İçeriğe geç

Siyah Amber

Bölüm 5 · 11 dk okuma

Siyah Amber

Bölüm 5

5. Bölüm

Başlayacağım cümle için çok önceden demek isterdim ama bir buçuk sene öncesi çok öncesi olmuyordu. İnsanın hayatına çok yakın zamanda başlaması çok garip değil miydi? Bir buçuk sene önce ne olmak istiyordum, ne yapıyordum, kiminleydim, nerede ne yapıyordum?

Deniz'in anlattığına göre üç sene sınava girmemeyi tercih etmiş, ondan öncesinde egom yüzünden kimseyle irtibat halinde olmamıştım. Daha çok eve gelir ya kitap okur ya da sosyal medyada takılırmışım. Bu doğru olabilirdi çünkü dış dünyaya bir türlü alışamamıştım. Alışmak istediğim zaman da ilk okul günüm gibi şeyler olacağını düşünüyordum ki haksız da sayılmazdım.

Orada konuşulanlar... Kurdukları cümleler bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Babam yirmi yaşındaki küçük kız değil demişti. Ben yirmi üç yaşındaydım, arada çok fazla fark yoktu. Ne demek istemişti? Çağkan, Sinan'dan önceki hayatımıza dönebiliriz demişti. Sinan kimdi? Çağkan'la önceden nasıl bir hayatım vardı? Cümlesi kesilmeden önce eskisi gibi demişti Deniz. Eskiden nasıldı?

Kafamda o kadar soru işareti vardı ki bunlarla başa çıkamıyordum. Rüyamda gördüğüm adama karşı hislerim garipti. Bu rüyayı birinin tetiklemesi gerekiyordu ve Çağkan onu tetiklemişti. Rüyamdaki kişi Çağkan mıydı? Ah! Kafayı yemek üzereydim.

Bunları öğrenmem gerekiyordu ama bir yerden başlamalıydım. Ama buna emin miydim? Gerçeklerle yüzleşmek gerçekten istiyor muydum? Elbette istiyordum. Beni ben yapan şey geçmişimdi ve ona ihtiyacım vardı. Bu yüzden onu bulmalıydım.

Yataktan kalkıp cüzdanımı aldım ve kimliğime baktım önce. Doğum tarihim yirmi üç yaşında olduğumu gösteriyordu. Belki de babam mecazi anlamda kullanmıştı o cümleyi. Belki de yirmi yaşımdayken çocuksu davranıp şu an olgun olduğum için bu cümleyi kullanmıştı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve ellerimi saçlarımın arasına geçirdim. Bir anda hayatımda bu kadar nasıl cevapsız soru olabilirdi?

Köşede duran makyaj masamın önündeki pufa oturdum ve yüzümü ellerimin arasına aldım. Bir şeyler yapmalıydım. Orada konuşulan her şeyin doğru olmadığına ve hayatımı mahvetmediklerine ihtiyacım vardı. Bunun gerçek olmadığına ihtiyacım vardı.

Bugünlük bu kadar baş ağrısının yeterli olduğunu düşünüp hazırlanıp okula gitmeye karar vermiştim. Aslında Mehmet ve Yeşim'le vedalaşacak ve onlarla tanıştığım için gerçekten mutlu olduğumu söyleyip oradan defolacaktım.

Kıyafet odamdan beyaz renk fit bir gömlek, lacivert renk yüksel bel İspanyol paça pantolon almış altıma da beyaz renk topuklularımı gitmiştim. Makyajı sadece maskara ve güneş kremi sürüp dudağıma nude ruj sürmeyi tercih etmiştim. Saçlarımı hafif dalgalandırıp at kuyruğu yaptıktan sonra yuvarlak küpelerimi takıp hazırlığımı sonlandırmıştım. Aslında şu anki ruh halime göre fazla bile hazırlanmıştım.

