Evet, hayatta sevmediğim şeylerden bahsetmiştim değil mi? Beşinci madde odam ve özel eşyalarıma kesinlikle benden izinsiz dokunulması veya kullanılmasıydı. Ve Deniz çoğu zaman bunu bilerek beni delirtmek için yapıyordu. "Deniz evde misin!" diye bağırdım sinirle. Ah! Bugün benim sinir sistemimle oynanması günü müydü? Herkes sanki özellikle bugün beni sinir etmek için uğraşmış gibiydi.
Dağılan odamı topladıktan sonra oflayıp sıkışan kalbime papatya çayının iyi geleceğini düşünmüştüm. Gerçi bugün kazanla içsem papatya çayını beni sakinleştireceğini düşünmüyordum.
Mutfağa girip suyu kaynattıktan sonra bardağıma çayı koyup telefonumu alıp ekranda gördüğüm bildirimin üzerine tıklamamla yeni bir takipçinin geldiğini anlamıştım. Ah, Mehmet... Birkaç saniye profilinde gezindikten sonra geri takip etme butonuna tıklayıp çayımı yudumladım. Ardından yeniden zaten birkaç tane fotoğrafı olan profiline baktım. Gerçekten yakışıklıydı ve fotojenikti. Çekindiği fotoğraflar bunu apaçık belli ediyordu.
Takip ettiğim için öneri kısımlarına baktığımda Yeşim'i görünce gülümseyip onu da takip etmiştim. Karşıma Çağkan ve Cemre'nin de profili çıkmıştı. Merakıma yenik düşüp önce Çağkan'ın profiline girmiştim. Tek fotoğrafı vardı ve sahilin karşısında gün batımında yanına bir kadınla sırtlarını dönmüş bir şekilde yan yana çekinmişlerdi fotoğrafı. Fotoğrafın tarihine baktığımda dört sene önceki fotoğrafın olması şaşırtmıştı. "Peh." deyip Cemre'nin profiline girdiğimde bin tane fotoğrafı olması kahkaha atmama sebep olmuştu.
Yalan yok güzel kadındı ama artık soluduğum havaya ortak olmasını istemiyordum. Okulun ilk gününde bana yaşattıkları bu kötü tecrübeyi asla unutmayacaktım.
Cemre'nin profilinden çıktığım sırada mesaj gelince Mehmet'ten olduğunu görmem yüzümde hafif gülümseme oluşturmuştu.
@mehmetkoca: Pera?
@peracelik: Efendim Mehmet?
@mehmetkoca: Şükür senmişsin.
Yazdığı mesaja kahkaha atmıştım. Kısa süre sonra yeniden mesaj attığında kaşlarımı çattım.
@mehmetkoca: Bana kızgın mısın?
Yazdıklarına kısa bir süre güldükten sonra düşündüm. Kızgın mıydım? Neye neden kızgın olabilirdim ki? Daha birkaç saat tanıdığım adama arkadaşının sevgilisiyle birlikte olduğu için kızabilir miydim? Üstelik bu bir oyunun parçasıyken.
@peracelik: Bilemiyorum Mehmet, sadece bunu senden beklemezdim.
Dürüst olmayı tercih etmiştim. Eğer gerçekten arkadaş olacaksak bunu içimde tutmamalıydım.
@mehmetkoca: Bunu sana yarın ayrıntılı bir şekilde anlatacağım, tamam mı? Seni kaybetmek istemiyorum.
Sonda yazdığı cümle istemsiz gülümsetmişti beni. Gerçekten beni kaybetmek istemiyor olabilir miydi? Ama neden?
@peracelik: Beni neden kaybetmek istemiyorsun Mehmet? Daha bir gündür tanışıyoruz.
@mehmetkoca: Bilmiyorum. Sanırım sana kanım biraz fazla ısındı.
Başımı sağa sola sallayıp çayımın son yudumlarını aldım. İnsanlar ilk bakışta âşık olduğu gibi ilk bakışta arkadaş olabilir miydi?
@peracelik: Yarın konuşmaya devam edelim mi? Bugün yorucu bir gün geçirdim.
@mehmetkoca: Haha. Tamam. Yarın kampüse biraz erken gelebilir misin?
@peracelik: Tamam. Haberleşiriz.
Telefonun ekranını kilitledikten sonra bardağımı yıkayıp kuruladım ve tekrar yerine yerleştirdim. O özel alanımdan birisi de bardağımdı ve birisi ona dokunduğu anda ölüm fermanına imza atmış olurdu. Sanırım benim kötü yanlarımdan birkaçı özel alanıma dokunulmasını istemememdi.
