Ablamın çimdiklemesi ile uyandım "aww abla sabah sabah yapılır mı bu kız kardeşine" çok sinirli ve ciddi bir ifadesi vardı "sen şaka mısın gerçekten Rose, bugün Evans ailesinin evine gidiyoruz, işe giriyoruz ve sen hala uyuyorsun banyo yapmamışın giyinmesi felan var git hemen bir su çek kuyudan ve banyo al" ablamın kaçıncı iş denemesi oluyordu bilmiyorum ama bu benim ilk seferim olucaktı, eski tahtaları eskimiş yatağımdan kalktım ve odamız da bulunan demir kovayı aldım, ve oturma odasından bahçe kapısından çıktım, çimlerin kokusu verah verah kokuyordu son bir haftadır yağmur yağıyordu ve toprak kokusuda ortaya çıkıyordu, kovayı ipe sıkı bir düğüm atıktan sonra aşağa bıraktım ve yukarı çekmeye başladım, kafamı eve doğru döndürdüm ablam şimdiden tüm ev işlerini yapmıştı bile, çamaşırları elleri ile yıkamış, asmış, büyük ihtimal yemeği de o yaptı, annem artık hastalanmaya başladı babam ise içmekten başka bir şey yapmadı şimdi hepten yapmaz hale gelmişti, şuan da tek dertleri ikisinin de ablam ve beni evlendirmek, gel gör ki ablama bir sürü aday getirdiler ama ablam her seferinde bir başka adama gitti kendinden yaşca büyük birine. Ablam daha yeni yirmibir olmuştu ve büyüklerimize göre çocuk doğurmaya geç kalmıştı ben ise daha onsekiz yaşına daha yeni girmiştim ve şimdi hizmetçilik yapmak için gidecektim, bana "kızmetin açılır birini bulursun" diyorlardı, aklımda evlenmekden daha çok hayatta kalmak vardı, hiçkimse cadı olduğumu bilmiyordu en ufak bir yakalanmada 'cehennem ateşi'ne boylardım insanların deyimiyle, su dolu kovayı aldım ve eve geri gittim banyoya giderken ablam koşuşturuyordu toparlamaya ve çantalarımızı ayarlamaya çalışıyordu, banyoya girdiğimde üstümü başımı çıkartım ve bir koşeye atı verdim oturağı çekip, az bir suyu kafamdan boşaltım, karşı komşumuzun oğlu kasaba dışına çıkar ve bir şeyler getirdi, bu güzel kokulu sıvı ise saçlarımızı temizlemeye yarıyormuş gitmişken bize de getirmişti kafamı onunla iyice yedirirken ablam banyoya dalı vermişti "acele et Rose" bunu o kadar defalarca yaptı ki artık alışmıştım ve tepki bile vermedim "bana bir beş dakika izin ver" kafasını sallayıp geri çıktı, ve saçlarımı yavaştan durulamaya başladım çok geçmesini istemeden hemen havluya sarılıp çıktım, odama geçtim ve ahşap dolaptan elbise ve iç çamaşırlarını aldım, sütyen takmayı hiç bir zaman sevmeyeceğim sanırım, normalde annem ablam ve ben olduğumuz için sorun olmazdı ama şimdi Evans ailesinin şatosına gidicektik, siyah dantelli sütyeni giydim ve yine siyah az dantelli külotu geçircim, elbiseyi ise zaman kaybetmeden giydim, acıkahve tonlarında bir elbise omuzları açık hafif V yaka, dolaptan siyah korseyi çıkartım ve belime yerleştirip bağladım, giyindikten sonra ise odamdan çıktım ve şöminenin başına geçtim, hastalanmak istemiyordum yoksa bitkilerime baş vurmak zorundayım ve çok çabuk iyileştiğim için herkes şüpehe eder ve sonun yanmak olur, o yüzden; hastalanmamalıyım.