Odadan çıkacağım sırada odamın yanındaki Deniz'in odasının kapısını açık görünce biraz ilerleyip odasına baktım. Bilgisayarında bir şeyler bakıyordu. Gözümü devirip mutfağa ilerlemiştim. Ardından aklıma gelen fikirle gözlerim mutluluktan irileşmişti. Bilgisayarı! Orada mutlaka bir şey saklıyor olmalıydı! Onu evden postalamalı ve o bilgisayarı kurcalamalıydım. Ama nasıl yapacaktım?

Mutfağa girdiğimde babam tabletinden gazete okuyor, evimizde ne işi olduğunu anlamadığım Çağkan çay içerek telefonuyla uğraşıyordu. "Günaydın." dedim ikisine bakarak. İkisi mekanik bir şekilde aynı anda bana baktığında zorla da olsa gülümsemeye çalıştım. "Günaydın kızım. Okula mı gidiyorsun?"

"Evet baba, arkadaşlarımla vedalaşacağım." dediğimde babam gülümsemişti. "Onlara değer veriyor gibi görünüyorsun." dediğinde Çağkan sazan gibi atlamıştı. "Özellikle Mehmet'e."

Kaşlarım çatık bir şekilde gözlerinin içine bakarak; "Evet, özellikle Mehmet'e. Çok seviyorum onu." demiştim. Son sözlerimi söylerken o kadar sinirlenmiş görünüyordu ki gülmeden yapamamıştım. Neden böyle tepkiler verdiğini anlamıyordum. Deniz'in söylemesine göre Çağkan otuz yaşındaydı.

Bir dakika...

Deniz bana Erhan Amca'nın oğlunun yani bu da Çağkan oluyor otuz yaşında olduğunu söylemişti ve bu bir sene önceydi. Çağkan neden bizim okuldaydı? Tesadüf olup olmamasını düşünüyordum ama Yeşim geçen sene geldiğini söylemişti ki bu tesadüf seçeneğini arttırıyordu. Ama geçen sene ikinci dönemde geldiğini söylemişti. Daha önce hangi okulda okuyordu?

Bunu dekandan öğrenmeliydim.

"Size afiyet olsun." deyip gideceğim sırada babam; "Kahvaltı yapmayacak mısın?" dediğinde başımı sağa sola salladım. "Aynı havayı solumak istemediğim insanlar var."

"Pera!" diye uyardığında babam yalandan gülümseyip el salladım. "Canın sıkkın görünüyor." dediğinde başımı yukarı aşağı sallayınca nedenini sormuştu. Bıkkınlıkla nefes alıp; "Onu kendiniz düşünün." deyip daha fazla duramayacağımı anlayarak önce mutfaktan daha sonra evden çıkmıştım.

Arabaya binip yolda ilerlerken Deniz'in bilgisayarına nasıl bakacağımı düşünüyordum. Bir şey yapmalı onları o evden çıkarmalıydım ki ancak öyle rahat rahat kurcalayabilirdim. Bilgisayarını alıp kaçsam? Ah! Daha sonra içinde eğer bir şey varsa hepsini yok ederdi ve daha sonra bana deli muamelesi yapardı. O kapasite onda fazlasıyla vardı. Peki ya kaybolmuş gibi yapsam? Gülümsedim. Hepsi beni aramaya çıkardı ve bende birkaç saat rahatlıkla casusluğumu yapabilirdim! Ama kaybolmuş gibi nasıl yapacaktım?

Okula geldiğimde arabayı park edip gözlerimle etrafta Mehmet'i aramaya başlamıştım. Daha sonra vazgeçip kantine girmiş telefonda arayacağım sırada arka köşede oturduğunu görünce gülümseyerek yanına gitmiştim. Sandalyeyi çektiğim sırada sesiyle başını kaldırıp beni görünce önce şaşırmış daha sonra gülümsemişti. "Pera! Seni görmek çok güzel."

"Seni de Mehmet. Nasılsın?"