Odama geçtikten sonra perdemi sonuna kadar açıp kulaklığımı taktım ve yatağın üzerine oturup yıldızları izlemeye başladım. Yıldızların her birinin benim yaşımı ve geçmişimi ifade ettiğine inanıyordum. Biliyordum ki bir gün bir yıldız bana parlarsa o yılı hatırlayacaktım. Kendimi öyle inandırmıştım.
Bu gece çok fazla yıldız yoktu gökyüzünde ve bu yüzden bulutlu havayı izlemeyi tercih etmemiştim. Dışarıdaki ağaçlara baktığım sırada bir hareketlenme görünce endişeyle kulaklığı çıkarıp; "Kim var orada?" diye seslendim. Halüsinasyon olmadığına emindim oradan birisi odama bakıyordu. Bunu yarın güvenliğe bildirsem iyi olacaktı.
Perdeyi çekip camı sıkıca kapattıktan sonra kulaklığımı tekrar takıp Deniz ve babamı beklemeden yorucu günün verdiği halsizlikle uyuya kalmıştım.
Alarmın rahatsız edici sesiyle gözlerimi araladığımda vücudumda anlam veremediğim bir ağırlık vardı. Sanırım dün sinirden kendimi kasmamın acısını bugün fazlasıyla çekeceğim gibi görünüyordu.
Kıyafet dolabımın karşısına geçip bugün biraz karamsar giyinmeye karar vermiştim. Siyah v yaka bir bluz, kan kırmızısı ceket ve siyah keten pantolon altına kırmızı orta topuklu ayakkabı giymiştim. Makyaj masamın karşısına geçip dünkü yaptığım o makyajsız olma hatasını bugün yapmayacak insanlara Pera Çelik'in kim olduğunu gösterecektim.
Siyah sadece kuyruğu olan bir eyeliner, kirpiklerimi şaha kaldıracak kadar maskara ve eyelinerin altına parıltı eklemiştim. Allık ve fondöteni de sürdükten sonra parlatıcıyla makyajımı tamamlamıştım. Aynada kendimi kısa süre incelediğimde boynumun boş olması elimi kolyelerimin arasına götürüp ufak yıldız detayında taşlar olan kolyemi takmıştım. Deniz bu kolyeyi bana birkaç sene önce Erhan Amca'nın oğlunun doğum günümde hediye ettiğini söylemişti. Uzun zamandır onunla da görüşmemiştik. Onun yüzünü dahi hatırlamıyordum.
Koluma gümüş saatimi taktığım sırada geç kalacağımı fark edince çantamı alıp hızlıca odamdan çıktım. "Erkencisin kızım." Babamın sözleriyle ona dönüp gülümsedim. "Vay canına, bugün ayrı güzel görünüyorsun." Yüzündeki ışıltılı ifade gülümsememe sebep olmuştu. Yanına gidip sarıldım. "Günaydın babacığım. Bir arkadaşımla görüşmem var. Kahvaltıya size eşlik edemeyeceğim."
Babam şaşkın bir şekilde bana baktığında gülümsemem genişledi. "Bu konuyu akşam mutlaka konuşalım." dediğinde başımı sallayıp kapıya yöneldiğim sırada arkamı dönüp; "İltifatın için ayrıca teşekkür ederim!" deyip evden çıktım ve arabama atladım. Radyoyu kısık seste açıp uzak olmayan okula biraz hızlı bir şekilde sürmem on beş dakikada varmama sebep olmuştu.
Telefonumu çıkarıp Mehmet'e sosyal medya hesabımdan mesaj attıktan beş dakika sonra beni arayan Mehmet'in yanına doğru ilerlemiştim. "Mehmet!" diye seslendim artık beni görmesi için. On dakikadır gözünü bana çevirip beni görmemesi sinirimi bozmuştu artık.
"Pera?" deyip şaşkınlıkla bana doğru gelmeye başlayınca gülümsedim. "İnanamıyorum, resmen seni tanıyamadım." Kahkaha atıp yanına geçip kantine yöneleceğim sırada eliyle beni durdurup elimden tuttuktan sonra kampüsün çıkışına yöneldi. Şaşkınlıkla; "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Kapıdan çıkarken kaşları çatık bir şekilde ikimize bakan Çağkan'a dil çıkarmamak için kendimi zor tutmuştum.
