İçeriğe geç

SİYAH BEYAZ

Bölüm 3 · 6 dk okuma

SİYAH BEYAZ

Bölüm 3

BÖLÜM 1: BAZI HAYAL KIRIKLIKLARI

Mavisu’nun anlatımıyla

Apartmanın kapısının önünde, cebimde bir elim ve sırtımda çantam ile bir yandan Evren’i ararken söyleniyordum.

“Hadi Evren aç ya…” dedim sessizce. “Senin yüzünden ilk günden geç kalacağız.”

“Geldim, geldim!” dedi o da apartman kapısının kapanma sesi ardından söylenmeme karşılık verir gibi.

“Sonunda!” diyerek tuttuğum nefesimi kuruyan dudaklarımdan bıraktım. “Ben de kendimi yavaş sanırdım.”

“Neyse, hadi yola çıkalım da metroyu kaçırmayalım.”

“Tamam. Hızlı yürü ama!”

“Tamam, tamam,” dedi kısılan ela gözleriyle gülerek.

Sohbet ve kahkaha ile geçen kısa bir yürüyüşün ardından nihayet metro durağına geldiğimizde kartlarımızla geçip yan yana koltuklara oturduk.

“Okula gidince seni biriyle tanıştırmak istiyorum,” dedi kısa bir sessizliği bozarak. “Benim okul değiştirdiğimi öğrenince benim olduğum sınıfa kaydolan, benim için çok değerli biriyle.”

Kim acaba diye düşündüm kendi kendime. Sakin Mavisu.

Okulun durağına geldiğimizde bilmediği ve kulaklıkları takılı olduğu için benden yana olan kulağındaki kulaklığını çıkarıp “Burada iniyoruz.” diye fısıldadım.

Hızlıca hazırlanıp benimle birlikte ayağa kalktı. Duraktan çıktığımızda cebimdeki telefonumu elime alıp saati kontrol ettim: 08.12

“Yetiştik.” dedim merdivenleri koşarak çıktığımız için nefes nefeseyken. Yaklaşık 6-7 dakikalık bir yürüme mesafemiz vardı ve derslerimiz 08.35’te başlıyordu.

Sonunda sınıfa vardığımızda girer girmez boynuma dolanan kolların sahibini tanımak zor değildi.

“Mavisu,” dedi son harfi uzatarak. Bu onun için bir sevgi belirtisiydi. “Özlemişim kanka ya.”

“Ben de.” dedim sarılmasına karşılık verirken.

“Bu arkadaş kim peki?” dedi gözlerini kısıp yanımdaki Evren’e tehditkar bakışlar atarak. Küçüklüğünden beri ne zaman biriyle tanışsa istemsizce bu hareketi yapardı.

“Evren,” diye açıklamada bulundum. “Bizim apartmanda oturuyordu ama başka okula gidiyordu. Bu sene bizim okula geçmeye karar vermiş.”

“Memnun oldum,” dedi Lina bakışlarını yumuşatıp sağ elini uzatırken. “Ben de Lina.”

Evren de biraz önceki bakışların sonucu olduğunu düşündüğüm bir tedirginlikle uzatılan eli sıktı. “Ben de memnun oldum.”

Sonra yanımıza esmer, dağınık saçlı bir çocuk geldi. Evren’le kısa ve samimi bir şekilde selamlaştılar.

Evren tekrar bana dönüp “Seni tanıştırmak istediğim kişi,” dedi. “Poyraz.”

“Memnun oldum Mavisu.” dedi çocuk elini uzatarak. Elini sıkarken “Ben de,” dedim. “Ama sen adımı nereden biliyorsun?”

“Evren dün telefonda bahsetmişti.” dedi dirseğiyle hafifçe Evren’i dürterken.

“Anladım.” dedim. Sonra aramızda birden bir sessizlik oluştu. Bu sessizliği bilin bakalım kim bozdu!

Lina. Şaşırdık mı?

“Biz şey değil miyiz ya…” dedi bir yandan düşünürken. “Okulun ilk günü tanışıp başlarına bin bir olay gelen o arkadaş grubu.”

O bitirir bitirmez “Her şeye bunu yapıyorsun.” dedim şikâyet edercesine.

“Ne alaka ya!”

“Hanımlar,” diyerek araya girdi Poyraz. “Rahatsızlık vermek istemem ama bu hanımefendiyle tanışmazsam kabalık olur.”

