Belki kaybedilecekti.
Belki kazanılacakdı.
Belki imkansızdı ama bütün imkansızlıklar imkan dahilindeydi...
~
Ateş koltuğa oturmuş sinirli bir şekilde telefonla konuşuyordu. Sesizliği sadece Ateşin bağırması bozuyordu.
O kız ölmüştü belki de bizim yüzümüzden ölmüştü. Masum olanların canını almamlıydı.
Bir hafta sonra yılbaşıydı. Ve bizim içinden çıkamadığımız durum gözle görülebilecek değildi.
Ayak sesleri odayı doldururken kapıda Kuzey belirdi "abi biz bir şey bulduk." Ateş kuzeyin yanına ilerlediğin de "ne buldunuz?"
Ateşle göz göze geldik. " Kamera kayıtların da şu duvarın üstünde siyah bir cisim var onunla vurulduğunu düşünüyoruz."
" Ve bir şey daha var sizin kimliğinizi bilen kişi Baykan Deniz olduğunu düşünüyoruz elbette kanıtlar var ama kesin değiller." Ateş kafasını sallayıp konuşmaya başladı
"Hala orda duruyor mu ?"
"Adam üç saniye sonra silahı çekip kaçıyor. Bizde zaten dikkatli bakmasaydık kaçıracaktık."
"Tamam duvarın olduğu yerden yada dışardan DNA izi bulmaya çalışın. Parmak izi saç teli herhangi bir şey çabucak bulun." Kuzey başıyla onayladıktan sonra sistem odasına geri döndü.
Ateş tekrardan koltuğa oturduğunda
" Ateş artık dursak mı? Sence de mantıklı düşünebiliyor muyuz?"
"Giray, sen ne diyorsun adam dibimize kadar giriyor evimdeki kızı vuruyor yetmedi kimliğimi biliyor." derin bir nefes aldığında tekrar konuştu"onu ellerime geçirsem derisini yüzüp, parmaklarını penseyle koparıp onu delik deşik ederdim."
Toprak ve Barkın Ateşe şaşkın ve korkmuş bakarken konuşmaya katıldım " Umarım bu zevki bana da verirsin bende kendi ellerimle bedenini çürütmek isterim, ruhu gidene kadar." Bu sefer şaşırma sırası herkesdeydi. Bir tek Ateş sırıtıyordu bu hoşuna gitmişti.
Toprak konuya atlayıp "Eee ne demişler; katilin karısı da katildir." Sesli bir şekilde kahkaha attığım da herkes gülmeye başlamıştı.
~
Ateş Arslan'ın gözünden
Gülüşüne her geçen gün daha da hayran oluyordum. Bir katil bu kadar güzel olabilir miydi?
Olabilirmiş.
O adamı hala bulamamıştık. Evimin yakınına gelip kim birini vurabilirdi.
Telefondan başımı kaldırdığımda Toprak, Barkın ve Giray hala çalışıyordu. Başımı Sedef çevirdiğimde bacaklarını kendine çekmiş, başını yastığa yaslamış uyuyordu.
Kalktığımda masanın üzerinde duran tüylü battaniyeyi aldığımda iki yandan açıp Sedefin üstünü örttüm. Bacaklarını uzatıp ayağında duran patikleri çıkardım.
O kadar güzel uyuyordu ki onu bütün gece seyredebilirdim.
"Abi sende kızın ağzının içine düşüyorsun resmen." Dedi Toprak.
Ona ters bir bakış attığım da kafasını döndürüp dosyalara döndü.
İki saat sonra sistem odasına girip kamera kayıtlarını ordaki çalışanlardan istemiştim. Büyük ekrana yansıyan kameralar her dakikasını gösteriyordu. Bir şey gözüme çarptığında "Durdur!" Dedim. "Azcık şu adama yaklaştır kamerayı ve tek ekran yap."
Ekran geldiğinde "on saniye geriye getir ve yavaş oynat." Video tekrar oynatılınca korumanın ağzından bir şeyler söylediğini gördüm. Bir eli arkasında siyah bir konuşma cihazı tuttuğu belliydi.
"Adamı istiyorum onu ben işe almıştım öbürlerine haber verin kulaklıktan o adamın kini devre dışı bırakın."
"Abi adam izin günün de." Sinirle dönerek.
"Her şeyi ben mi anlatayım? Gidin bulun neredeymiş. Sonra getirip alttaki depoya kilitleyin." Başıyla onaylayınca odadan çıktım.
~
Sesizlik bazen bir başkaldırı.
Sesizlik bazen ise en büyük çaresizlikti.
Biz kaderin bizi nereye götürdüğünü bilmeden bu sarmala yakalanmıştık.
Ya ölecektik.
Ya da yaşayacaktık.
Ya kaybedecektik.
Ya da kazanacaktık.
Ama günün sonunda yenilen yine biz olacaktık...
Buraya kadar gelmişken bir beğeni ve yorum alırımmm 💙🖤
Emek vererek yazıyorum lütfen destek olur musun 🖤🕯️



