Gözlerine bakarak bir kaç küfür savurdum. Ve o an başlıyorduk. Hakim içeri girince her kes ayağa kalktı. Ardından her kese oturmasını söyledi. Bana başıyla başlaya bilirsin dedikdən sonra omuzlarını dikleştirdim ve ayağa kalktım. Yüzümü hakime ve insanlara tutarak konuşmaya başladım. "Ben Mavi Karatay! Tam 8 yıl önce Emir Han Çakır tarafından vahşice katledilen Yağmur Karatayın avukatıyım! Amacım insanları katl etmesine rağmen yıllarıdır sokaklarda rahatça dolaşan bu caniyi ömürlük hapisde tutmak ve yıllarıdır suçsuz yere mezarda yatan öz be öz ablamın intikamını almaktır!"
Konuşurken oturanlardan bazılarının gülüşmelerini duydum. Onlarabters bakış atıp susturdukdan sonra salonun ortasına doğru yürümeye başladım. O adama bakmamaya çalışsam da bu kez taam gzolerine bakıyordum. "Ablam kollarımda acıdan inlerken kendime bir söz verdim. O herifi ne pahasına olursa olsun insanlık tarihinden sileceğim. Evet 15 yaşlı bir kız için fazla iddialı bir cümle ola bilir. Ama 8 yıldır ,tam 8 yıldır o bir cümle benim yaşam sebebime dönüştü!" Sonradan ellerimi göğsüme birleştirip insanlara taraf döndüm. "Şimdi hepiniz benim saçmaladığımı düşünüyorsunuz. Buda kim böyle diye soruyorsunuz. O zaman çok da zaman kaybetmeden devam edelim. " Bunları söylemenin bu kadar acı vereceğini düşünmüyordum. Yeniden dönüp onun gözlerine baktım. Gözlerinden gördüğüm korkusuzluk, dudağımın kenarını sinsice yukarı kıvırırken yok oldu. Bu hoşuma gitsede çaktırmadım. Başımı hakime çevirdim. "İzin verirseniz size bir görüntü izletmek istiyorum sayın hakim." "İzin verilmiştir!" Gururla masama doğru gidip çantamdan CD çıkardım. Sonra karşı tarafdan bir avukat olmamasını düşündüm. Onu alt etmem bu kadar kolay olamazdı en azından kendisini savunmayı düşünüyordu her halde. Kaşlarını çattım. Omuzumun üzerinden yeniden o gözlere baktığında yine o korkusuz ifadeyle bana bakıyordu. Hayır Mavi! İşte bu kadar kolay! Birazdan her şey son bulacak! Önüme dönüp CD -yi karşımda oturan genç beyfendiye uzattım.Başını olumlu anlamda sallayıp CD aldı. Yerinden kalkıp arkadaki makineye taktı. Ardından ablamın sesini duymamla kalbimdeki kıvılcım yeniden alev aldı. Bir şehri yakacak boyuta geldiğinde dayanamayıp arkamı döndüm. İşte o caninin ablamı öldürdüğünün görüntüleri. Uzun zaman sonra ilk kez bu görüntüye bakıyordum. Her kim olsa mahkeme öncesi 40 kez bu görüntüyü izlerdi. Amma ben yapamadım işte. Ablamın o acı dolu feryatlarini duyacak bir gücde değildim. O yüzden şimdi izliyorudum bunları. İzledikce gözümdən düşən o yaşlara mane olamıyordum. Ablam perisna olmuş halde dizi üstə çökmüşdü. Arkası dönük adam ise onu tam 20 yerinden bıçaklıyordu. En acisida onun yardım dolu çığlıklarını kimse duymuyordu. O kadar acı çekiyordu ki bağırması inlemeye dönüşmüştü. Kendimi tutamayıp beyfendiye görüntüyü durdurmasını söyledim. Ardından gözüyaşlı insanlara döndüm. Hepsinin gözünde korku vardı. Bir tek o gözlərdən başka. Yine aynı alayla bakıyordu. Amma bu kez bana değil ablama. "Çek o gözlərini ablamın üstündən iğrenç herif!" Bu sözlerimin onun üstünde hiç bir etkisi olmadı. Salona girdiginden sonra ilk kez konuşmaya başladı. "Bana kendimi savunma hakkı vermeyecekmisiniz hakim bey? " Hakim başını olumlu anlamda salladı. "Bu genç bayanın endişesini," duraksayıp bana