Polis memuru, Mia’ya meraklı bir yüz ifadesiyle baktı.
“Bayan Mia, isterseniz sizinle birlikte gideceğiniz yere kadar gelebilirim. Başınıza bir şey gelmesini istemem.”
Mia, tavrından da anlaşılacağı üzere başını hafifçe salladı.
“Teşekkür ederim ama kendim gidecek kadar büyüdüğümü düşünüyorum.”
Polis memuru, Mia’nın bu cevabından hiç memnun kalmamıştı. Yüz ifadesi bir anda değişti.
“Siz bilirsiniz, hanımefendi. Eğer bir şey olursa beni arayabilirsiniz.”
Mia cevap vermedi.
Bulduğu o garip anahtardan başka hiçbir şeyi düşünemiyordu.
Anahtarın nereden geldiğini, neden evinde olduğunu ve en önemlisi... bütün bunların Clara ile bir ilgisinin olup olmadığını öğrenmek istiyordu.
Arabaya bindi.
Motoru çalıştırdı ve evinden uzaklaştı.
Bu kez gittiği yer belliydi.
Clara’nın evi.
Eğer bu garip anahtarın ardında bir sır varsa, Mia bunu öğrenmeye kararlıydı.
Kısa bir yolculuğun ardından Clara’nın evine geldi.
Arabadan indi.
Evin kapısına doğru ilerledi ve zile iki kez bastı.
Dingg... Dongg...
Bekledi.
Ses yoktu.
Mia birkaç saniye daha kapının önünde durdu. Ardından tekrar zile bastı.
Dingg... Donggg...
Yine kimse kapıyı açmadı.
Mia’nın kaşları çatıldı.
“Clara?”
Sesini yükselterek kapıya doğru seslendi.
Cevap yoktu.
Tam arkasını dönüp gitmeye hazırlanıyordu ki arkasından bir ses duydu.
“Pardon... Kimsiniz? Nereye gelmiştiniz?”
Mia irkildi.
Yavaşça arkasını döndü.
Ses, Clara’nın yan komşusunun bulunduğu taraftan gelmişti.
Mia etrafına baktı. Sonra sesin geldiği yöne doğru birkaç adım ilerledi.
“Afedersiniz. Arkadaşım burada oturuyor. Onun için geldim. Zile bastım ama kapıyı açan kimse olmadı.”
Kadın, Mia’nın söylediklerini duyunca bir anda donup kaldı.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Şaşkınlık...
Ardından ürperti.
Birkaç saniye boyunca Mia’ya hiçbir şey söylemeden baktı.
Sonunda kısık bir sesle konuştu.
“Ama... nasıl olur?”
Mia’nın yüzünde anlam veremeyen bir ifade oluştu.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Kadın, Clara’nın evine doğru baktı.
“O evde kimse yok.”
Mia’nın kalbi hızlandı.
“Ne?”
Kadın gözlerini Mia’dan ayırmadan devam etti.
“On yıldır...”
Bir an durdu.
“On yıldır o evde kimse oturmadı. O ev boş.”
Mia’nın yüzündeki şaşkınlık giderek büyüdü.
“Hayır... Bu mümkün değil.”
Kadın hiçbir şey söylemedi.
Mia hemen devam etti.
“Daha üç gün önce geldim. Clara burada oturuyor. Onunla konuştum. Bu evde kimsenin olmaması imkânsız.”
Kadının yüzündeki ürperti daha da belirginleşti.
Elini yavaşça cebine attı ve telefonunu çıkardı.
Bir numara çevirdi.
Mia, kadının kiminle konuştuğunu anlamaya çalışarak sessizce bekledi.
Telefon birkaç saniye sonra açıldı.
Kadın aceleyle konuştu.
“Bay Edwin... Buraya acil gelir misiniz?”
Kısa bir sessizliğin ardından telefonu kapattı.
Sonra Mia’ya döndü.
“Lütfen burada bekleyin.”
Mia’nın kaşları çatıldı.
“Bay Edwin kim?”
Kadın cevap vermeden önce bir an duraksadı.
“Gelecek kişi size gerekli olan cevabı verecek.”
Kadın bunları söyledikten sonra tekrar eve baktı.
Mia da istemsizce arkasını dönüp Clara’nın evine baktı.
Evin pencereleri karanlıktı.
Kapı kapalıydı.
Her şey normal görünüyordu.
Ama artık Mia için hiçbir şey normal değildi.
Üç gün önce Clara’nın yaşadığına inandığı bu ev...
Kadına göre tam on yıldır boştu.
Mia’nın aklı iyice karışmıştı.
Elini cebine attı.
Parmakları, yanında taşıdığı o garip anahtara dokundu.
Bir an durdu.
Anahtarın soğukluğu tenine yayıldı.
Ve o anda aklına tek bir soru geldi:
Clara gerçekten kimdi?
Mia, cevabını bilmediği bu sorunun peşinden gitmekten başka çaresi olmadığını düşündü.
Mecburen beklemeye karar verdi.
Ama içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu.
Çünkü birazdan gelecek olan Bay Edwin’in...
Clara hakkında söyleyecekleri, belki de her şeyi değiştirecekti.