Sabahın körüydü. Alarmım kaçıncı kez çalıyordu bilmiyorum ama telefonu duvara fırlatmama ramak kalmıştı.
-Siktir, okul vardı aklımdan çıkmış amk
Yorganı üstümden attım ve yataktan kalktım. Banyoya gidip yüzümü yıkadım, saçlarımı düzelttim ve aynaya baktım.
— Çok güzelim ha beni alan yaşadı.
Çantamı alıp aşağı indim. Annem mutfaktan seslendi.
— Kahvaltı etmeyecek misin kızım?
— Geç kaldım anne ne kahvaltısı? ayrıca okulda yerim bir şeyler.
— Her sabah aynı bok, biraz erken kalksan ölecek misin?
— Anne başlama ya.
Kapıyı çekip çıktım. Daha sokağın başına gelmiştim ki telefonum titredi. En yakın arkadaşım İrem yazmıştı.
İrem: Kız neredesin?
Ben: Yoldayım,niye?
İrem: Okula erken gel, sana anlatacağım şeyler var.
Ben: Kesin yine bir bok karıştırdın.
İrem: sus amk gel de anlatayım.
Telefonu kapatıp yürümeye devam ettim. Okulun kapısına geldiğimde ilk gördüğüm kişi hayatımın en büyük baş belası olan Aras’tı.
-Vayy,çirkin ördek yavrusu gelmiş bu tiple nasıl geliyorsun hayret ediyorum ya.
— kendine mi baksan amına koyayım, sen benden de tipsizsin.
İrem arkamdan yetişip koluma girdi.
— Kızım boş ver şunu, sabah sabah enerjimizi emmesin.
Aras güldü.
— Aynen, götür arkadaşını. Fazla konuşunca beyni yanıyor bunun,gerçi onda yok
Döndüm ve parmağımla onu işaret ettim.
— Bak Aras, sabah sabah ağzımı açtırma bana!
— Aç da görelim, çok korktum.
-bak kaşınma.
Aras omzuma çarparak yanımdan geçti.
— Çekil önümden, kısa devre!
Ben de arkasından seslendim.
— beyinsiz!
— Akşama kadar konuşursun artık, susmayı bilmiyorsun!
— Sen de adam olmayı bilmiyorsun!
İrem kolumdan çekti.
— Kızım gel artık, zil çalacak!
— ne hikmetse Şunun suratını görmeden güne başlayamıyorum zaten ne varsa bunda!
Aras arkasını dönüp sırıttı.
— Demek beni görmeden yapamıyorsun?
— Kendini bir bok sanmayı bırak, midem bulanıyor sen yüzünden.
Sınıfa girdiğimizde öğretmen henüz gelmemişti. Sıramıza oturduk. İrem çantasını bırakıp bana döndü.
— Kız, dün Aras’ın sınıf grubuna attığı şeye baktın mı?
— Hayır, o salağın ne attığı umurumda değil.
— Senin hakkında konuşmuş.
Kaşlarımı çattım.
— Ne demiş o şerefsiz?
Tam o sırada Aras ve Mert sınıfa girdi. Aras konuşmamızı duymuş olacak ki sıranın yanına gelip eğildi.
— Ne oldu? Adımı duyunca kulakların mı dikildi?
— Siktir git Aras, benim hakkımda ne attın?
— Uğraşma zaten, iki dakika sessiz kal da sınıfın huzuru yerine gelsin. Ayrıca neden söyleyeyim?
— Senin olduğun yerde huzur mu olur ayrıca benim hakkımda mal mısın aq?
-sinek mı vızıldıyor? VZzzz dıye ses geliyor sadece
Sinirden kendimi kemirirken bide bu olay olunca iyice sinirlendim abi ne uslanmaz çocuk bu?
Aras sırama yaslandı. Kalemimi alıp havada çevirmeye başladı.
— Ver şunu geri.
— Alabiliyorsan al.
Ayağa kalktım ve kalemi elinden çekmeye çalıştım. O da elini yukarı kaldırdı.
— Aras, son kez söylüyorum, ver şu kalemi!
— Ne yapacaksın,dövecek misin?