Aaa, yürümüyor maraton koşusu yapıyor sanki!

Elini bu sefer Lina’ya uzattı. “Adınızı öğrenebilir miyim?” dedi boy farkından dolayı hafifçe eğilirken.

Evren, “Yavaş git kanka yol buzlu, hava kötü.” dedi zihnimi okurcasına.

“Ne var be?” diye çıkıştı Poyraz ona. “Tanışmak da mı yasak?”

Onlar tanışırken Evren sağ avuç içini alnına vurup kafasını onaylamazca iki yana yavaş yavaş sallayarak biraz önce Poyraz’ın kalktığı sıranın yanına oturdu ve kollarını birbirine bağladı. Ben de peşinden Lina’nın kalktığı sıranın yanına oturdum. Aramızda boşlukla Evren ile yan yana gelmiştik.

Öğretmen zili çalınca Evren bana döndü.

“İyi dersler.”

“Sana da.” dedim onun gibi gülümseyerek. Dün mesaj gruplarından atılan programa göre ilk dersimiz kimyaydı. Aklıma gelince aceleyle çantamdan defterimi ve kalemliğimi çıkardım. Kitaplarımız bugün verilecekti.

Kimya hocamız değişmişti. Sınıfa girince birkaç saygısız hariç herkes ayağa kalktı. O ise çok bozuntuya vermeden onlara sertçe kınayan bir bakış attıktan sonra elinde büyük bir kutuyu zorla sürükleyerek sınıftan içeri getirmeye yeltendi.

“Yardım edebilir miyiz hocam?” Bu ses Evren’e aitti.

“Çok memnun olurum evladım.”

Evren ve Poyraz kalktı ve saygılı bir tavırla kutuyu kaldırıp öğretmen masasının yanına kadar götürdüler.

“Teşekkür ederim oğlum, siz oturabilirsiniz.”

“Rica ederiz hocam.”

“Yalakalara bakın hele,” dedi hoca geldiğinde ayağa kalkmayanlar. Birkaçı tıslayarak hakaret etti Evren’e.

“Ne bu cüret!” dedi hoca. “O yalaka değil, olsa da en azından sizin gibi saygısız hiç değil.” dedi. Okulun ilk günü olduğu için ortamı çok germek istememiş olacak ki “Neyse, görmeyeyim bir daha. Yeni gelen iki öğrenciyi görebilir miyim?” diye sorarak konuyu değiştirdi.

Poyraz ve Evren elini kaldırdı.

“Gelin bakalım.”

Tekrar ayağa kalkıp masaya yürüdüler.

“Kendinizi tanıtın bakalım.”

“Ben Evren Karadağ. 17 yaşındayım. Resim yapmayı severim...”

Bana mı baktı o?

“Ben Poyraz Kerim. Ben 16 yaşındayım,” Parmaklarıyla kısa bir işlem yaptı. Sınıf kıkırdadı. O da karşılık olarak gülümseyerek sınıfa döndü “Sanırım 8 gün sonra 17’me gireceğim.”

“Teşekkür ederiz çocuklar. Oturabilirsiniz.”

Hoca kitaplarımızı teker teker dağıttı. Kitabın içeriğini biraz inceledik, kabaca bir plana göz attık. Teneffüs zili aldığında ve hoca çıkmamıza izin verdiğinde dördümüz sınıftan çıkıp bahçeye indik.

“Geçen gün sana sevdiğin müzik gruplarını sormuştum, araya konu girdi konuşamadık.”

“Arctic Monkeys severim ama senin tayfadanım, The Neighbourhood her şeydir.” dedim Lina ve Poyraz çoktan kendi aralarında sohbete dalmışken.

“Solo?”

“Billie.”

“Bayılırım.” dedi samimiyetle. “Çok içten. Çoğunluk korkutucu bulur ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bir röportajında neden mutlu müzik yapmadığı sorulduğunda tatmadığı bir duyguyu tanımlamanın hoşuna gitmeyeceğini söylemişti. O zaman anlamıştım hayranlarına ne kadar değer verdiğini.”

“Türkçe’de Duman’ın üzerine tanımam.” dedim.

“Tabi ki.” dedi. “Çok profesyoneller.”