"Endişeli ve meraklı. Hatta seni o kadar çok merak ettim ki bir ara takip ettiklerinden ağabeyine yazıp iyi olup olmadığını soracaktım." Söyledikleri karşısında kahkaha atmaya başlamıştım. "Ciddi olamazsın Mehmet."

"Ciddiyim. O gün okuldan giderken çok kızgın görünüyordun." dediğinde gülümseyerek başımı salladım. Ardından aklıma gelen fikirle o gülüş sinsi bir sırıtmaya dönmüştü. Mehmet'i kullanarak kaybolmuş gibi yapabilirdim.

"Öyleydim." dedim Mehmet'e gülümseyerek bakarken. Ardından ona doğru yaklaştım. "Senden bir iyilik isteyebilir miyim?"

Mehmet anlamsız bir şekilde bana bakıp; "Elbette." dediğinde boğazımı temizledim. Ona yalan söylemek zorunda kalacaktım çünkü gerçekleri ben bile duymaya hazır değilken birine anlatabileceğimi sanmıyordum. "Deniz'in bugün doğum günü ve ona evde sürpriz yapmak istiyorum ama bir türlü evden çıkmıyor. Birkaç saat sonra onu arayıp bugün okula geleceğimi söylemiş olmama rağmen gelmediğimi ve merak ettiğini söyler misin?"

Mehmet söylediklerime şaşırmış görünüyordu ve anlam verememiş gibi bir hali vardı. "Bu seni mutlu edecekse neden olmasın?" dediğinde gülümseyerek başımı salladım. "Nasıl mutlu edeceğini tahmin bile edemezsin Mehmet." dedim gülüşümün arasından. "Tamam o zaman, ver bakalım numarasını."

Deniz'in numarasını ona verdiğimde birkaç saat sonra aramayı unutmaması için tembihlemiştim.

"Çok teşekkür ederim Mehmet. Bunu asla unutmayacağım." deyip ayağa kalktığım sırada merakla bana bakmaya başladı. "Doğum günü için birkaç şey almam gerekiyor." dediğimde o da ayağa kalktı. Minnetimi belli etmek için ona sarıldığımda yüzünde belirsiz bir gülüş oluştu. "Bugünü telafi etmek için sana yarın akşam söz vereyim, olur mu?"

"Ah, bugün doğduğun için teşekkürler Deniz!" dedi mutluluğunu belli etmek amaçlı. Sözlerine kahkaha attıktan kısa süre sonra onla vedalaşıp otoparka girip arabaya atladım ve evin biraz uzağına kapıyı görebileceğim şekilde park ettim.

Mehmet'e birkaç saat sonra dediğim için telefonu elime alıp sosyal medyada takılmaya başlamıştım. Daha sonra Çağkan'ın profiline girdim. Gönderisinin iki olduğunu görünce merakla paylaştığı fotoğrafa baktığımda kaşlarım kendiliğinden çatılmıştı. Hastanedeyken beni elimi tuttuğu fotoğrafı atmıştı. Sanırım ben uyurken çekmiş olmalıydı. Ama neden buna gerek duymuştu? Yıllar sonra attığı fotoğraf neden onun ve benim elimdi? Buna anlam veremiyordum. Acaba geçmişte bir şey yaşamış olabilir miyiz diye düşünüyordum ama o benden yaşça büyüktü. Bunu ne babam ne de Deniz kabullenir ve izin verirlerdi ki şu anki aklımı eğer geçmişte kullanmışsam bunu bende kabul etmezdim.

Evet, Çağkan gerçekten yakışıklıydı bunu inkâr edemezdim. Siyah gür saçları, buğday teni, sürekli aynı şekilde bıraktığı kirli sakalları, hafif çekik yıldız gibi parlayan kahverengi gözleri, yüzüyle mükemmel şekillendirilmiş küçük burnu ve oval yüz şekli onu bir bütün yapmıştı. Elmacık kemikleri çok keskin dudakları çok olmasa da dolgundu. Üstteki azı dişindeki yanlık haricinde dişleri dümdüz ve inci gibi olmasa da bembeyazdı ve bu yüzden gülüşü çok güzel görünüyordu.