Kalemi kaptığım gibi sıraya bıraktım.
— Seninle uğraşmak bile zaman kaybı!
Tam o sırada öğretmen içeri girdi.
— Yine siz ikiniz mi?
Sınıf bir anda sessizleşti.
Öğretmen çantasını masaya bıraktı ve bize baktı.
— Her gün aynı şey! Bir gün olsun kavga etmeden duramıyor musunuz?
Aras omuz silkti.
— Hocam ben bir şey yapmadım.
Sinirden güldüm.
— gerizekalı bak harbi diyorum sikerim seni
— bana bak!
— Ne oldu? sayın beyefendi?
Öğretmen masaya vurdu.
— YETER! İkiniz de susun!
İkimiz de sustuk ama Aras bana bakıp dudaklarını kıvırdı. Yine sinirimi bozmak için sırıtıyordu.
Öğretmen elindeki defteri açtı.
— Bu hafta üçüncü kez adınızı yazıyorum. Bir daha olursa disiplin işlemi başlatacağım. Burası okul, sokak değil!
Aras arkasına yaslandı.
— Tamam hocam.
Ben de kollarımı bağladım.
— Hıhı
Öğretmen gözlerini kıstı.
— salak mısınız olm siz?
Aras kısık sesle güldü.
— O salak
Dirseğimle koluna vurdum.
— Kes sesini salak
— Hocam, bana vurdu!
— ARAS, YETER ARTIK!
Öğretmen ikimizi de tahtanın önüne kaldırdı.
— İkiniz de teneffüste yanıma geleceksiniz. Bu iş böyle devam etmeyecek!
Aras yanıma gelip fısıldadı.
— Senin yüzünden başım belada.
Ona dönüp sırıttım.
— Sanki benim çok hoşuma gidiyor seninle aynı havayı solumak.
— Çok konuşuyorsun.
— Sen de çok boş yapıyorsun.
Son dersin sonlarına doğru öğretmen elindeki kâğıtları masaya bıraktı.
— Şimdi sınıf için bir görev dağılımı yapacağız. Herkes üzerine düşeni yapacak, kimse kaytarmayacak!
İrem bana eğildi.
— umarım bizi aynı göreve vermez.
— Versin amk, ben işimi yaparım. Kimseye eyvallahım yok.
Öğretmen isimleri okumaya başladı.
— İrem ve Mert, sınıf panosunu hazırlayacak.
İkisi birbirine bakıp başını salladı.
— Sıradaki görev, sınıfın etkinlik köşesini düzenlemek. Bu görev için de…
Kalemini kâğıtta gezdirdi.
— Sen ve Aras!
Başımı kaldırdım.
— HOCAM, ŞAKA MI BU?!
Aras aynı anda ayağa kalktı.
— Hocam, ben bu kızla çalışmam!
Öğretmen gözlüğünün üzerinden bize baktı.
— Harika, demek ikiniz de itiraz ediyorsunuz. O zaman özellikle birlikte çalışacaksınız. Belki birbirinize katlanmayı öğrenirsiniz!
Aras bana döndü.
— Sakın bana emir vermeye kalkma.
Ben de ona yaklaştım.
— Sen de sakın benim sinirimi bozma, yoksa o etkinlik köşesini kafana kurarım!
— Denesene lan!
— Denerim, merak etme!
Öğretmen elini kaldırdı.
— YETER! Yarın sabah ilk iş bu görevi tamamlıyorsunuz. İkinizden biri bile gelmezse ikiniz de disipline!
Zil çaldı. Herkes çantasını alıp çıktı. İrem kapıda beni bekliyordu, Mert de Aras’ın omzuna vuruyordu.
Aras çantasını sırtına takıp bana baktı.
— Yarın sakın geç kalma, baş belası.
Ben de çantamı omzuma attım.
— Sen önce kendi başının çaresine bak, beyinsiz.
Yanımdan geçerken son kez konuştu.
— Yarın görüşürüz, cadı.
Arkasından seslendim.
— görüşmemek üzere.
Ben bu gerizekalıya haddini bildirirdim hatta üstüne üstün döverdim de neyse.