döndü "korkusunu, acısıni anlıyorum. Ancak bu görüntülerde katılın yüzü görünmüyor. Ve buda benim katil olmam için yeterli sebep değil." "İtiraz ediyordum syain hakim! Elinizde ki dosyalarda gorntude ki kişinin ensesindeki yılan dövmesinin resmi mevcuttur. Dilerseniz Emir Han Çakırın da ensesinde o dovmeni göre bilirsiniz! Hem bu görüntülerde Yağmur Karatayın tam 20 yerinden bıçakladığı aşikar. Peki sizce 8 yıl önce tam o cinayet günü Emir Han Çakırın 20-ci yaş günü olması tesadüfmüydu yoksa planlımı?" "İtiraz kabul olundu! Emir Han Çakır karşıya çıkın ve ensenizdeki dovemyi bize gösterin!" Derin iç çekip yerinden kalktı. Ağır adımlarla salonun ortasına doğru yürüdü. Hakimin karşısında durup arkasını çevirdi. Boynunu eyip ensesini ortaya çıkardı. Kahretsin dövme falan yoku! Ona bir az daha yaklaştım. Ne yapmak istediğimi anlamış olacakki geriye bir adım atdı. Yüzümü hakime tutdum. "Sanığın dövme yerine bakmak istiyorum!" diyip üzerine yürüdüm. Oda gerilemeyi durdurup yeridne durdu. Tam ensesindeki ize dokunuyordum ki elimi tutdu. "Bir daha bana dokunursan o elini kırarım!" diyip elimi ondan kurtardım. "Sakin ol prenses. Sadece eline dokundum." Öyle alaycı ses tonuyla konuşuyordu ki beynimdə yankı yapıyordu. O an boğazına atlamamak için zor tutdum kendimi. Elini ittigimde kendi elimi ensesini üstün götürdüm. Dövme yoktu. Çok tedirgin olmuştum. Dövmenin yerinde çok yakından atılmış kurşun izi vardı. Normal insanlar beynindən kurşun yerken yaşama ihtimali 0 olurken bu kanlı canlı karsimda duruyordu. Kurşun baya yakından atılmış olacak ki yanında yanık izleri vardı. "B-Bu olamaz! Tam 1 yıl önce burada yılan dövmesi olduğuna adım gibi eminim! ! Gördüğüm karşısında şoke olsamda bu hiç bir gercegi değiştirmezdi. "Ahh taçsız prenses. Sana bu adam yıkılmaz demedilermi?" Öyle fisildiyordu ki sanki kimsenin duymaması gereken sözler söylüyordu. Yüzüme biraz daha yaklaşıp gzolerine kısdı. "Peşimi bırak. Yoksa sonuçlarına sevdiklerin katlanır Mavi Karatay! Annenin yaptığı hatayı tekrar etmek gibi bir hata sakın yapma. Buda sana ilk dersim olsun! Ah bu arada. Senden korktuğumu falan düşünürsen eğer bu bana karşı yaptığın 2ci hata olur!"
Gözlerim dolmuştu. Sanki ismimi ondan daha öncede duymuştum. Onun aklımla oynamasına izin veremezdim. Kendi kontrolümde kalmalıydım. Hemen üzünden uzaklaştım. "Söylemek istediğiniz baksa bir sey varmı syain avukat?" Hakimin bu sorusu yün dengemi bozdu. Bu adam ne söylemişti böyle? Acaba beni tehdit ettiğini onlara söylemelimiydim? Bu adamın sesi niyə bu kadar tanıdık geliyordu? Sanırım aklimj kaybediyordum. Yeniden yüzümü ona çevirdiğimde dudaklarını oynatarak "başaramazsın!" dedi. Bu beni sinirlendirmekten başka bir işe yaramadı.Hakime cevap vermeliydim. İşte bu bewjim cevabımı belirlemişti. Bu zamana kadar o kadar yapamazsın,başaramazsın demişlerdi ki bu sözlər beni afallatmak yerinə daha da kışkırtıyordu. Şu anda bu adamı hapse attırmak için elimde yeterli delillerin vardı. Fotoğraflar, ses kaydlari, dosyalar ve daha neler. Gözlerim Tutgayi aradı. Baismi vebirdigimde onu tedirgin gördüm. Nefes -nefeseydi. Sanırım slaona yeni girmişti. Elleriyle bazı hareketler yapıyordu. Fakat onu anlamıyordum. Sonra dudaklarindan "Yapma!" kelimesini anladım. Kaşlarını çattım. Buda neydi böyle?