"Seni burada en sevdiğim kahvaltıya götüreceğim." dediğinde gülüp; "Biraz yavaşlar mısın? Sana yetişemiyorum." dediğimde özür diler bir şekilde bakıp yavaşladı. Kısa bir süre hala tutulu olan ellerimize baktığımda Mehmet de aynı şekilde bakıp boğazını temizleyerek elimi bıraktı. "Üzgünüm, fark etmedim."
"Sorun değil Mehmet. Bunlar küçük şeyler." dediğimde memnun bir şekilde gülümsedi. Kısa süre yürüdükten sonra Mor ve siyah konsepti olan kafeye gelince Mehmet; "Beni takip et." deyip arkalara gitmeye başladı. Sonunda bir masaya oturduğunda karşısına oturup derin nefes aldım. "Buna ne gerek vardı?"
"Çok şahane görünüyorsun." dedi söylediklerimi göz ardı ederek. Gülümseyip teşekkür ettim. "Kahvaltı seçimini ben yapacağım çünkü bu lezzeti tatmanı istiyorum."
"Pekâlâ, Mehmet Bey. Siz ne diyorsanız o." diye alay ettiğimde menüye bakan gözleri gülerek bana döndü. Garsonu çağırdıktan sonra siparişi verip; "İçecek olarak ne içersin, Pera?" diye sorunca anlamsız bir şekilde kaşlarımı çattım. "Eğer varsa limonlu yeşil çay alabilirim." dedim gözlerimi Mehmet'ten ayırmadan. Garson olduğunu belirtip siparişi aldıktan sonra yanımızdan ayrılınca ellerimi masanın üzerinde birleştirip ona yaklaştım.
"Bunu nasıl yapıyorsun?" diye sordum ciddiyetle. Kaşlarını çatıp sanki kötü bir şey olmuş gibi endişeyle yüzüme bakmaya başladı. "Bir sorun mu oldu?"
"Hayır, çok ince düşünüyorsun Mehmet. Bu bir erkek için fazla değil mi?" dediğimde gülmeye başladı. "Kötü bir şey oldu diye korktum." deyip suyundan bir yudum aldı ve rahatlamış gibi arkasına yaslandı. "Eşi benzeri olmayan insanlara eşi benzeri olmayan davranışlar sergilenir, Pera. Söz konusu bensem eğer buna alışmalısın."
Ah, sanırım onunla aramı asla bozamayacaktım. İnsanı insan yapan şey düşünceleriydi ama onu mükemmel yapan davranışlarıydı. Mehmet bu ikisine de sahipti.
"En az benim kadar sende garipsin." deyip gülmeye başladım. Masaya oturduğumuz andan itibaren yüzündeki gülümseme neredeyse hiç eksik olmamıştı ve bazen gözümü ondan alamıyordum. Bu kadar karizmatik ve aynı zamanda kibar olması hiç adil değildi.
Garson servisi yapmaya başladığında Mehmet tabağımı doldurmaya başlamıştı. Hayranlıkla onu izlemeye başladım. Elbette bunlar gördüğüm davranışlardı ama bu ailemden birinden oluyordu genelde, yabancı birinden değil.
"Mehmet bu tabak çok doldu!" diye yakındığımda eliyle sus işareti yaptığında gözlerimi devirdim. "Lütfen yer misin?" dediğinde homurdandım. "Bunu bitirirsem eğer akşama kadar tek bir lokma bile yiyemem."
Tabağımdaki lokmaları lezzetinden yüzünden ağzımdaki bitmeden diğerini atarak bitirmeye başlamıştım. Mehmet gülerek beni izlediğinde başımı hafif yana yatırıp gülmeye çalıştım ancak ağzım dolu olduğu için daha çok poğaça yanaklı olmuştum.
Kahvaltımızı zevkle bitirdiğimizde kendimize sek kahve söylemiştik. Artık konuşma zamanı gelmişti.
"Başlayayım mı?" dediğinde yüzündeki ifade üzülmeme sebep olmuştu. Mahcup görünüyordu ve o gülerken daha güzeldi. Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladığında kahvesinden yudum alıp boğazını temizledi.
"Çağkan buraya geçen sene ikinci dönemin başında gelmişti. Onunla ilk arkadaşlık kuran bendim, çok soğuk ve ulaşılması zor biriydi ama onun tabularını yıkmayı başarmıştım. O aralar uzun zamandır sevdiği birini kaybettiği için çok üzgündü ve bende onları Cemre'yle tanıştırdım. Ama maalesef ki Cemre yine kendinden bıktırmayı başarmıştı. Bizde Çağkan'la ayrılmaları için bir plan yaptık."