Ders zili çaldı, sınıfa geçtik, sohbetle hocayı bekledik.

O gün tüm öğretmenler gelip kendi derslerinin kitaplarını dağıttılar. Okul çıkışı yola koyulduk. Eve yürüyerek döneceğimizi önceden konuşmuştuk.

“Kafeye gidiyoruz, değil mi? Çok acıktım.” diye sordu Evren.

“Evet, bildiğim en güzel yere götüreceğim seni.” diye karşılık verdim kıkırdayarak.

“İyi bakalım.” dedi gülümseyerek. Bir yandan da adımlarını bana göre ayarlamaya çalışıyordu. Bir süre daha yürüdükten sonra butik bir kafenin önünde durdum. Ben birden durunca telefonuyla uğraşan Evren bana çarpınca neredeyse düşüyordum.

“Tutmasam düşüyordun!” dedi gülümseyerek. Beni omuzlarımdan tuttuğunu o zaman fark ettim.

“Boyun kaç senin ya?”

“1.79. Niye sordun?”

“Benim kaç katımsın diye hesaplayacaktım da yokmuşsun o kadar.”

“Senin kaç Kısa Mavisu?”

“Ben 1.65’im Evren.” dedim haklı olarak sinirlenerek.

“Ne kızıyorsun ya?”

“Hadi içeri gir de iyice sinirlendirme beni.”

İçeri girip kendimize güzel konumlandırılmış bir masa seçtikten sonra yerleştik. Genç bir garson siparişlerimizi almak için geldi.

“Ben bir waffle bir de süt alabilir miyim?”

“Tabi. Waffle çikolatalı mı olsun?”

“Çok iyi olur.”

“Tamamdır. Beyefendi siz ne istersiniz?”

“Ben bir dilim cheesecake alabilir miyim?”

“Hemen hazırlatıp getiriyorum.” deyip gülümseyerek yanımızdan ayrıldı garson.

“Neden süt istedin, uzamak için mi?” diye kendi şakasına gülerek sordu Evren.

“Hı-hı.” diye söylendim göz devirerek.

“Tamam, eve gidince uyursun biraz da uyandığında uzamış olursun. O kadar hızlı uzaman için bambu olman lazım ama.”

“Bambu olurum o zaman.”

Gözleri bana odaklanırken ve kolları önünde bağlıyken burnundan güldü. Telefonuma gelen bildirimle yerimden sıçrayıp cebimden telefonumu aldım.

“Lina’m kişisinden 1 mesaj”

Bildirime tıkladım.

“Evren’in yanında ne işin var?”

“Buraları öğrenmek istediğini söylemişti, n’oldu?”

“İyi.”

Neden böyle yaptığını anlamamıştım. Açıkça bir şeye bozulmuştu. Kafeye Evren’le gelmeme bozulmazdı, başka bir şey olmuş olmalıydı. Ayrıca beni gözetliyordu. Etrafıma bakındım ama ortalıkta görünmüyordu. Birilerini gözetleme konusunda ustaydı.

“Ne oldu Lina?”

“Bi’ şey yok.”

“-_-“

“Pekala, Poyraz.”

“Ne olmuş ona?”

“Bana saçma hobilerim olduğunu söyledi. Fotoğrafçılıktan dolayı. Vakit kaybıymış.”

“Hadi ama, herkes böyle der, sen aldırmazsın.”

“Onunla zevklerimizin aynı olduğunu düşünmüştüm.”

“Benzediğinizi düşünmüştün.”

“Tam olarak öyle denemez.” Bir mesaj daha geldi.

“Benim yaşadıklarımı yaşadığına emin gibi bir şeydim.”

“Eve geçerim birazdan, konuşuruz.”

“Tamam.” yazdı. “Görüşürüz.”

“Görüşürüz”

Evren’e baktığımda onun da telefonuyla ilgilendiğini gördüm. Yüzünde biraz hüzünlü bir gülümseme vardı ve alt dudağını ısırmış, ekrana odaklanmıştı.

Evren gerçekten de sahip olabileceği her güzelliği ona kullanmıştı.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Kesin Evren ve Mavisu olacak ama acaba ters köşe olur da Evren ve Lina, Poyraz ile de Mavisu olur mu diye düşünmeden edemiyorum djsnsuskshsj. Evren ile yakışıyorlar da arkadaşlıkları da çok güzel