Maria sabaha kadar uyuyamadı.
Daniel'in gidişinden sonra malikâne ona hiç olmadığı kadar büyük ve soğuk görünüyordu.
Şöminenin ateşi çoktan sönmüştü.
Koridorlarda yalnızca eski saatin tik takları duyuluyordu.
Sabaha karşı biraz uyuyabildi.
Fakat uyandığında içindeki sıkıntı geçmemişti.
Sanki görünmeyen bir şey yaklaşmaktaydı.
Kötü bir şey...
Çok kötü bir şey...
O sırada Daniel hâlâ Anna'nın evindeydi.
Küçük oturma odasında sessizlik hâkimdi.
Anna pencerenin önünde durmuş dışarıdaki sise bakıyordu.
Daniel ise koltukta oturuyordu.
Başını ellerinin arasına almıştı.
"Her şey dağıldı."
Anna dönüp ona baktı.
"Seni seviyorum Daniel."
Daniel acı acı güldü.
"Keşke bu kadar kolay olsaydı."
Anna ona yaklaştı.
"Korkma."
Daniel cevap vermedi.
Çünkü ilk kez kendisini suçlu hissediyordu.
Maria'nın gözyaşları aklından çıkmıyordu.
Öğleden sonra Anna evden ayrıldı.
Daniel onun alışverişe gittiğini sandı.
Fakat Anna doğruca şehrin merkezine gitti.
Victoria İstasyonu yakınlarında siyah bir otomobil bekliyordu.
Direksiyonun başında Arthur Pendergast vardı.
Anna arka koltuğa oturdu.
Arthur'un yüzünde her zamanki soğuk ifade vardı.
"Emin misin?"
Anna başını eğdi.
"Hayır."
Arthur güldü.
"Artık geri dönüş yok."
Araba hareket etti.
Bir süre sessizlik içinde ilerlediler.
Sonra Arthur ceketinin iç cebinden bir belge çıkardı.
Maria Klein'ın miras evrakları...
Anna dikkatlice inceledi.
Rakamlar göz kamaştırıcıydı.
Malikâne...
Şirket hisseleri...
Banka hesapları...
Mücevher koleksiyonları...
Arthur sakin bir sesle konuştu.
"Maria ölürse her şey değişir."
Anna huzursuz oldu.
"Ya Rose?"
Arthur birkaç saniye sustu.
Sonra camdan dışarı baktı.
"Tanık bırakılmaz."
Anna'nın yüzü bembeyaz oldu.
İlk kez planın korkunçluğunu bütün ağırlığıyla hissetmişti.
Aynı günün akşamı...
Başka bir yerde önemli bir görüşme yaşanıyordu.
Julia Miller, şık bir restoranda Arthur ile buluşmuştu.
Julia, Savcı David Miller'ın küçük kız kardeşiydi.
Hırslıydı.
Zekiydi.
Ve para konusunda vicdanı oldukça esnekti.
Arthur masaya oturduğunda Julia gülümsedi.
"İşler nasıl gidiyor?"
Arthur şarabından bir yudum aldı.
"Yakında her şey bitecek."
Julia gözlerini kıstı.
"Umarım beni unutmazsın."
Arthur sinsi bir şekilde gülümsedi.
"Seni unutursam kendimi de unutmuş olurum."
İkisi de güldü.
Fakat ikisinin de aklında aşk değil para vardı.
Aynı saatlerde...
Klein Malikânesi'nde küçük Rose annesiyle resim yapıyordu.
Kâğıda üç kişi çizmişti.
Maria resmi görünce gülümsedi.
"Bu kim?"
Rose parmağıyla işaret etti.
"Sen."
Sonra ikinci kişiyi gösterdi.
"Babam."
Üçüncü kişiyi gösterdi.
"Ben."
Maria'nın gözleri doldu.
Rose masumca sordu.
"Babam eve ne zaman gelecek?"
Maria cevap vermekte zorlandı.
"Yakında."
Ama içinden bir ses bunun doğru olmadığını söylüyordu.
Gece çöktü.
Sis daha da yoğunlaştı.
Malikânenin etrafındaki ağaçlar bile görünmez olmuştu.
Yaşlı hizmetçi Clara pencereleri kapatırken ürperdi.
Kendi kendine mırıldandı:
"Bu gece hiç hayra alamet değil..."
Saat 22.30...
Malikânenin çok uzağında olmayan bir noktada siyah bir otomobil durdu.
İçinde iki kişi vardı.
Yüzleri karanlıkta seçilmiyordu.
Motor susturuldu.
Kapılar açıldı.
İki gölge sessizce dışarı çıktı.
Sis onları hemen yuttu.
Aynı dakikalarda Maria, Rose'u yatağına yatırıyordu.
Küçük kız annesine sarıldı.
"İyi geceler anne."
"İyi geceler sevgilim."
Rose gözlerini kapattı.
Maria alnına bir öpücük kondurdu.
Sonra odadan çıktı.
Koridorda yürürken aşağıdan hafif bir ses duydu.
Tak...
Tak...
Tak...
Bir kapı mı vurulmuştu?
Yoksa rüzgâr mıydı?
Maria durdu.
Dinledi.
Ses tekrar geldi.
Bu kez daha net.
Malikânenin arka tarafından geliyordu.
Aşağı indi.
Kütüphaneye geçti.
Pencereye yaklaştı.
Sis yüzünden hiçbir şey göremiyordu.
Ama sanki bahçede bir hareket vardı.
Bir gölge...
Belki iki gölge...
Maria'nın kalbi hızlandı.
Tam o sırada...
Uzakta bir dal kırıldı.
ÇAT!
Maria irkilerek pencereye yaklaştı.
Ve dışarı baktı.
Sislerin arasında bir insan silueti gördü.
Sonra ikinci bir siluet belirdi.
Maria korkuyla geri çekildi.
Kütüphanenin kapısına yöneldi.
Ama artık çok geçti.
Çünkü malikânenin arka kapısı yavaşça açılıyordu...
Ve ölüm, sislerin içinden eve giriyordu.