"Evet, o planın ne olduğunu öğrendim." dediğimde şaşırmıştı. "Kimden?" diye sorduğunda ciddi misin anlamında tek kaşımı kaldırdım. "Ah, tabi! Yeşim."
"Ve ben o planın sonunda yaşananları merak ediyorum." dediğimde üzgün bir şekilde gözlerime bakmak yerine kahvesine bakmayı tercih etmişti.
"Cemre biraz şeydir..." diye cümleye başlayınca kahkaha atmaya başladım. Bu cümleyi ikinci kez duyuyordum ve bu kesinlikle iftira atacak kişiler değildi. Mehmet gülümseyerek bana baktıktan sonra yeniden kahvesinden yudum aldı. "Bunu söylemek biraz utandıracak beni. Ama Pera..." deyip gözlerimin içine bakmaya başladı. "İnan bana normalde bu konuda gerçekten seçiciyim."
"Sana inanıyorum." dedim ciddi bir şekilde. Yalan söylemiyordu çünkü gardını bana karşı indirmişti ve bütün duygularını görebiliyordum.
"Ve o akşam içkiyi biraz fazla kaçırdım." Mehmet'in sözlerini ellerini tutarak kestim. "Devamını dinlememe gerek yok Mehmet. Sana inanıyorum." Minnetle bana baktığında gülümseyip kahvemi bitirdim ve çantamı aldım. "Kalksak mı? İlk dersi kaçırmışız." diye yakındım saatime bakarken. Mehmet de saatini kontrol edince omzunu silkti. "Buna değdi." dediğinde elimle omzuna hafif yumruk attım.
Telefonunu çıkarıp; "Bu anı ölümsüzleştirmek ister misin?" dediğinde heyecanla başımı salladım. Fotoğraf çekinmeyi çok severdim. Yanına geçip arkasında durduğumda Mehmet arkasına dönüp bana ciddi misin der gibi baktı. "Askerlik fotoğrafı çekinmeyeceğiz Pera."
Kahkaha atıp; "Tamam, tamam." dedikten sonra başımı omzuna koyup kameraya bakarak hafif gülümsedikten sonra fotoğrafı çektiğinde heyecanla fotoğrafı göstermesini bekledim. "Çok güzel." diye mırıldandığında başımı salladım. "Eh, Mehmet. Yanında bir kraliçe duruyor." dediğimde göz kırparak gülümsedi. "İstanbul Leydisi."
"Bunu da beğendim." dedim kahkaha atarak. Artık kalkmamız gerektiğine tam anlamıyla karar verip kafeden ayrıldıktan sonra okula kahkaha atarak girmiştik. Karşı karşıya durup Mehmet'in kolunu tuttum. "Bugün için teşekkür ederim Mehmet. Kahvaltı efsaneydi."
"Lütfen Pera. Buna değeceğini düşünüyorum." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp gülümsedim. Ardından parmak uçlarıma basıp kollarımı Mehmet'in boynuna doladım ve; "Teşekkür ederim." deyip sarıldım. Mehmet kısa süre afallasa da daha sonra ellerini belime dolayıp; "Rica ederim." dedi. Gülümsedim.
Yanımızdan sert bir şekilde alkış sesi geldiğinde kaşlarımı çatarak Mehmet'ten ayrılmak zorunda kalmıştım. Alkışlayan kişinin Çağkan olduğunu gördüğümde gözlerimi devirip bıkkınlıkla nefes aldım. "Okuldayız, farkında mısınız?" dediğinde kahkaha attım. "Çocuk değiliz Çağkan, farkında mısın?" dediğinde Mehmet gülümsedim ancak Çağkan'a olan bakışları hoşuma gitmemişti.
"Boş ver Mehmet. Gidelim." deyip Mehmet'in elinden tuttuğum sırada Çağkan karşımızda belirince alnımı kırıştırıp ona baktım. Mehmet hareketleneceği sırada eliyle dur işareti yapınca tek kaşımı kaldırdım. Ne yapmaya çalışıyordu?
Gözleri boynuma gidince kısa süre boynuma bakıp kolyeme baktığını fark etmiştim. Eliyle kolyemi tuttuğunda elini tutup çekmeye çalıştım ancak izin vermedi. Gözlerini kolyemden ayırmadan öylece ona bakıyordu. Mehmet müdahale edeceği sırada eliyle itekleyip sendelemesine sebep oldu. "Ne yapmaya çalışıyorsun Çağkan?"