Uzun boyu ve yapılı vücudu vardı. Yanında durduğunda kendinizi güvende hissedeceğiniz cinsten elbette. Saçlarının kenarlarında yaşından kaynaklı birkaç tane beyaz görünüyordu ama bu aksi gibi ona daha çok yakışıyordu. Ah, neler saçmalıyordum ben. Adam yakışıklıydı işte.

Düşüncelerimden başımı sağa sola sallayarak sıyrılıp müzik açıp beynimde dönen düşünceleri susturmaya karar vermiştim. Başımı direksiyona yaslayıp gözlerimi kapattığımda kendimi müziğin sesine bırakmıştım.

℘

Babam, Deniz ve Çağkan'ın hışımla evden çıkmalarını arkamı yaslanmış gülümseyerek izliyordum. Telefonumu sinyalden dahi bulamamaları için tamamen kapatmış sim kartımı bile çıkarıp işimi garantiye almıştım. Üçü arasında bir şeyler konuştuktan sonra ayrılıp hepsi arabalarına bindiğinde gözden kaybolmalarını bekledim. Mehmet'e büyük bir teşekkür borçluydum, başarmıştı.

On beş dakikaya yakın işimi garantiye almak için bekledikten sonra arabadan çıkıp koşarak eve girmiştim. Çantamı köşeye atıp kalbimin ritimsiz atışlarını görmezden gelerek Deniz'in odasına girmiş ve bilgisayarını açıp karşıma çıkan parolayla şaşırmamıştım. Evet... Deniz bilgisayarının şifresini ne yapmış olabilirdi?

Pamela'yla tanışma tarihleri... Yanlış. Âşık olduğu kadınla tanışma tarihleri bile yapmadıysa bu bilgisayarda cidden sağlam bir şey saklıyordu.

Doğum tarihi... Yanlış.

En sevdiği oyunun adı... Yanlış.

Ah! Başka ne yapmış olabilirdi?

Adıyla soyadının rakam hali... İşte bu! Bende olsam bende aynısını yapardım ağabeyciğim.

Heyecandan titreyen ellerime içimden küfrederek bir anda özgürlüğüne kavuşmuş güvercin gibi ne yapacağımı bilemez halde kalmıştım. Sakladığı dosyaları kurcalamaya başlamıştım. Kuruyan boğazımı ağzımda biriken tükürükle gidermeye çalışıyordum ama o kadar heyecanlanmıştım ki bunu başaramıyordum.

Nereden bulduğumu bile bilmediğim PERA adlı dosyaya gireceğim sırada WhatsApp Web'den mesaj gelince kaşlarım çatıldı. Pamela göndermişti. Boş vereceğim sırada daha sonra gönderdiği mesaj dikkatimi çekmişti.

Pamela: Bence Pera'nın psikolojisi açısından bu iyi olmayacaktır.

Mesajın üzerine tıklayıp arama butonuna adımı yazdıktan sonra benimle ilgili konuşmalarına bakmaya başlamıştım.

Pamela: Deniz. Bazen çok tedirgin oluyorsun.

Deniz: Pera söz konusu olunca sakin olamıyorum.

Bir başka Pera içeriği olan mesaj...

Deniz: Pamela, bugün Pera evde olacak. Onu izlemek için gelebilir misin?

İzlemek derken?

Pamela: Elbette Deniz, bu benim görevim.

Deniz: Üzgünüm. Sevgililik rolüne o kadar kapıldım ki bazen psikoloğu olduğunu unutuyorum.

"Ne?" Mesajla o kadar uzun süre bakışmıştım ki Pamela Deniz'e soru işareti mesajı attığında kendime gelmiştim. Daha fazla aktif görünmemek için sekmeyi kapatıp arkama yaslandım. Pamela benim psikoloğum muydu? Nasıl... Yani neden... Ah! Kafayı yemek üzereydim!