Turgaya bakıp uzun uzun düşündüm. Onu bu hale getirenin ne olduğunu merak ediyordum. Amma karşımda içeri tıkılmayı bekleyen bir adam katil vardı. Sonunda hakime cevap verdim. "Hayır hakim bey! Davayı 1 ay erteleyelim. Şuan katil mahbus hayatı geçirmeye hazır değil!" Sesim iddialı çıkmıştı amma o kişiden başka her kes söylediklerime güldü. Yine beni izliyordu. Yüzünü dikkatlice inceledim. Uzun boyu, siyah saçları ve toprak koyusu gözleri oldukça çekiciydi. Amma tüm bunlar onun pislik bir katil olduğu gercegini değiştirmezdi. "Karar!" kelimesiyle duruşunu sabitledim. "Katil olduğu iddia edilen Emir Han Çakır mahkeme sonucuyla suçsuzdur. Mahkeme burada bitmiştir!" Duyduklarım karşısında donmuşdum. Ne yani bittimi her şey? "Ama,ama nasil olur sayın hakim?! Burada bitemez yani bitmemeli. Ben kanıtlıyicam. Hepinize bu adamın bir katil olduğunu kanıtlıyicam. Sadece 1 ay. Lütfen sadece 1 ay istiyorum. O 18 bıçağın yeri böyle kapatılamaz. Bu cani herif bunun bedelini ödeyecek! Er yada geç o idam sehpasına çıkacak." İçimden yalvarıyordum adeta. Bu mahkeme burda bitse bile içimde ki yara hiç bir zaman iyileşmeyecekti. " Sadece 1 ay avukat Mavi. Gerisine karışmam." İhtiyar hakim söylenerek yerinden kalktı. Başımla onu onayladım. Amma hala yaşadıklarının şokunu atlatamıyordum. Planıma göre her şey yolunda gitmeliydi. Ama her şey tersine döndü. Şuan ben tüm delillerimi mahkemeye sunarak gururla o adamı içeri attırmalıydım. Arkamca gülüş sesleri yerine alkış sesleri gelmeliydi. Salon boşalıyordu. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Ardınca bana gülerek yaklaşan katilin ayak seslerini duydum. Hafif kulağıma doğru eğildi. "Sevindim Mavi sevindim. Annenin yaptığı hatayı yapmadığın için çok sevindim. Bence buna sende sevinmelisin. Nede olsa benim hayatımı kurtarmakla hem kendi hem de ailenin hayatını kurtardın. Aferin Mavi aferin sana." Benimle alay etmesine dayanamıyordum. Başımı kaldırıp yüzüne sert bir tokat indirecektim ki ani refleksle elimi tutdu. Salonu gülüş sesleri doldurdu. İşaret parmağımı ona doğru uzatıp " Bunların bedelini ödeyeceksin it herif. O masum ablamın döktüğü her gözyaşının bedelini canınla ödeyeceksin! İdam sehpanı kim itecek biliyormusun? Ben iticem Emir Han Çakır! Hemde bunu büyük bir zevkle yapacağım! Ölmek için yalvaracaksın ama ben seni öldürmeyeceğim bile..." "Bence o kadar emin olma Mavi. Hayat bu,bir gün nefesini kesmek istediğin birisi diğer gün nefesin olur. Kim bilir belki ablan düşündüğün kadar da masum değildir." Sonra biraz daha üzerime eğildi. " Kim bilir belki sende düşündüğün kadar masum değilsindir.!" Öyle konuşuyordu ki sanki beynimde tufanlar kopuyordu. " Sakın,sakın ben ve ablam hakkında böyle konuşmaya cüret etme. Zararlı çıkan sen olursun! Sahiden o bıçakları saplarken hiçmi canın acımadı? Beni arayıp polise haber vermeden gelmemi isterken hiçmi vicdanın sızlamadı?"Ben bu sözleri söylerken kalbim binlerce parçaya ayrılırken onun gözlerinde boşluktan başka bir şey yoktu. Elimi elinden kurtarıp işaret parmagimi kalbinin üzerine bastırdım. "Bura varya bura. Aslında sende hiç yok. Senin kalbin insanların kanıyla besleniyor adi herif! Ve sen ölümün en kötü haline layıksın!" Beynim dağılıyordu. Acaba bu zamana kadar öldürdüyü insanlara karşı hiçmi acıması olmamışdı. Tabi ya. O ablamı hayvanca katl ederken acımışdımı ki başkalarına da acısın. "Defol Emir Han Çakır! Yoksa hayatımın ilk cinayetini yapmaya mecbur kalacağım!" Öyle bir güldü ki ağlayasım geldi. "Bunları senden beklemiyordum be Mavi. Beni şaşırtdın." Kolumu bırakıp çıkışa doğru yürümeye başladı. Sonra birden durup arkasına doğru döndü. İki işret parmagimi bana doğru uzatıp bağırmaya başladı." Hiç bir şey bitmedi Mavi Karatay! Sen benim çöplüğümde boğulacaksın!" Yeniden dönüp ıslık çalarak salondan çıktı. Turgay doğru koşmaya başladım. Hala nefes nefeseydi. "Biz bittik Mavi! Biz bittik!" Turgayın sesi boş salonda yankılanırken içime bir yenilgi duygusu çöktü. Adeta bitdimi diye sordum kendime. " Ne demek bittik?" Yüzünü ellerimin arasına alıp sakinleşmeye çalıştım. "Anlat neler oluyor?" Konuşmak , içindekileri dökmek istiyordu. Ama sanki bir şey ona karşı zor kullanıyordu. Sonunda derin nefes alıp "Ablan..." diyip susdu. " Ne? Ablan ne Turgay konuş!" Yüzüne baktığımda deminden beri kaçırdığı gözlerini büyük korkuyla gözlerimin önüne serdi. " Lan konuşsana? Noluyo?" Böyle susmasına dayanamıyordum. " Yaşıyor!!" Öyle bir bağırdıki hayatımı alt üst etdi. 23 yıllık hayatımı büküp bir çöpe atdı. 8 yıllık intikamımı bir hiç uğruna savaştığımı yüzüme vurdu. Hemde tüm gerçekleriyle.