"Bunu takmayı hak etmiyorsun." deyip gözlerime baktığında katran karası gözleriyle karşılaşmıştım yeniden. Kaşlarımı çattım. "Anlamadım? Buna sen mi karar veriyorsun?" dediğimde gülmüştü. "Evet."
"Ne hakla?" dedim sakin kalmaya çalışarak. Yine güzel başlayan günümü mahvetmek için yemin etmiş gibiydi.
"Takan kişi hakkıyla." dediğinde çatık kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı. "Takan kişi derken?" diye sorduğunda Mehmet ona bakmadan bir süre daha gözlerime bakıp kolyeyi bıraktı ve gülümseyerek yanımızdan ayrıldı. "Pera? Çağkan'la tanışıyor musunuz?"
Mehmet'in sorusu üzerine sert bir şekilde ona döndüğümde birkaç adım geri gitmek zorunda kalmıştı. "Tanışsak sence böyle mi olurdu Mehmet?"
"Haklısın. Üzgünüm." dediğinde başımı yukarı aşağı salladım. Ya Çağkan saçma sapan konuşup beni sinir etmek istemişti ya da yüzünü dahi hatırlamadığım Erhan Amca'nın oğlu Çağkan'dı. Umarım ikinci seçenek değildir çünkü öyleyse önceden sevdiğim Erhan Amca'nın oğlundan artık nefret ediyordum.
℘
"Bu kadar okul bana artık yeter!" diye bağırarak sinirle eve girdim ve çantamı kenara attığımda Deniz koşarak salona gelmişti. "Pera? Ne oldu?"
"Allah seni kahretsin!" diye bağırarak üzerine yürümeye başladım. Tedirgin bir şekilde geriye gitmeye başlamıştı. O da iyi biliyordu ki gözüm dönünce tıpkı Hulk gibi oluyordum. "Hayatımla ilgili artık birkaç kararı benim de vermeme ne dersin?!" diye bağırdığım sırada mutfaktan Pamela çıkınca kısa süre ona bakıp tekrar bakışlarımın odağını Deniz yaptım.
"Sana da merhaba Pera." diye araya girince Pamela elimle ona git be işareti yaptım. "Oradaki aptal insanlar yüzünden İstanbul'dan bile taşınmak istiyorum ve bu senin yüzünden!" diye bağırdım.
"Pera sakin olur musun?"
"İnanır mısın iki gündür herkes bana aynı şeyi söylüyor?!" diye bağırıp onu sıkıştırdığımda sertçe yutkundu. "Üzgünüm, iyi bir hayata sahip olmanı istiyorum sadece." Elimle göğsüne vurduğumda şaşkınlıkla bana bakmıştı. Evet, bende şaşırmıştım çünkü ilk defa Deniz'e elimi kaldırmıştım.
"O okula bir adım daha atmıyorum!"
"Kim nereye adım atmıyor?" Babamın sesini duymamla gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve ağır adımlarla arkama döndüm. "Sorun nedir Pera?"
"Sorun okuldaki insanlar baba! Dün saçma sapan sebepten kendimi bir anda kaosun ortasında buluyorum! Bugün saçma sapan bir adam kolyemi tutup bunu takmayı hak etmediğimi söylüyor ve üstelik bunu kendisinin taktığını söylüyor!"
"Ne?" Deniz'in şaşırmasıyla ona dönüp güldüm. "Beni salak bir kadın dövmeye kalktı ya!" dedim yüzüne doğru püskürerek.
"Kolyeyi kendisinin taktığını kim söyledi?" diyerek söylediklerimi görmezden gelen Deniz'e gözümü devirdim. "Çağkan diye bir adam."
"Erhan'ın oğlu Çağkan mı Deniz?" diye sorduğunda babam kaşlarımı çatarak anlamsız bir şekilde bakışlarımı ikisinin arasında gezdirdim. "Aptal Çağkan." diye mırıldandığında başımı hafif yana eğdim. "Erhan Amca'nın oğlunun adı Çağkan mı?"
"Yarın Çağkan'ı ara bize gelsin." Sorumu görmezden gelen babama şaşkın bir şekilde baktım. "Hayır, eğer o ise onu bir daha görmek istemiyorum!" diye itiraz ettim babama bakarak.
"Bu konuda sen karar veremezsin Pera!" diye tısladı babam. Bana karşı tavrı konusunda ellerimi göğsümün altında birleştirmiştim. "Ah, merhaba Pamela. Seni görmedim üzgünüm." deyip Pamela'ya selam verdiğinde şaşkın bir şekilde bakan beni arkasın bırakmıştı.
℘