Isındıktan sonra dışarıdan silah sesi duyuldu, bir kaç adam sesi geldi ve sonra kayboldu oturdum yerden kalktım ve kapıya doğru yürüdüm, kulağımı kapıya koydum ve dinlemeye başladım, ses yoktu, nefes alma sesi bile yoktu, ve sonunda kapıyı açtım, evimizin ve diğer evin ortasında ki boş yere baktım, kara kedi cesedi. Bu benim arka bahçede baktığım kedilerden biriydi, arta yemek kaldığında dökerdim hayvanlar açlıktan ölmesin diye ama bizim sonumuz aynıydı, yanarak veya siyahlarla ölmek, bu artık normal karşılamam ve çokta üzülmemem bir konuydu alışmam gerekiyordu ama hala alışamamıştım her an için panikliyordum, kediyi gömek istedim ama yapamazdım birazdan vuranlar gelir ve onu poşete koyup yakarlardı, bu yüzden eve geri girdim, ablam yaklaştı, kesin o söylemişti buralarda kedi olduğunu ve onu öldürtmüştü, ablam bile hayvanları ve cadıları sevmiyordu, her zaman en önde gelenlerden biri oydu beni de öğrenirse aynısını yapar mıydı? Yoksa fikrini değiştirir miydi? O değiştirse bile bazıları değiştirmezdi yine sonum aynı son oldurdu, dışarıdan bir at arabasının yaklaştığını duydum "sonunda geldiler çantanı al ve dışarda bekle" kafamı sadece sallayabildiğim, kapı ağzında duran siyah çantayı aldım ve çıktım önümde kocaman bir at arabası vardı, ablam da geldi ve şöför ile biraz konuştu çantalarımızı aldı ve açık bagaja koydu diğer adam ise eşyalardan zorumluydu oda arkada duruyordu, araba siyah ve gümüş renklerindeydi, etrafı aydınlatsın diye dört tane lamba konulmuştu, şöför kapıyı açtı ve bizde içine girdik ve kapıyı kapattı, içi ise siyah kadife ile döşenmişti koltuktan gri kadife perdeler ise siyah kadife kullanılmıştı, şimdi ise uzun bir yol vardı sisli dağı geçip ucurum kenarına gidicez, bunu düşünmek şimdiden beni yormuştu uyumak en iyi çözümdü.
Gözlerim kendi kendine kapanmaya başlamıştı bile tam uykuyu dalıcakken fark ettim o enerjiyi, alacakaranlık bir enerji her an bizi yutabilirimiş gibi bizi hiç iyi şeyler beklemememiz gerektiğini gösteriyordu...
Uyandığım da gelmiştik bu görgemli şatoya, pencereye yaklaştım ve dışarıyı baktım, demir kapılardan geçiyorduk, gıçırdaması daha korkunç olmuştu, şato renksizdi siyah ve gri tonları hakimdi, her kule de ise iki ile üç gargole vardı, iyi bir oymacılıkta vardı, girintili çıkıntılı anlamakta güçlük çektiğim şekiller vardı, bahçeye baktığımda ise tertemizdi, ilerde ise çok yaşlı olan bir ağaç vardı, onun altında ise bir masa ve bir kaç sandalye vardı eminim ki sıcak dönemlerde orada yemek yiyorlardı, yukarı tekrar baktığımda ise kocaman bir teraz vardı, etrafda askerler vardı sıkı bir güvenlik vardı, buradan şimdiden korkmaya başlamıştım... Arabadan indiğimiz de daha çok gerilmeye başlamıştım, at arabası gözden uzaklaşırken, ne yapacağımı düşünüyordum ve sonuç aynı yere çıkıyordu, beklemek.
Bu yerde içime sınmeyen bir şey vardı, ne olduğunu bilmiyorum ama kötü bir enerji bu kasabada da vardı ama burada daha yoğundu, hislerimden asla süpelenmemeyi öğrendim, cadı olmak ise buydu sanırım kendinden emin olmak ve her zaman insanların konuşmalarına değil ruhuna önem vermekti burada ise tüm insanlar siyah bir aura yayıyordu.