Silkelenip kendime gelmeye çalıştım. Şu an sendeleme zamanı değildi. Her an eve gelebilirlerdi ve az önce gördüğüm dosyaya bakmam gerekiyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki gözlerim artık bulanık görmeye başlamıştı. Öleceksem bile şu dosyaya bakmadan ölmemeliydim.

Dosyanın içeriğine girdiğimde fotoğraflar, videolar, hastane notları, evraklar ve kimlik adlı beş adet dosya vardı. Gözümü kapatıp bilgisayarın ekranında rastgele bir dosyaya tıkladığımda hastane notlarıyla karşı karşıya gelmiştim. Herhangi birine tıkladım.

20.06.2018: Tüm değerler normal. Pera artık yeni hayatına başlayabilir.

01.03.2018: Kalp atışları çoğu zaman normalin üzerine çıkarken çoğu zaman normalin altına iniyor. Bünye hafızanın silinmesini kabullenmek istemiyor gibi görünüyor.

18.12.2017: Günlerdir uyuyor. Artık uyanabileceğinden bile şüpheliyim. Ekranda kalp atışlarını görmesem yaşadığından şüphe duyardım.

Hastane notlarında en alta indim.

29.11.2017: Bugün Pera için alınan o önemli karar hayata geçti. Evet, çok riskli ancak her halükârda onu kaybediyorduk. Babamın bulduğu doktorun bahsettiği gibi hafızası silinecek miydi gerçekten? Bir ilaç bunu başarabilir miydi? Göreceğiz.

"Hayır... Hayır bunu yapmış olamazlar." diye mırıldandım göz yaşlarımın arasından. Bunu bana yapmış olamazlardı. Hayatımla oynamış olamazlardı. Gözümün içine baka baka bana yalan söylemiş olamazlardı...

Göz yaşlarımdan zor görebildiğim evraklar dosyasına tıkladığımda okul için hazırlanan, hastane için hazırlanan ve vücut değerlerimin olduğu evrakları görmüştüm. Titreyen ellerimle zor alabildiğim telefonumla zor da olsa vücut değerlerimin olduğu belgenin resmini çekmiştim.

Dosyadan çıkıp fotoğraflar kısmına girdiğimde kısa bir süre gözlerimi kapatıp hıçkırmaya başladım. Buna hazır değildim. Aslında bunların hiçbirine hazır değildim! Ailem, ağabeyim, babam dediğim insanların benim geçmişimi silmelerine hazır değildim. Gözümün içine baka baka sen Erhan Amca'nın balkonundan düştün demiş olmalarına rağmen yalan olmasına hazır değildim. Aylarca onların geçmişimi silmeleriyle ilgili verdiği karar yüzünden canımla cebelleşmiş olmama hazır değildim.

Sertçe yutkunup artık bu gerçekle de yüz yüze gelmenin vaktinin geldiğini anlayınca baştan fotoğraflara bakmaya başlamıştım. Deniz ben ve babam vardı bu fotoğrafta. Kendimi gördüğümde o kadar şaşırmıştım ki hatta onun ben olup olmadığını da sorguluyordum. Zayıf, çelimsiz, gözlerim kan çanağı, göz altlarım olgunlaşmış incir kadar mordu. Ben neden böyleydim?

Sonraki onlarca fotoğrafta yine aynı ben vardım. Tek fark üzerimde farklı kıyafetler vardı. Daha sonra Çağkan ve benim olduğum fotoğrafla karşılaştığımda başımı hafif yana eğip içimdeki anlamsız hisle fotoğrafa bakmaya başladım. İkimiz alınlarımızı birleştirmiş gün batımını aramıza almıştık. Çağkan'ın eli yüzümdeydi ve gülüyorduk. Yoksa... Bizim aramızda bir şeyler mi vardı?

Hayır, babam buna izin vermezdi. Çok küçüktüm. Şimdi de küçüktüm. Olmamalıydı.