Çocukken dünyanı değiştireceğime inanırdım. Sanki bunun aksi mümkün değil gibi. Televizyonda katliamlar soygunlar gördüğümde hepsinin sonunu kendim getireceğim derdim. Amma uzunca bir süredir dünyanın beni değiştirmemesi için çabalıyordum. Canım o kadar çok yanıyordu ki bundan dolunaylı gecelerden başka kimsenin haberi yoktu. O Ablan yaşıyor ! dedi. Amma benim uğruna savaştığım her şeyi başıma yıktı. O ablan yaşıyor! dedi. Beni Sena Karatayın gözünde küşük düşürdü. O ablan yaşıyor! dedi ama benim ömrümü bitirdi. Söylesenize nasıl yaşanırdı ki böyle. Ben kendimi bildim bileli intikam için yanıp tutuşan bir Maviyim. Şimdi nerde o intikam dolu zafer dolu günler?
"Mavi!" Turgay beni seslediğinde gözlerimi kapattım. Sanki bir kabusdu ve uyanıp bu salona girip çıktıkta zaferimi kutlayacaktım. Umutla gözlerimi açtım. Amma gördüğüm hayatda ki kabusdan başka bir şey değildi. Duvarda ablamın inleyerek durdurulan görüntüsü , bitmiş şekilde yere uzanmış Turgay , ve dizlerini karnına çekip hayatını sorgulayan Mavi Karatay! Yeniden yumdum gözlerimi yeniden açtım. Değişen hiç bir şey yoktu. Şu anda kaç duyguyu aynı anda yaşıyordum kim bilir? Çaresizlik , bitmişlik , güçsüzlük , perişanlık? Hangisiydi acaba? Umut dolu gözlerle yüzümü Turgaya çevirdim. " Turgay... Nolur bana bunların kabus olduğunu söyle... Nolur bak yalvarırım." Karşısına geçip ellerini tutdum. Gözyaşlarım yanağıma süzülürken onları silme gibi bir hamlede bulunmuyordum. " Lütfen bana kollarımda can veren ablamın öldüğünü söyle! Bana onun yaşamadığını söyle! Yapamam Turgay... Bu kadarı çok fazla kaldıramam. " Ne garipdi dimi? 8 yıl önce onun ölümünün benim kabusum olduğunu düşünürdüm. Şimdi o kabusdan uyanmalıyken niye dibe çekiliyordum? Çok zordu. Yağmurun yaşadığına dair küçük bir umudum bile yokken onun yaşadığını duymak. Ve duymakla kalmayıp kabullenmek. Turgay ensemden tutup başımı göğsüne yasladı. Tam yarım saatdir kollarında ağlıyordum. Sonunda kendimi toparlayıp hızlıca ayağa kalktım. Elimin tersiyle silmeme rağmen yerine hızlıca yenileri eklenen gözyaşlarımı sildim. " Hayır. İnanmıyorum! Anlıyormusun Turgay ? Benim ablam öldü! Duyuyormusun beni, benim ablam öl-dü!!! Ve ben 1 ay içinde 8 yıldır yapmak istediğim şeyi yapacağım!" Hiç bir şey söylemedi. Çünki söyleyemezdi. Bu söylediklerine benim inanmam için önce kendisinin inanması gerekiyordu. O buna inanıyorsa bile ben asla inanmayacaktım. Benim ablam öldü!