Sonraki fotoğrafa geçtiğimde Çağkan, ben, babam ve Deniz vardı. Hepimiz yan yana gelmiş otuz iki dişimiz görünecek şekilde gülümsüyorduk. Alnımı kırıştırdım. Çok mutlu görünüyorduk. Neden bana bunu yapmışlardı?

Fotoğraflardan çıkıp videolara geldiğimde ardı arkası kesilmeyen göz yaşlarımı silme gereği duymayı bırakmıştım artık. Açtığım ilk videoda sırıtan Deniz çıkmıştı karşıma. Kamerayı kendine tutuyordu.

"Çağkan! Heyecanlı mısın?" diye sormuştu kameraya gülerek bakarken. Daha sonra kamerayı himayesine alıp hızlı birkaç adımdan sonra Çağkan girmişti kadraja. Üzerinde takım elbise vardı. Gülerek kameraya döndü. "Evet! Çok şaşıracak, değil mi?" diye sorduğunda Deniz gülerek; "Şok olacak!" demişti.

Daha sonra kamerayla etrafı göstermeye başladığında çiçeklerle süslenmiş sahille karşı karşıya gelmiştim. "Pera, bak bu videoyu izleyeceksin ve şunu iyi dinle. Eğer cevabın evet olursa sana kızmayacağım." deyip kumlara yazılmış benimle evlenir misin yazısını gösterince ellerim uyuşmaya başlamıştı.

"Duydun Pera!" diye bağırmıştı Çağkan arkadan.

"Nasıl olur?" Kalbim o kadar ağır atmaya başlamıştı ki nefesim sıkışıyordu. Aldığım nefes bana yetmiyordu ve sanki artık tükürük bezlerim çalışmıyordu. Boğazım sahra çölüne dönmüştü.

Video kısa bir süre kesildiğinde bir anda karşıma Çağkan ve ben çıkmıştık. "Poz verin gençler! Anı ölümsüzleştiriyorum!"

İkimiz sırt sırta verip gün doğumunu karşımıza almıştık. Kaşlarım sanki daha fazlasını yapabilirmiş gibi çatılmıştı. Bunun fotoğrafı Çağkan'ın profilinde vardı. Video neden kesilmişti? Teklifi kabul etmiş miydim? Biz evlenmiş miydik? Hayır, hayır... Babam izin vermezdi. Daha çocuktum.

"Pera artık Karataş olmak için ilk adımını attı!" Deniz kamerayı Çağkan'dan babam ve Erhan Amca'ya çevirdiğinde elimle ağzımı kapatmıştım. Bu da neydi böyle? Ben... Ben hiçbir şey anlamıyordum.

"Bence çok güzel görünüyorlar, sence Ertan?"

"Kızımı gözümün arkada kalmayacağı biriyle evlenmesi gurur verici Erhan."

Video bittiğinde bünyemin daha fazlasını kaldıramayacağını anlamıştım. Benim geçmişimi silmemişlerdi, benim hayatımı silmişlerdi. Ben, Çağkan... Biz evlenecek miydik? Biz sevgili miydik? Madem her şey güzel gidiyordu neden geçmişimi silme kararı almışlardı? Allah'ım! Bunu bana ailem mi yapmıştı?

Son olarak kimlik dosyasına girdiğimde kendi kimliğimle karşılaşmıştım ama bir sorun vardı. Alnımı kırıştırıp inanamaz bir şekilde doğum tarihine bakakalmıştım.

"Bu kadar olamaz..." diye mırıldandım. "Hayatımı bu kadar mahvetmiş olamazlar..." Ben... Ben aslında yirmi sekiz yaşında mıydım? Adım... Adım doğru muydu? Soyadım... Neden Çelik yazmıyordu?

Kimliğin arka yüzüne baktığımda evli ibaresini görünce gözlerim irileşmiş bir şekilde tekrar önüne baktım. Özgenç. Çağkan'ın soyadı Karataş'tı. Özgenç de neyin nesiydi?

℘

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.